Varroa’dan daha hızlı çoğalabilen Tropilaelaps mercedesae için son iki yılda yayımlanan çalışmalar önemli bir mücadele stratejisine işaret ediyor: Akarın yavruya bağımlılığını hedefleyen kontrollü yavru kesintisi ve doğru zamanda uygulanan formik asit. Gürcistan’da 2025 yılında gerçekleştirilen ve 2026’da yayımlanan yeni çalışma ise formik asidin kapalı yavru gözlerindeki Tropilaelaps’a karşı dahi çok yüksek etkinlik gösterebildiğini ortaya koyuyor.
Türkiye arıcılığının uzun yıllardır en önemli paraziter sorunlarından biri Varroa destructor. Ancak son yıllarda Asya’dan batıya doğru ilerleyen başka bir akar artık yakından izleniyor: Tropilaelaps mercedesae.

Bu akarın Türkiye açısından önemi artık teorik bir risk olmanın da ötesine geçmiş durumda. Uluslararası Arıcı Birlikleri Federasyonu Apimondia, 14 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı açıklamada, 26 Temmuz 2026’da Artvin bölgesindeki bir bal arısı kolonisinde Tropilaelaps ile uyumlu akarların gözlendiğini bildirdi. Apimondia aynı zamanda bunun henüz Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi hükümet doğrulaması olarak sunulmadığını özellikle vurguluyor. Açıklamada söz konusu bölgede karantina başlatıldığı da belirtiliyor.
Dolayısıyla bugün için en doğru yaklaşım, Türkiye’deki durumu resmi laboratuvar doğrulaması ve sürveyans sonuçlarıyla takip etmek. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Merkez Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü Parazitoloji Laboratuvarı da T. clareae, T. koenigerum ve T. mercedesae dahil Tropilaelaps akarlarının teşhisini WOAH standartlarına göre yapabildiğini bildiriyor.
Varroa’dan daha hızlı ilerleyebilen bir akar
Tropilaelaps mercedesae, yaşam döngüsünün büyük bölümünü gelişmekte olan bal arısı yavruları içerisinde geçiriyor. Yavru gözleri kapanmadan hemen önce hücreye giren dişi akar burada çoğalıyor; larva ve pupalar üzerinde beslenerek gelişen arılara ciddi zarar verebiliyor.
2024 yılında Scientific Reports‘ta yayımlanan Tokach ve arkadaşlarının çalışması, T. mercedesae‘nin Varroa destructor ile birlikte bulunduğu kolonilerde Varroa’dan daha başarılı üreyebildiğini ve koloniyi daha hızlı baskı altına alabilecek bir biyolojiye sahip olduğunu vurguluyor.
Aynı çalışmada hiç mücadele uygulanmayan kolonilerde yavru gözlerindeki Tropilaelaps infestasyonu yalnızca 60 gün içerisinde %0,40’tan %15,25’e yükseldi. Başka bir ifadeyle, başlangıçta oldukça düşük görünen bir infestasyon yaklaşık üç yavru döngüsü içerisinde koloniyi tehdit edebilecek seviyeye ulaşabildi. Bu özellik Tropilaelaps ile mücadelede belki de en önemli mesajı veriyor: Erken teşhis edildiğinde müdahale için zaman kaybedilmemeli.
Fakat akarın önemli bir zayıflığı var: Yavruya bağımlı
Tropilaelaps’ı Varroa’dan ayıran en önemli biyolojik özelliklerden biri, ergin bal arıları üzerinde uzun süre beslenememesi.
Araştırmalar, akarın uygun yaştaki bal arısı larvalarına ulaşamadığında birkaç gün içerisinde açlıktan ölebileceğini gösteriyor. Tokach ve arkadaşlarının çalışmasında, en az 3,5 günlük uygun larvaya erişemeyen akarların üç gün veya daha kısa sürede ölebildiği belirtiliyor.
