Varroa’nın Gerçek Diyeti !!!


Bal arılarıyla beslenen Varroa, küresel arıcılık sektörünün en büyük problemlerinden birisidir. Uzun zaman önce yapılan bilimsel araştırmaya dayanarak bilim insanlarına ve arıcılara, yıllar boyunca Varroa akarının arının kanıyla (hemolenf) beslendiği söylendi. Ancak Dr.Samuel Ramsey liderliğinde ekip; akarın ağız parçalarının ve sindirim sisteminin kan beslenmesine uygun olmadığını, akarın diğer akrabalarının da kanla beslenmediğini anladılar.

Peki bu Varroa tam olarak neyle ve nasıl beslenir?

Ramsey ve ekibi araştırmasına basit bir soru ile başladı: Varroa akarları sadece bir noktada mı besleniyor? Akarlar bal arıları ( Apis mellifera ) üzerindeki herhangi bir yerde kene gibi besleyebiliyorsa , muhtemelen arının vücudunun her tarafında bulunan bir dokuda beslenirler (hemolenf gibi). Bununla birlikte, akarlar sadece bir noktada beslenirlerse, belki o yere özgü bir dokuda beslenirler. Yapılan gözlemlerde, akarların yetişkin arıların yalnızca konakçılarının karın plakalarının altından beslendiği bulundu. Arının göğüs kafesi gibi vücudun diğer bölgelerinde akarlar tespit edilse de herhangi beslenme tespit edilmedi.

ABD Tarım Bakanlığı Araştırma Merkezi’nin (USDA-ARS) Maryland’deki Beltsville’deki Sistematik Entomoloji Laboratuvarı’nda araştırma entomologu ve Elektron ve Konfokal Mikroskopi Biriminde çalışan  Ron Ochoa ve ekibi , Varroa akarlarının sadece gelişmekte olan larva ve pupaların kanıyla beslendikleri fikrine ek olarak, akarların yetişkin arılarla beslenip beslenmediğini sorgulamaya başladılar. Bazı araştırmacılar, beslenmenin yalnızca larva ve pupa dönemindeki arılar üzerinde gerçekleştiğini düşündüler, çünkü yetişkin arılarda bulunması gereken varroa’nın beslenme yaralarını hiç görmediklerini belirttiler.

Araştırmacılar, akarların yemlendiği düşünülen bölgelerdeyken sıvı azot kullanılarak hem akar hem arı aynı anda donduruldu.  Akarların bal arıları üzerindeki kesin konumu, düşük sıcaklıkta taramalı bir elektron mikroskobunda görüntülendi. Donmuş arılar daha sonra mikroskobun altından çıkarıldı ve akarlar dikkatli bir şekilde arılardan ayrıldı. Arılar daha sonra mikroskoba geri döndü ve akarın bulunduğu yer görüntülendi.

Varroa akarlarının, arının karın plakaları arasındaki yumuşak zara çok sıkı bastırarak, bacakları ve palpleri yardımıyla  zarda ağız şeklinde bir yaraya dair farklı bir iz bıraktığı ortaya çıktı (Resim-1). Ek olarak, bu beslenme bölgesinde, ön ayaklardan gelen ambulacra (ayak pedleri), arıların zarına yapışmış halde kalmıştı. Bu işlem akarların beslendiği yer olduğunu kanıtlamak için 10 kez tekrarlanmıştır.

Varroa'nın beslendiği yerResim -1) Varroa’nın arının karın halkaları arasında bulunan yumşak dokudaki ısırığı (siyah okla işaretlenmiş). Sıvı azot uygulama sırasında doku üzerinde kalan varroa’nın ön ayak parçaları (beyaz okla işaretlenmiş).

Varroa karın halkaları arasında beslenirken

Resim 2- Varroa’nın arının karın halkalarının arasına girerek beslendiği pozisyonu (kırmızı renkte olan varroa akarı).

Yapılan araştırma; Varroa’nın nispeten kısa ağız bölümlerinin (200 mikron) arının içinde durduğunu ve bu alanın yağ vücut dokusu ve kan ile çevrili olduğunu ortaya koydu. Yine bu araştırmada; akarların yetişkin arılarla beslendikleri sonucuna varıldı. Ayrıca varroa akarlarının, memeli karaciğerine benzeyen, yağ kütlesi adı verilen ve besin yoğunluğu olan bir organ üzerinde beslenebileceği ortaya konuldu.

Vücut yağının tüketilip tüketilmediğini belirlemek için arının üzerine siyanoakrilat yapıştırıcı ile besleme akarı ekleyerek örnekler toplandı ve hazırladı. Daha sonra, transmisyon elektron mikroskobu (TEM) kullanılarak ultra ince kesitler elde edildi ve üzerinde çalışıldı. Akarların ağızdan sindirim yoluyla yağ vücut dokusunu çıkardığı konusunda net kanıtlar tespit edildi. Vücud yağının tüketilen birincil doku olup olmadığını belirlemek için arının kanını (sarı) ve yağ gövdesini (kırmızı) etiketlemek için iki flüoresan biyosit içeren bir diyet üretildi. Araştırmada akarların dış iskeletlerini ağartmak için protokoller geliştirdi ve iç yapıların görüntülenmesi sağlandı.

Vücutlarının iç kısımları görünür hale gelen arılar daha sonra aç Varroa’ya maruz bırakıldı . Sarı aralığında çok az fark edilir floresan ile parlak kırmızı floresan sindirim sistemleri ile akarları görüntülendi. Biyositlerin doğru dokuları boyadıklarından emin olmak için, her arı, akarların içindeki floresansla karşılaştırmak için parçalara ayrıldı ve görüntülendi. Bu çalışma, varroa akarların öncelikli olarak yağ vücut dokusunu kullandığına dair en açık kanıtı sağladı.