Daha da önemlisi, tamamen yavrusuz bir kolonide ana arı yeniden yumurtlamaya başlasa bile, yeni yumurtanın Tropilaelaps’ın beslenebileceği uygun larva dönemine gelmesi yaklaşık 6,5 gün sürüyor. Böylece akar biyolojik olarak oldukça kritik bir zaman aralığına giriyor.
Araştırmacılar bu zayıflığı kullanarak çok basit bir soru sordular:
Kolonide geçici olarak yavru üretimini durdurursak Tropilaelaps’ı kontrol edebilir miyiz?
Sonuç dikkat çekiciydi.
24 günlük ana arı kafesleme yöntemi
2023 yılında Chiang Mai Üniversitesi’nde gerçekleştirilen deneyde toplam 51 adet ana arılı Apis mellifera kolonisi kullanıldı. Koloniler kontrol, yalnızca yavru kesintisi, yavru kesintisi + formik asit ve yavru kesintisi + oksalik asit gruplarına ayrıldı. Yavru kesintisi oluşturulan kolonilerde ana arılar çalışmanın başlangıcında yakalanarak kovan içerisinde 80 × 33 × 12 mm ölçülerindeki QCC tipi ana arı kafeslerine alındı. Kafes, yavrulu peteğin alt-orta bölümünden uygun büyüklükte bir parça çıkarılarak peteğin içerisine yerleştirildi ve çerçeve kuluçkalığın merkezinde tutuldu.
Ana arılar 24 gün boyunca kafeste tutuldu.
- günde kafesler çıkarıldı ve ana arılar yeniden serbest bırakıldı. Bu tarihte yavru kesintisi uygulanan kolonilerde kapalı işçi arısı yavrusu kalmamıştı.
Böylece Tropilaelaps’ın barınabileceği ve çoğalabileceği kapalı yavru gözleri ortadan kaldırılmış oldu.
Yalnızca yavru kesintisi bile son derece etkiliydi
Denemenin 60. günündeki sonuçlar oldukça çarpıcıydı.
Kontrol kolonilerinde yavru infestasyonu %15,25’e yükselirken, yalnızca yavru kesintisi yapılan kolonilerde yaklaşık %0,10, yavru kesintisi + oksalik asit grubunda yaklaşık %0,11 düzeyinde kaldı.
Yavru kesintisi + formik asit grubunda ise 60. gündeki incelenen kapalı işçi yavru gözlerinde Tropilaelaps tespit edilmedi.
Yapışkan taban sonuçları da aynı eğilimi gösterdi. 60. günde kontrol kolonilerinde günlük tahmini akar düşüşü 15,48 akar/24 saat iken yavru kesintisi uygulanan gruplarda değerler 0,2 akar/24 saatin altında kaldı.
Bu nedenle araştırmacılar yavru kesintisinin Tropilaelaps mücadelesinin temel stratejilerinden biri olabileceği sonucuna ulaştılar.
Ancak çalışma önemli bir uyarı da içeriyordu:
Akar tamamen yok edilemedi.
Yani 24 günlük yavru kesintisi akar popülasyonunu dramatik biçimde azaltmasına rağmen bazı kolonilerde çok düşük sayıda akar yaşamaya devam etti veya çevredeki kolonilerden yeniden infestasyon meydana geldi.
Bu nedenle araştırmacılar, yeni bulaşmış bir bölgede tek koloninin değil arılığın tamamının birlikte ele alınmasının gerekebileceğine dikkat çekti.
2026’da Gürcistan’dan çok önemli yeni sonuçlar geldi
2024 çalışmasının ardından mücadele konusunda önemli bir soru ortaya çıktı: Tropilaelaps kapalı yavru gözlerinde bulunurken formik asit onu öldürebilir mi? Bu soruya güçlü bir yanıt 2026 yılında Veterinary Parasitology dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmadan geldi. Irakli Janashia ve arkadaşlarının:
“Timing matters: Seasonal variations in the efficacy of formic acid treatments against the honey bee parasites Tropilaelaps mercedesae and Varroa destructor in the Caucasus” başlıklı çalışması Batı Gürcistan’da gerçekleştirildi.