Araştırmada; yetişkin arılarda açıkça tüketilen bu dokunun larva ve pupa gelişiminde tüketilen aynı doku olduğundan emin olmak istendi. Bu ilişkiyi belirlemek için , ergin olmamış bal arılarının gelişdiği kuluçka gözlerini taklit eden yeni bir in vitro yetiştirme sistemi geliştirildi. Varroa akarın konukçusunu taklit etmek için yeşil pupalar inşa edildi. Oluşturulan gruplar farklı dokulardan oluşan akar diyetleriyle beslendi. Sadece bal arısı hemolenfiyle beslenen akarlar hızlı bir şekilde aç kaldı ve çok az yumurta üretti.  Bununla birlikte, sadece vücut yağı ile beslenen akarlar, diğer akar gruplarına göre daha iyi yaşadılar ve çok daha fazla yumurta ürettiler. Bu araştırmalar, Varroa’nın kan besleyici olmadığı, daha çok yağ ile beslendiği sonucuna varmak için gereken en son kanıtı sağladı .

Daha fazla bilgi için : https://www.pnas.org/content/116/5/1792 den faydalanabilirsiniz.

Ağaçları Kesmeden Bal Arısı Kolonilerinin Kovanlara Alınması Tekniği


Özet: Ulaşılması zor olan yerlerden yabani bal arısı kolonilerini, bal arılarının davranış biyolojisinden faydalanarak modern kovanlara aktarabiliriz. Tecrübelerimize dayanarak daha önce yayınlanmış metod üzerinde değişiklikler öneriyoruz.
BEES SETTLED IN INACCESSIBLE PLACES
Abstract: We describe how wild hives in inaccessible places could be transferred into modern hives by taking advantage of honey bee behavior. Based on experience, we suggest modifications to a previously published method.

İnsanlar bal arılarının davranış biyolojisini çözdükçe, onları daha iyi yönetebilmek ve kovan başına düşen verimi arttırabilmek amacı ile birçok yöntem geliştirmişlerdir. Buna çok basit bir örnek verecek olursak; kovanı açmadan önce giriş deliğinden körük dumanı vermek, arıları kovan içinde bulunan depolanmış balı yemeye teşvik eder. Bu da arıcılara kovan içinde rahat çalışabilecekleri bir süre kazandırmış olur. Bu basit teknikle arıların doğada yangın çıktığında kovandan mümkün olduğu kadar balı kaçırmak için gösterdikleri davranıştan yararlanılmaktadır. Bu makalede sizlere, insanlar tarafından ulaşılması zor, ağaç kovukları, duvar araları vb. yerlerden yerleşik durumda bulunan bal arısı kolonilerinin yapıya ve çevredeki bireylere rahatsızlık vermeden modern kovanlara alınması yöntemini anlatacağım. Bu teknik, arının yuvasını nasıl tanıdığına ve ana arının nasıl kabul edildiğine dikkat edilerek geliştirilmiştir. Ulaşılması zor olan yerlerden yerleşik durumdabulunan kolonileri almada arıcılar düşme, zehirli kimyasal maddelere maruz kalma ve sokulma tehlikesi altında kalabilirler. Arıcı bu işi üzerine aldığında, peteklere ulaşsa bile arıları, balı ve kuluçkayı alabilmesi için çok gayret göstermesi gerekecektir. Bu tip kolonilerin öldürülmesinde kullanılan kimyasal maddeler, belli bir süre sonra çürüyen kuluçka ve peteklerde bulunan balın duvarın iç kısmına sızması yapı sağlığına olumsuz etki edecektir. Bu yüzden ergin arılar öldürülmeden ve balı taşıyarak aktarma yapmak gerekir. Arıların, kuluçkanın ve balın modern kovana aktarılmasında bir teknik önerilebilir. Kovuğun etrafındaki, ana girişin dışında bulunan bütün delikler titiz bir şekilde kapatılmalıdır. Kovuğun ana girişine tül teli keserek, bükerek konik şekle getirilmiş arı kaçıran yerleştirilmelidir (Şekil-1). Arı kaçırandan çıkan arılar yine aynı yerden kovuğa giremeyeceklerdir. Bunun yerine kovuğun ana girişinin hemen yanına uçuş platformu ile yan yana gelecek şekilde hazırladığımız modern kovandan gelen petek ve ana arının kokusunun geldiği kovana girmeyi tercih edeceklerdir. Hazırladığımız kovanda 2 veya 3 çerçeve arı ve ana arı yerleştirilebilir (M. V. Simith 1967, Crane,E. 1990).

Ağaçtan koloninin alınması

Şekil-1 İtina ile hazırlanmış arı kaçıran ve aktarma kovanı.

Fakat biz üzerinde bakıcı arısı olan kapalı gözlü yavrulu bir çerçeve ve koloninin büyüklüğüne göre boş çerçeve, kafes içinde bir ana arı verip 3 gün sonra ana arıyı serbest bırakarak da tekniği uyguladık. Birinci yöntemde verilen ananın savunması beraberindeki işçi arılara bırakılmış oluyor. Kovuktan aldığımız kolonilerin işçileri ile
modern kovanın işçileri karıştıkça ana arı da kabul edilmiş oluyor. İkinci yöntemde ise bakıcı arılara ve kovuktan alınan koloniye yabancı yeni üretilmiş bir ana kullanılabiliyor. Kullandığımız ana arı kafesi ise arılar alışana kadar ana arıyı korumuş oluyor. Daha sonra, bir ay içinde kovukta bulunan kuluçkadan çıkan işçi arılar yine bizim modern kovanımıza dahil olacaklardır. Şimdi artık kovuğun ağzından konik arı kaçıranı çıkarmanın zamanı gelmiştir. Kovanımızda bulunan tarlacı arılar kovuğun içindeki balı bularak modern kovanımızın içine taşıyacaklardır. Kovuğun içinde bulunan ana arı sonunda mutlaka ölecektir. Çünkü kovuğun içine besin gelmesi duracak, arı sayısı gittikçeazalacak ve belli bir süre sonra ana arı kovuktan çıkıp diğer kovana girmek istese bile diğer modern kovanda bulunan işçiler tarafından öldürülecektir. Bal taşıma işi tamamlandıktan sonra aynı kovuğa bir daha başka bir oğul yerleşmemesi için kapatılmalı ve modern kovanımız arılığa taşınmalıdır. Bu teknik uygulanırken ana arının kabulü, arıların çıkışı ve bal aktarımı önce iki gün arayla, daha sonra haftada bir izlenmelidir.Biz bu yöntemi Puerto Rico Üniversitesi Gurabo Ziraat Üretim İstasyonunda yol kenarında geçişi engelleyen iki koloninin ve tarla içinde çalışmayı engelleyen bir koloninin alınmasında uyguladık. Arıcılarımız ulaşılması zor olan yerlerden bal arısı kolonilerini bu teknikle modern kovanlara aktarırlarsa arı işletmelerini ekonomik yönden güçlendirebilirler. Üstelik doğal zenginliğimizin yok edilmesini hem de yerleşim ve çalışma sahalarında bulunan insanların bal arıları tarafından rahatsız edilmelerini engellemiş olacaklardır.