Bu çalışma Türkiye açısından özellikle önemli. Çünkü deney Tayland gibi tropikal bir bölgede değil, Batı Gürcistan’ın nemli-subtropikal koşullarında ve modern arıcılık yönetimi altında gerçekleştirildi. Koloniler modifiye Dadant kovanlarında tutuldu ve deneyler Ağustos ve Ekim 2025 dönemlerinde yapıldı.
Araştırmacılar iki farklı formik asit esaslı ürünü, Formic Pro® ve Muraviinka®, hem T. mercedesae hem de V. destructor üzerinde karşılaştırdı.
Buradaki en önemli nokta, araştırmanın yalnızca kovandan düşen akarları değil, formik asidin yani yavru gözü içerisindeki etkinliğini incelemesiydi.
Tropilaelaps formik aside şaşırtıcı derecede duyarlı çıktı
2026 çalışmasının sonuçlarına göre her iki formik asit uygulaması da hem Ağustos hem de Ekim döneminde T. mercedesae üzerinde hızlı ve neredeyse tam mortalite oluşturdu. Aynı zamanda yavru gözlerindeki Tropilaelaps infestasyonu da sıfıra yakın değerlere indirildi.
Ağustos denemesinde Formic Pro yaklaşık 2,5 gün içerisinde tam mortaliteye ulaşırken, Muraviinka’nın aynı etkiye ulaşması yaklaşık 2,5–5 gün sürdü. Ekim döneminde ise her iki uygulamada da yaklaşık 2,5 gün içinde neredeyse tam Tropilaelaps mortalitesi görüldü.
Bu bulgu önemli.
Çünkü Tropilaelaps yaşam döngüsünün büyük bölümünü pupa kapaklarının altında geçirdiği için birçok temas etkili akarisit akarın bulunduğu yere yeterince ulaşamıyor. Formik asit ise uçucu yapısı nedeniyle kapalı yavru gözlerine nüfuz edebilme özelliğine sahip.
2024 çalışması da formik asidin Tropilaelaps kontrolünde umut vadeden kimyasallardan biri olduğunu göstermişti; 2026 Gürcistan çalışması ise bunun ılıman kuşağa yakın gerçek saha koşullarında da geçerli olabileceğini çok daha güçlü biçimde ortaya koyuyor.
İlginç biçimde Varroa aynı derecede hassas değildi
Yeni çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri de iki akarın formik aside aynı şekilde cevap vermemesi.
Tropilaelaps mercedesae her iki mevsimde de formik aside son derece duyarlı iken Varroa destructor üzerindeki etkinlik daha değişken ve mevsime bağımlıydı.
Varroa mortalitesindeki anlamlı artış özellikle Ekim ayında, yani daha serin koşullarda belirginleşti. Buna rağmen Varroa kontrolü Tropilaelaps’ta olduğu kadar tam olmadı.
Çalışmada yavru yaşının da iki akar üzerinde farklı etki gösterdiği belirlendi.
Genç yavru dönemlerinde Varroa’nın hayatta kalma oranı daha yüksekti; bu durum özellikle Muraviinka uygulamasında belirgindi. Buna karşılık Tropilaelaps’ın formik aside duyarlılığı yavrunun yaşından önemli ölçüde etkilenmedi. Bu nedenle aynı kovanda birlikte bulunan Varroa ve Tropilaelaps’a karşı mücadelede:
“Birine etkili olan uygulama diğerini de aynı ölçüde kontrol eder”
varsayımı doğru olmayabilir.
Araştırmacıların “zamanlama önemlidir” başlığını seçmelerinin temel nedenlerinden biri de bu.
Peki 24 günlük ana arı kafeslemeye hâlâ ihtiyaç var mı?
2026 çalışması formik asidin Tropilaelaps’a karşı çok yüksek etkinliğini gösterdiği için doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor:
Formik asit bu kadar etkiliyse neden koloniyi 24 gün yavrusuz bırakalım?
Bu iki çalışma aslında birbirinin alternatifi olmaktan çok birbirini tamamlıyor.
2024 çalışması, Tropilaelaps’ın yavruya bağımlılığını hedefliyor ve 24 günlük ana arı kafeslemesiyle akarın biyolojik yaşam döngüsünü kırıyor.
2026 Gürcistan çalışması ise kapalı yavru mevcutken bile formik asidin akar üzerinde son derece yüksek etkinliğe sahip olabileceğini gösteriyor.
Bu nedenle mevcut bilimsel bulgulardan hareketle en güçlü yaklaşımın tek bir yönteme dayanmak yerine entegre mücadele olduğu düşünülebilir.
Bu benim iki çalışmanın birlikte değerlendirilmesine dayanan yorumumdur; henüz Türkiye için doğrulanmış resmi bir uygulama protokolü değildir. Bu nedenle, farklı bölgelerde farklı protokollerin üzerinde çalışılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Erken ve düşük düzeyde tespit edilen infestasyonlarda, sıcaklık ve ürün etiketi koşulları uygunsa formik asit temelli hızlı müdahale önemli bir araç olabilir. Yoğun veya yerleşmiş infestasyonda ise kontrollü yavru kesintisi, akarın üreme döngüsünü kırarak mücadeleyi güçlendirebilir.
Özellikle eradikasyon hedefleniyorsa 24 günlük ana arı kafesleme + yavru kesintisi + uygun zamanda onaylı formik asit uygulaması + arılık düzeyinde takip üzerinde araştırılması gereken güçlü bir model olarak ortaya çıkıyor.
Formik asitte en kritik konu: sıcaklık
Formik asidin etkili olması onun risksiz olduğu anlamına gelmiyor.
2024 Tayland çalışmasında ortam sıcaklıkları 30 °C’nin üzerine çıktığında, yavru kesintisi + formik asit uygulanan kolonilerin ergin arı popülasyonunda azalma gözlendi. Araştırmacılar yüksek sıcaklıklarda formik asit uygulamasının koloni üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine özellikle dikkat çektiler.
2026 Gürcistan çalışması da formik asit mücadelesinin mevsim, çevre koşulları ve koloni durumuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bu durum Türkiye için özellikle önemli.
Artvin ve Doğu Karadeniz’in yaz koşulları ile Trakya, Ege, Akdeniz veya Güneydoğu Anadolu’nun yaz koşulları birbirinden çok farklıdır.
Dolayısıyla Gürcistan’da başarılı olan bir zamanlama veya ticari ürün protokolünün Türkiye’nin tamamına doğrudan uygulanması bilimsel olarak doğru olmayacaktır.
Yeniden bulaşma en az tedavi kadar önemli
Yeni makalenin dikkat çektiği diğer konu koloninin yeniden akar almasıdır.
ScienceDirect’taki makale özetinde ve araştırmanın öne çıkan sonuçlarında, Tropilaelaps’ın hızlı yeniden bulaşmasının entegre mücadele gerektirdiği özellikle belirtiliyor. 2024 çalışmasında da benzer bir durum görülmüş; başlangıçta çok düşük seviyelere indirilen akarların daha sonra yeniden tespit edilmesi, çevredeki koloniler arasında akar taşınmasının mümkün olabileceğini düşündürmüştü.
Bu nedenle Tropilaelaps mücadelesinde yalnızca:
“Bu kovana hangi ilacı uygulayalım?” sorusunu sormak yeterli olmayacaktır.
Asıl soru:
“Bu arılıkta ve çevresindeki arı hareketlerinde akarın yaşam döngüsünü ve yayılmasını nasıl kırabiliriz?” olmalıdır.
Türkiye arıcılığı için bilimsel nasıl bir yol haritası düşünülebilir?