KAYNAK: CRANE,E. 1990. Bees And Beekeping,Science,Practice And World Resources. s:166-167, Comstock Publishing Associates a division of Cornell University Press. Ithaca,New York.
TEŞEKKÜR:
Yöntemin uygulanmasında ve makalenin editörlüğünde yardımlarından dolayı T.Giray’a,
Ziraat Üretim İstasyon’u müdürü Manuel Diaz’ateşekkür ederim.

Bu yazım  2002 yılının Ağustos ayında Uludağ Arıcılık Dergisinde Yayınlanmıştır.

 

Bal Arısı Isırığının Sırları


Varroa’ya karşı daha önce bilinmeyen bir bal arısı savunma silahı ve insanlar için potansiyel yeni bir doğal anestezik madde keşvedildi.

Araştırmacılar, bal arılarının ısırmanın yanı sıra ısırmayı ve ısırmanın doğal bir anestezik madde içerdiğini keşfetti. Anestezik madde, bal arılarının sadece balmumu güvesi ve parazitik varroa akarı gibi zararlıları savuşturmasına yardımcı olmakla kalmadığını, aynı zamanda insan tıbbında kullanım için büyük potansiyele sahip olduğunu belirtti.  Bal arısının ısırmasıyla keşfedilen ve Atina Üniversitesi’nde ölçülen doğal anestezi, birçok gıdada bulunan ve bazı böcekler tarafından salgılanan, ancak daha önce hiç anlaşılmadığı anlaşılmayan doğal bir bileşik olan 2-heptanon’dur (2-H).

Geleneksel anestezik maddelerden daha düşük toksisiteye sahip doğal olarak oluşan bir madde olan, 2-heptanon büyük potansiyel göstermekte. Vita araştırma şirketi , bileşiğin lokal anestezik madde olarak kullanılmasını şimdiden patentli ve daha da geliştirmek için ilaç ortakları arıyor.

Yakın zamana kadar, araştırmalar 2-heptanonun ya savunma yanıtlarını tetikleyen bir bal arısı alarmı feromonu olduğunu ya da bir çiçeğin daha önce ziyaret edildiğini işaret eden diğer yiyecek arayan arılara bilgi veren kimyasal bir işaret olduğunu gösteriyor gibiydi. Yeni araştırma gösteriyor ki, 2-heptanon küçük böcekleri ve varroa akarını  felç ediyor. Bir yılana benzeyen bal arısı, düşmanını ısırmak için mandibulalarını kullanır ve sonra anestezi vermek için 2-heptanonu yaranın içine salgılıyor. Bu, bal arısının düşmanı kovandan çıkarmasına, varroa’yı da üzerinden düşürmesini sağlıyor.

Kaynak: Papachristoforou A, Kagiava A, Papaefthimiou C, Termentzi A, Fokialakis N, Skaltsounis A-L, et al. (2012) The Bite of the Honeybee: 2-Heptanone Secreted from Honeybee Mandibles during a Bite Acts as a Local Anaesthetic in Insects and Mammals. PLoS ONE 7(10): e47432. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0047432

 

Muğla Bal Arısında (Apis mellifera anatoliaca) Amerikan Yavru Çürüklüğü Hastalığına Karşı Direnç Geliştirilmesi


Devrim OSKAY [1] Mert KÜKRER [2] Aykut KENCE [3]

ÖZET

Bal arıları, yabani ve kültüre alınmış bitkilerin tozlaşması için önemlidir. Bal arısı hastalıkları ve zararlıları yaygın kullanılan kimyasallara karşı dirençli hale gelmiştir. Kovandaki hastalıklara karşı sürekli güvenle antibiyotik kullanımı akılcı metot değildir. Farklı çalışmalar, bal arılarının hijyenik davranış gibi genetik olarak belirlenmiş hastalık direnç karakterlerinin olduğunu göstermiştir. Bu çalışmadaki amacımız Muğla bal arısı (Apis mellifera anatoliaca) için Amerikan Yavru Çürüklüğü hastalığına genetik olarak direnç geliştirilmesiydi.

Çalışmada, Muğla ilinden 200 Muğla arısı (A. m. anatoliaca) kolonisi toplanmıştır. Koloniler genetik metotlar kullanılarak tanımlanmıştır. 30 mikrosatelit belirteç kullanılarak yürütülen genetik tanımlama çalışmalarında Türkiye çapında 18 ilden 250 örnek içinde çalışmada yer alan Muğla arılarının konumu belirlenmiştir. Koloniler standart Langstroth kovanlarda tutulmuşlardır. Deney kolonileri standart arıcılık pratik teknikleri kullanılarak yönetilmiştir. Koloniler her yıl Nisan ayında hijyenik davranış için 2 defa değerlendirilmişlerdir. Hijyenik davranışı ölçmek için kuluçkayı iğne ile öldürme tekniği kullanılmıştır. 100 adet kapalı kuluçka gözleri sayılmış (a) bu gözlerdeki arılar iğne kullanılarak öldürülmüştür. Uygulamanın yapıldığı petek koloniye verilmiş ve 24 saat sonra temizlenmeden kalan göz sayısı(b) kayıt edilmiştir. Hijyenik Davranış (HD) balarıları tarafından temizlenmiş ölü kuluçka sayısının öldürülen kuluçka sayısına bölünmesiyle hesaplanmıştır. HB= a-b/a x 100

En az iki ölçümde %95’in üzerinde hijyenik davranış gösteren koloniler damızlık olarak seçilerek ana arı üretiminde kullanılmıştır. Kız kardeş ana arılar, kolonilerden şansa bağlı olarak toplanmış erkeklerden 10 µl semen ile yapay tohumlanmışlardır. Kapatılmış toplum ıslah programı kullanılmıştır.

Çiftleşmedeki kontrol (yapay tohumlama) ile 3 yıl sonra hijyenik davranış artışı 2012 yılında %43’e, 2013 yılında %63’e ve 2014 yılında %91.7’e yükselmiştir. Hijyenik davranış oranı 2012, 2013 ve 2014 arasında önemli derecede farklı çıkmıştır (P≤0.001). Sürüde hijyenik davranış karakterinin kalıtım derecesi 1. ve 2. yıllar arasında 0.32, 2.ve 3. yıllar arasında ise 0.77 bulunmuştur. Okumaya devam et “Muğla Bal Arısında (Apis mellifera anatoliaca) Amerikan Yavru Çürüklüğü Hastalığına Karşı Direnç Geliştirilmesi”

Bal Arısı Ek Beslemesinde Sorunlar ve Çözüm Önerileri


Özet

Bal arıları, yabani ve kültür bitkilerinin tozlaşması ve ürünleri için gereklidir. Bu yüzden arı kolonileri ülkemizde ve dünya üzerinde yönetilmektedir. Böcek ilaçları, genetik çeşitliliğin daralması ve hastalıklar arı sayılarının düşmesinin nedeni gibi görülmektedir. Beslenme stresi diğer bir neden olabilir. İklim değişimleri, yaşam ortamı kaybı ve şiddetli tarım arıların yiyecek kaynaklarının azalmasına neden olmaktadır. Bu ek stres onların böcek ilaçlarına ve hastalıklara olan direncini azaltmaktadır. Bu makale arıcılara; bal arısı kolonilerinin yönetiminde çeşitli karbonhidrat ve protein ek besinlerinin rolü ve bal arısı besleme gereksinimlerinin verilmesi amacıyla yazılmıştır.

Problems and Solution Proposals on Honey Bee Supplementary Feeding

Abstract

Honey bees are essential for pollination of wild and cultivated plants, and honey bee products. Therefore bee colonies are managed in our country and all over the world. Pesticides, restriction of genetic variation and diseases seem to draw the most attention as the cause of declining bee numbers. Nutritional stress could be another reason. Climate changes, habitat loss and intensified agriculture lead to diminishing food resources for bees. This additional stress lowers their resistance to pesticides and diseases. This article is written to give beekeepers an overview of honey bee nutritional requirements and the role of various carbohydrate and protein supplements in the management of honeybee colonies.

Giriş

Son yıllarda Dünya’ da meydana gelen iklim değişimleri, doğada yaşayan canlı türlerini etkilediği gibi, çiçekli bitkilerle karşılıklı faydaya dayalı yaşamı olan bal arılarını da olumsuz etkilemiştir. Bu değişimler nedeniyle meydana gelen sıcaklık ve nem artışları veya azalışları, bazı bitki türlerinin yok olmasına, bölge değiştirmelerine, bitkilerde çimlenme hızı, çiçeklenme, nektar ve polen salgılama vb. fizyolojik faaliyetlerin üzerinde baskı oluşturmaktadır. (Winston 1987;Thuiller ve ark. 2005). Ayrıca; küresel toprak kullanımının değişmesi, tozlayıcılara yiyecek sağlayan ve çiçeklenen bitkilerin çeşitliğinin ve bolluğunun azalmasına neden olmaktadır (Biesmeijer ve ark. 2006; Kleijn ve Raemakers 2008). Bal arılarının tarımda kullanılan pestisitlere maruz kaldığı ve bununda arı sağlığı üzerinde baskı oluşturduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir (Kurupke ve ark 2013;. Mullin ve ark. 2010).

Bal arısı hastalık ve zararlılarının sayısının giderek artması ve bunların mücadelesinde kullanılan kimyasallara karşı oluşan direnç ve kimyasal kalıntı problemi arı sağlığını ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. İklim değişimleri nedeniyle doğada bulunan veya ziraatı yapılan bitkilerdeki nektar ve polen salgılanmasının azalması veya olmaması; bal arısı kolonilerinde açlığa ve yavru yetiştirme faaliyetlerinin durmasına neden olduğu gibi, besin eksikliği nedeniyle de ergin ve yavru arıların bağışıklık sisteminin zayıflamasına, hastalık ve zararlıların kolonilerde daha hızlı ve kolay etkili olmasına neden olmaktadır.

Arıcılık sektöründe; bal arısı kolonilerinin ilkbahar aylarında yüksek arı populasyonları geliştirmesinde, ilkbahar bölmelerinin oluşturulmasında, sonbaharda kuluçka oluşumunu sağlayarak kışa genç işçi arı populasyonu ile girilmesinde, ana arı ve erkek arı yetiştirilmesinde, zirai ilaç zehirlenmesinden sonra kolonilerin arı populasyonunun sağlanmasında, açlığın önlenmesinde polen ve bal ikame beslemesi yapılmaktadır.

Günümüzde bal arısı kolonilerinin besin eksikliğinin olumsuzluklarından etkilenmemesi için, doğada nektar ve polen akımının olmadığı dönemlerde ekonomik, farklı teknik ve yem ham maddeleriyle hazırlanmış arı şurubu ve keki gibi alternatif besin kaynaklarıyla arı besleme çalışmaları önem kazanmıştır.

Bu yazıda, bal arılarında ek beslemenin önemi, Türk Standartları Enstitüsünde yer alan arı keki standartlarındaki eksiklikler, kullanılan yem katkı ve hammaddelerin arı beslemesine olumlu ve olumsuz etkileri irdelenmeye çalışılmıştır.

 

  1. Arı Keki Standartlarındaki Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Türk Standardı Enstitüsü (TS 12064, 1996) tarafından hayvan yemleri kapsamında bal arısı keki standardı oluşturulmuştur. Bu standart incelendiğinde; arı keklerinin içerdiği ham maddeye göre 5 grupta sınıflandırıldığı bilinmektedir. Bunlar “Sade, Proteinli, Vitaminli, Polenli ve Kompoze” keklerdir. Bu gruplarda kullanılması önerilen hammaddelerin; bal (süzülmüş), polen, pudra şekeri, süt tozu (yağsız), soya unu (yağsız), bira mayası (kuru), vitaminler (A, B kompleksi, C, E ve K3) ve mineral maddeler (P, K, Ca, Mg) olduğu belirtilmiştir.