Bugünkü bilimsel veriler bir arada değerlendirildiğinde Tropilaelaps için mücadele zincirinin temelinin erken teşhis, hızlı resmi bildirim, hareket kısıtlaması, arılık düzeyinde değerlendirme, akarın üreme döngüsünün kesilmesi ve uygun zamanda etkili mücadele olması gerektiği görülüyor.
Türkiye’de bir koloni veya arılıkta Tropilaelaps şüphesi ortaya çıktığında bireysel arıcının koloniyi başka bir bölgeye taşıması veya gelişigüzel kimyasal uygulama yapması, hastalık/zararlı yayılımının değerlendirilmesini zorlaştırabilir.
Özellikle Artvin gibi gezginci arıcılık hareketlerinin epidemiyolojik önem taşıyabileceği bölgelerde sürveyansın yalnızca tek bir arılıkla sınırlandırılmaması kritik olacaktır.
Apimondia da 14 Ağustos 2026 tarihli açıklamasında Türkiye’deki bildirimin ardından önleme, erken teşhis ve hızlı müdahalenin temel stratejiler olması gerektiğini vurguluyor.
İki araştırmanın ortak mesajı
2024 ve 2026 çalışmalarını birlikte değerlendirdiğimizde Tropilaelaps mücadelesi açısından çok önemli bir biyolojik fırsat ortaya çıkıyor.
Tropilaelaps mercedesae son derece hızlı çoğalıyor.
Ancak aynı zamanda iki önemli zayıflığı bulunuyor:
Yavruya çok güçlü biçimde bağımlı olması ve formik aside yüksek duyarlılık göstermesi.
2024 araştırması ilk zayıflığı hedefleyerek 24 günlük yavru kesintisinin akar popülasyonunu dramatik biçimde azaltabileceğini gösterdi.
2026 Gürcistan araştırması ise ikinci zayıflığı ortaya koyarak formik asidin, Tropilaelaps’ın en iyi korunduğu yer olan kapalı yavru gözlerinde bile hızlı ve neredeyse tam mortalite oluşturabileceğini gösterdi.
Bu nedenle Tropilaelaps Türkiye’de resmi olarak doğrulanırsa mücadelede yalnızca Varroa için yıllardır kullandığımız yöntemleri kopyalamak yeterli olmayabilir.
Yeni parazitin kendi biyolojisine göre hareket etmek gerekecek.
Tropilaelaps’ın gücü hızlı çoğalmasıdır; zayıflığı ise yavruya bağımlılığı ve formik aside yüksek duyarlılığıdır.
Bilim bize artık bu iki zayıflığın nasıl kullanılabileceği konusunda önemli ipuçları veriyor.
Türkiye’nin avantajı ise, akar yaygın ve kontrol edilemez hale gelmeden önce bu bilimsel bilgilerin mevcut olmasıdır.
Şimdi önemli olan erken teşhis sistemlerinin güçlendirilmesi, arıcıların Tropilaelaps’ı Varroa’dan ayırt edebilecek şekilde eğitilmesi, riskli bölgelerde sürveyans yapılması ve Türkiye koşullarına uygun entegre mücadele protokollerinin zaman kaybetmeden hazırlanmasıdır.
Yararlanılan bilimsel çalışmalar:
Tokach, R., Chuttong, B., Aurell, D., Panyaraksa, L. & Williams, G.R. (2024). Managing the parasitic honey bee mite Tropilaelaps mercedesae through combined cultural and chemical control methods. Scientific Reports, 14, 25677.
Janashia, I., Kovačić, M., Wilson, G., Uzunov, A., Costa, C., Chen, C. & Gill, M.C. (2026). Timing matters: Seasonal variations in the efficacy of formic acid treatments against the honey bee parasites Tropilaelaps mercedesae and Varroa destructor in the Caucasus. Veterinary Parasitology, 345, 110771.




Yorum bırakın