Bal arıları ihtiyaç duydukları proteini doğadaki çiçeklerin polenlerinden karşılarlar. Koloni için polen; ana arının daha fazla yumurtlayarak yavrulu alanlarını arttırması için gereklidir. Ayrıca işçi arıların arı sütü salgılama bezlerinin, beyin, uçuş kasları vb. organlarının gelişmesini, bağışıklık sistemi proteinlerini oluşturarak arıların hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlar. Hoffman ve ark., (2010) da yaptıkları çalışmada, proteinli arı kekleriyle beslenen arılardaki virüs düzeylerinin hiç beslenmeyenlere göre daha düşük düzeyde olduğunu, beslemede kullanılan proteinli arı keklerinde bulunan proteinlerin bağışıklık sisteminde rol oynadığını belirtmiştir. Bunun yanında arıların patojenlere karşı geliştirdikleri bireysel bağışıklık sistemlerinin parçası olan ve arıların kanında bulunan antimikrobiyal peptitlerin proteince zengin beslenmeyle ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır (DeGrandi-Hoffman ve Chen 2015).

Ülkemizde arı keki standardında; proteinli arı keki sınıfının içerdiği protein kaynaklarının; ‘’süt tozu (yağsız) ve soya unu (yağsız)’’, protein düzeyinin ise en az % 0,2 olması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre piyasada ticari olarak satışı yapılan arı keklerinin etiketlerinde beyan edilen protein kaynaklarının süt tozu (yağsız) ve soya unu (yağsız), protein düzeyinin ise % 0.4 olduğu görülmektedir. Farklı coğrafi bölgelerdeki 24 arı keki üreticisi ve kek kullanan 175 arıcı ile yapılan bir anket çalışmasında arı keki üretiminde kullanılan hammaddeler incelendiğinde Fruktoz (%30) + Pudra şekeri kullananların oranı %19.5, Bal+ Pudra şekeri+Süttozu+Arı Vitamini kullananların oranı %18.7, Glikoz+ Pudra şekeri +Süt tozu + Soya unu kullananların oranı ise %16.8 olarak tespit edildiği bildirilmiştir (Tutkun, 2008). Herbert ve Shimanuki (1978) yaptıkları araştırmada, sütte bulunan laktozun bal arılarına zehir etkisi yaptığını bildirmişlerdir. Son yıllarda Dünyada yapılan çalışmalara bakıldığında; süt tozunun arı keklerinde polene alternatif protein kaynağı olarak kullanılmadığı dikkat çekmektedir. Yine 1970’li yıllarda arı beslenmesinde yoğun olarak kullanılan soya ununun, günümüzde genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) olmasından dolayı artık arıcılığı gelişmiş ülkelerde arı keki formüllerinde yer almadığı bilinmektedir. Büyükuslu (2012) genetiği değiştirilmiş Soya ile besleme deneylerinde soya ile beslenen farelerin yavrularının bazılarının doğumdan 3 hafta sonra öldüğünü, diğerlerinin normalden küçük oldukları ve agresif davranışlar gösterdiklerini, ayrıca bu tür soya ile beslenen farelerin karaciğer hücrelerinde ve pankreaslarında problemler çıktığını belirtmiştir. Proteinli arı keki polen ikamesi olarak kullanıldığında, arı keki standardında yer alan protein düzeyinin (en az % 0,02) bal arısının ihtiyaç duyduğu protein düzeyinden çok düşük kaldığı görülmektedir. Bu nedenle proteinli arı keki standardında belirtilen protein düzeyinin yükseltilmesi, arı sağlığı için GDO’suz, bitkisel protein kaynaklarının kullanılması ve bu konuda Ar-Ge çalışmalarına hız verilmesi gerekmektedir.

Piyasada satışı yapılan arı keki veya arı yemlerinin yapımında kullanılan bal ve polen, Amerikan Yavru Çürüklüğü, Nosema vb. hastalık etmenleri içerebilir. Bu hastalıkların ülke içerisinde yayılması ve buna bağlı olarak da koloni kayıplarına neden olması durumu göz önünde bulundurulduğunda; arı keki veya arı yemi üretiminde bal ve polen kullanılacak ise mutlaka sterilizasyon işlemi uygulanmalıdır. Bu işlem Gamma ışını ile yapılmakta olup; sterilize edilecek olan bal ve polene uygulanması gereken en uygun dozun 10 kGray olması gerektiği ve bu dozun balda enzim aktivitesini istatistiki olarak önemli düzeyde düşürmediği Baggio ve ark. (2005)’ nın yaptığı çalışmada ortaya konmuştur. Ülkemizde gıda ürünlerinde sterilizasyon işlemi Ankara ve İstanbul’ da bulunan mevcut ışınlama tesislerinde gerçekleştirilebilmektedir.

Trakya Bölgesi’nde elde edilen balların kalite özelliklerinin belirlenmesi üzerine yapılan çalışmada; toplanan bazı bal örneklerinde yüksek oranlarda nişasta tespit edildiği bildirilmiştir (Turan, 2012). Arı keki üretiminde kullanılan pudra şekerine hile olarak daha az maaliyetli nişasta katıldığında; polisakkarit yapıda olan nişasta bal arısı tarafından sindirilemediği için nişastanın doğrudan bala geçtiği düşünülmektedir.

  1. Şurupla Beslemede Karşılaşılan Problemler ve Çözüm Önerileri

Bal arıları yüksek miktarda bal, şeker şurubu veya çiçek nektarı gibi karbonhidratları tüketirler (Winston 1987). İşçi arılar karbonhidrat metabolizması ürünlerini doğadan nektar, polen, Propolis ve su toplamada kullanır (Kunidea ve ark. 2006). Karbonhidratlar ayrıca hücre solunumunda, termoregulasyon ve hareket gibi fiziksel aktivitelerde yakıt olarak kullanılır (Chapman 2013).

Arıcılar, doğada nektar akımının yeterli olmadığı dönemlerde ve bal hasadı yapıldıktan sonra kolonilerini karbonhidrat içerikli ikame yemlerle beslerler (Brodschneider ve Crailsheim 2010). Bu genellikle sakkoroz şurubu, invert şeker şurubu ve nişasta bazlı  şuruplardır (LeBlanc ve ark.2009). Mannoz, galoktoz, laktoz gibi şekerlerin bal arısı için toksik etkisi bulunmaktadır (Barker ve Lehner 1976; Barker 1977). Bunlara ek olarak bir diğer toksik madde ise Hidroksimetil Furfural (HMF) dır. HMF, şeker içerikli yiyeceklerin (bal, şeker şrubu, bal, meyvesuyu vb.) ısıtılması ve uygun olmayan depolama şartlarında muhafazası sonucu oluşan, kaliteyi olumsuz yönde etkileyen kimyasal bileşendir (Alabdeen Makawi ve ark. 2009; LeBlanc ve ark. 2009; Zirbes ve ark. 2013). Zirbes ve ark. (2013)’de 2009-2010 yılları arasında Belçika’da anormal koloni kayıplarının tespit edildiğini, yapılan incelemelerde kolonilere kış besini olarak pancardan yapılmış invert şurup verildiğini ve şuruplarda 475 mg/kg üzerinde HMF tespit edildiğini bildirmişlerdir.

Şeker pancarından üretilmiş sakkoroz şurubunun hazırlanmasında kullanılacak olan su kaliteli olmalı ve sterilizasyon amacıyla kaynatılmalıdır. Daha sonra su soğumaya bırakılmalı ve sıcaklık 50-60 0C ye ulaştığında 1/1 veya 1/2 ölçek olacak şekilde pancardan yapılmış kristal şeker eklenip karıştırılarak şekerin su içerisinde çözülmesi sağlanmalıdır. Şekerin su ile birlikte kaynatılmamasının nedeni; şekere yüksük sıcaklık uygulanması sonucu oluşan HMF (Hidroksimetil Furfural) toksik maddesinin oluşmasını engellemektir. HMF içeriği yüksek olan şuruplarla ve ballarla beslenen arıların zehirlenerek öldükleri bilinmektedir. Zirbes ve ark. (2013)’de arıcıların evlerinde hazırladığı sakkoroz içerikli şeker şurubuna sirke ve limon suyu eklemelerinin şurupta HMF’yi arttırdığını belirtmiştir. LeBalanc ve ark. (2009)’da bal arılarını kafeslerde 57, 100, 150, 200 ve 250 mg/kg HMF dozlu yüksek fruktozlu şeker şurubuyla beslemişler  ve 250 mg/kg HMF dozlu şeker şurubuyla beslenen arıların istatistiki olarak önemli düzeyde düşük hayat uzunluklarına sahip olduklarını belirtmişlerdir.

2.1 İnvert Şeker Şurubu

Kristallendirilmiş sakkarozun suda çözünerek hidroliz yöntemiyle kısmen indirgenmesinden elde edilen ve invert şeker oranı kuru maddede ağırlıkça %50 den fazla olan sulu sakkaroz çözeltisine invert şeker şurubu denir. (Türk Gıda Kodeksi, 2006).

İnvert şeker şurubunun kokusuz olması; doğada nektar akımının olmadığı dönemlerde yapılan arı beslemesinde, bal arılarının yağmacılık davranışını önlediği ve uzun süre kovan yemliğinde fermantasyona uğramadan kalabildiği bilinmektedir. Nosema vb bağırsak hastalıklarının oluşmasına neden faktörlerden birisi de fermantasyona uğramış şeker şurubunun arılar tarafından tüketilmesidir. İnvert şeker şurubu kullanıldığında, şuruptan kaynaklı nosema hastalığı gözlenmez. Ayrıca invert şeker şurubu, Çanta yemlik kullanılan kovanlarda arıların boğularak telef olmasını da engeller.

İki farklı yöntemle invert şeker şurubu üretilmektedir (Mirjanic ve ark. 2013). Asit ve yüksek sıcaklık yoluyla hazırlanan şeker şurubu, yüksek sıcaklığa çıkarılır ve Tartarik asit gibi asitlerle muamele edilerek disakkarit yapıdaki sakkorozun monosakkarit yapıdaki glikoz ve fruktoza parçalanarak indirgenmesi sağlanır. Enzim ve düşük sıcaklık yoluyla hazırlanan şeker şurubunda ise sakkaroz, düşük sıcaklıkta enzimle (invertaz) muamele edilerek glikoz ve fruktoza indirgenir.

Özcan ve ark. (2006) bal arılarını doğal bal, sakkaroz şurubu ve sakkoroz’un asit ve yüksek sıcaklık ile muamele edilmesiyle üretilen invert şeker şurubu ile beslemişlerdir. Beslenme sonucu elde edilen ballarda, asit ile muamele edilerek invert yapılan şuruptan üretilen ballardaki HMF miktarının; sakkaroz şurubu yedirilerek elde edilen ballardaki HMF miktarından  yaklaşık 20 kat daha fazla bulunduğu bildirilmiştir. Bu farklılığın; sakkarozun invert edilirken asit ile muamele edilmesi için gerekli olan yüksek sıcaklıktan kaynaklandığını belirtmişlerdir.

Mirjanic ve ark. (2013) bal arılarının beslenmesinde baldan sonra en sağlıklı beslemenin enzim ile üretilmiş invert şurup olduğunu belirtmişlerdir. Yaptıkları çalışmada; kafeslerde besledikleri arıların hayat uzunluklarını ölçmüşlerdir. Buna göre Tartarik asitle yapılan invert şurupla beslenmiş arıların ortalama 12 gün, enzim ile invert yapılan şurupla beslenmiş arıların ise 24 gün yaşadıklarını bildirmişlerdir. Çalışmada enzimle invert edilmiş şurubun arı beslenmesinde baldan sonra gelen en kaliteli besin olduğu belirtilmiştir.

Yapılan çalışmalara göre; arıcıların arılarını şeker şurubu ile beslemeleri gereken dönemlerde, şekerin yüksek sıcaklık ile işleme tabi tutulmayan tekniklerle hazırlanmış şuruplarla beslemeleri gereklidir. Arı şurubunu yüksek sıcaklığa maruz bırakmadan invert şurup hazırlamanın en sağlıklı yolu; invertaz enzimi ile düşük sıcaklıklarda hazırlanan şeker şurubudur.

2.2.Mısır’dan Elde Edilen Şurup

Mısırdan elde edilen şuruplar; yaygın olarak Sodyum Hidroksit (Na OH) ve Hidroklorik (HCL) asitleri kullanılarak mısır nişastasının glikoz ve fruktoza çevrilmesi ile elde edilir. Son yıllarda bu metoda genetiği değiştirilmiş bakteri, α-amilaz, glukoamilaz ve kimyasallar da eklenmiştir (LeBlanc ve ark., 2009). Ucuz olduğu için insan ve arı beslenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat mısır nişastasından elde edilen şurupların insanlarda obezite, diyebet ve yüksek tansiyon gibi sağlık problemlerinin gelişmesinde rol oynadığı bir çok araştırma ile rapor edilmiştir (Bocarsly ve ark., 2010; Ferder ve ark., 2010; Nseirm ve ark., 2010)

Sammataro ve Weiss (2013) de yaptıkları araştırmada iki grup koloniyi şeker pancarı şurubu ve mısır şurubu ile beslemişlerdir. Mısır şurubuyla beslenen grup ortalama 4571.63 cm2 petek işlerken şeker pancarı şurubu ile beslenen koloniler ortalama 7916.7 cm2 petek işlemişlerdir. Yine aynı araştırmada kış aylarında şeker pancarından yapılmış şurupla beslenen koloniler, mısır şurubuyla beslenen kolonilerden bahar aylarında daha fazla kuluçka yetiştirmişlerdir. Kasım ve Nisan ayları arasında Şeker pancarı şurubuyla beslenen kolonilerdeki ortalama arılı çerçeve sayısı 10 iken mısır şurubu ile beslenen kolonilerdeki ortalama arılı çerçeve sayısı 7,5 olmuştur. Yapılan çalışmalardan da anlaşılacağı gibi bal arısı beslenmesinde mısır nişastasından üretilen şeker şuruplarının arı beslenmesinde kullanılmasından kaçınılmalıdır.

  1. Vitaminler

Arı kolonisine doğadan taze polen geldiği sürece ve polen depoları yeterli düzeyde olduğunda koloninin vitamin ihtiyacı sağlanmış olur. Bakıcı arıların kuluçka yetiştirebilmesi için B grubu ve C vitaminlerinin gerekli olduğu bilinmektedir (Huang, 2012). Bal arılarınının sindirim yoluyla aldıkları vitaminlerin oynadığı rollerle ilgili yapılan çalışmalar sınırlı kalmıştır.

  1. Mineraller

Diğer böceklerde olduğu gibi potasyum, fosfat ve magnezyum bal arıları için gereklidir. Bal arılarına verilen yüksek düzeyde sodyum, sodyum klorür (tuz), ve kalsiyum zehir etkisi göstermektedir. Bal arıları için gerekli mineraller polenden ve nektardan sağlanabilir. Ayrıca Koyu renkli balların yüksek düzeyde mineral içerdiği bilinmektedir (Huang, 2012).

  1. Su

Bal arıları suyu iki amaç için kullanırlar. Birincisi kuluçka besininde bulunan balın seyreltilmesinde, ikincisi ise çevre sıcaklığı 35 0C’ yi geçtiğinde kanat çırparak petek gözlerindeki suyu buharlaştırıp kovan içini serinletmede kullanırlar. Bal arıları kış ayları boyunca su ihtiyacını, kış salkımında ürettikleri ısı ile havadaki nemin çarpışması sonucu örtü tahtasının alt kısmında oluşan damlacıklardan karşılayabilirler. Eğer kovanın havalandırması uygun olmazsa fazla oluşan su damlacıkları kış salkımındaki arıların üzerine damlayarak koloninin ölmesine neden olabilir. Arılar sodyum ve tuz ihtiyacını nektar ve polenden karşılayamadıklarında havuz, hayvan çiftlikleri ve köylerde açıkta bulunan üre içeren su kaynaklarına su tarlacılığı davranışı gösterdikleri bilinmektedir (Huang, 2012). Arıcıların arılıklarını temiz su kaynaklarının yakınında kurmaları veya arılığın içinde veya yakınında arılar için suluk kurmaları gereklidir.

  1. Gıda Boyaları

Yapılan çalışmalarda hem sentetik hem de doğal gıda boyalarının çeşitli organizmalar üzerinde toksik etkiler yaparak ömür uzunluğunu kısalttığı bildirilmektedir (Chung 1983; Mekkawy ve ark., 1998; Ito, 2000; Gao ve ark., 2011). Oral yolla Amarant ve Allura Red gibi kırmızı gıda boyaları ile beslenen gebe dişi ve erkek farelerde DNA hasarının uyarıldığı (Tsuda ve ark., 2001), Metilen Blue, Patent Blue ve İndigo Karmin gibi gıda boyalarının ise insan meme epitel hücrelerinde DNA hasarına sebep olduğu bildirilmektedir (Masannat ve ark., 2009).

Amerika Birleşik Devletleri, Almanya vb arıcılıkta gelişmiş ülkelerde bal arısı besleme ürünlerinde gıda boyası kullanılmadığı bilinmektedir. Ülkemiz Arıcılık sektöründe arı beslenmesinde arı keki ve invert şurup olarak kullanılıp ticari olarak satışı yapılan ürünlerde görünüşü değiştirmek amaçlı şuruba ve arı keklerine katılan gıda boyalarının bal arısı fizyolojisine, genetiğine ve davranışına olan etkileri ve öldürücü doz çalışmaları yapılmadan kullanılmamalıdır.

Sonuç

Dünyada ve ülkemizde bir çok kötü faktörün bir araya gelmesi sonucu bal arısı kolonilerinin üzerinde oluşan baskı yüksek düzeyde koloni kayıplarına neden olmaktadır. Bu kötü faktörlerden birisi de; bal arısı kolonilerinin stoklarında ve doğada nektar ve polen olmadığı zaman kullanılan bal ve polen ikame yemleri ve besleme teknikleridir. Nektar ve polenin kısıtlı olduğu dönemlerde koloniler uygun ikame yemlerle beslenmezse ana arının ve erkek arının üreme etkinliğinde düşmeler, işçi arıların yaşam sürelerinde azalmalar, bağışıklık sisteminde zayıflama ve bunlara bağlı olarak kolonilerin verimliliğinde azalmalar ve hatta koloni kayıpları görülebilmektedir. Bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için arıların beslenmesinde kullanılan ikame yemlerin içeriğinde kullanılan ham maddelere dikkat edilmesi gereklidir. Arı keklerinde kullanılan protein kaynaklarının bitkisel kökenli olmasına, bal ve polen kullanılıyorsa sterilize edilmesine, nişasta içermemesine, mısır nişastasından elde edilen şurupların kullanılmamasına, şeker şuruplarında HMF’nin düşük düzeylerde olmasına dikkat edilmesi gereklidir. Ar-Ge çalışmalarıyla ikame yemlerin besin içeriklerinin bal arılarının istekleri doğrultusunda arttırılmasına devam edilmelidir.

 

KAYNAKLAR

Alabdeen Makawi, S.Z., Taha, I.M., Zakaria, B.A., Siddig, B., Mahmod, H., Elhussein, A.R.M. and Gad Kariem, E.A. (2009). Identification of 5-hydroxymethylfurfural HMF in some sugar containing food products by HPLC. Pak.J.Nutr. 8:1391-1396.

Anonymus,. (1996). Bal Arısı Keki Standardı. Türk Standartlar Ensitüsü. ĠCS 65.140 TS: 12064.

Baggio, A. Walner, K., Piro, R. and Sangiorgi, E., (2005). Gamma radiation: a sanitating treatment of AFB-contaminated beekeeping equipment. Apiacta 40, 22–27.

Barker, R.J. (1977). Some carbohydrates found in pollen and pollen substitutes are toxic to honeybees. J.Nutr. 107:1859-1862.

Barker, R.J. and Lehner, Y., (1976). Glactose, a sugar toxic to honey bees, found in exudates of tulip flowers. Apidologie 7:109-112.

Biesmeijer, J.C., Roberts S.P.M., Reemer, M., Ohlemüller, R., Edwards, M., Peeters, T., Schaffers, P.A., Potts, G.S., Kleukers, R., Thomas, D.C., Settele, J., Kunin, E.W. (2006). Paralleldeclines in pollinators and insect-pollinated plants in Britain and the Netherlands. Science 313: 351-54.

Bocarsly M.E, Powell, E.S., Avena, N.M. and Hoebel, B.G., (2010). High-fructose corn syrup causes characteristics of obesity in rats: Increased body weight, body fat and triglyceride levels. Pharmacology Biochemistry and Behavior 97(1): 101-106. DOI: 10.1016/j.pbb.2010.02.012.

Brodschneider, R. and Crailsheim, K. (2010). Nutrition and Health in Honey Bees. Apidologie 41:278-294.

Büyükuslu, N., (2012). Genetiği değiştirilmiş organizmalar ve insan sağlığı üzerine etkileri, Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi, 21:26-29

Chapman, R.F., (2013). The Insects: Structureand Function. Cambridge University Press. 5th Edition, P:1-959

Chung, K.T., (1983). The significance, of azo reduction in the mutagenesis of azo dyes. Mutation Research, 114, 269-28.

DeGrandi-Hoffman, G. & Chen, Y. (2015). Nutrition, immunity and viral infections in honey bees. Curr. Opin. Insect Sci. 10, 170–176, 10.1016/j.cois.2015.05.007.

Ferder, L., Ferder, M.D. and Inserra, F., (2010). The role of high-fructose corn syrup in metabolic syndrome and hypertension. Current Hypertension Reports 12: 105-112.

Gao, Y., Li, C., Shen, J., Yin, H., An, X. and Jin, H., (2011). Effect of food azo dye Tartrazine on learning and memory functions in mice and rats, and the possible mechanisms involved. Journal of Food Science,76, 125-129.

Herbert, E and Shimanuki, H (1978). Consumption and brood rearing by caged honeybees fed pollen substitutes fortified with various sugars. Journal of Apicultural Research 17(1): 27–31.

Hoffman, D.G., Chen, Y., Huang, E. and Huang, H.M., (2010) The effect of diet on protein concentration, hypopharyngeal gland development and virus load in worker honey bees (Apis mellifera L.), Journal of Insect Physiology 56 p: 1184-1191.

Huang, Z. (2012). Honey Bee Nutrition. http://articles.extension.org/pages/28844/honey-bee-nutrition.

Kleijn D and Raemakers I. (2008). A retrospective analysis of pollen host plant use by stable and declining bumble bee species. Ecology 89: 1811-23.

Krupke, H.C., Hunt, J.G., Eitzer, D.B., Andino, G. and Given, K., (2013) Multiple Routes of Pesticide Exposure for Honey Bees Living Near Agricultural Fields. Plos One., 7: 1-8.

Kunieda, T., Fujiyuki, T., Kucharski, R., Foret, S., Ament, S.A., Toth, A.L., Ohashi, K., Takeuchi, H., Kamikouchi, A., Kage, E., Morioka, M., Beye, M., Kubo, T., Robinson, G.E. and Maleszka, R. (2006). Carbohydrate metabolism genes and pathways in insects: insights from the honey bee genome. Insect Molecular Biology 15(5): 563-576.

Ito, Y. (2000). Recent state and the investigation of daily intake of food additives in Japan-21 years (1976-1996). Food Sanitation Research, 50, 89-125.

LeBlanc, B.W., Eggleston, G., Sammataro, D., Cornett, C., Dufault, R., Deeby, T., and CyrSt., E. (2009) Formation of Hydroxymethylfurfural in Domestic High-Fructose Corn Syrup and Its Toxicity to the Honey bee (Apis mellifera). J. Agric. Food. Chem. 57:7369-7376.

Masannat, Y.A., Hanby, A., Horgan, K. and Hardie, L.J., (2009). DNA damaging effects of the dyes used in sentinel node biopsy: possible implications for clinical practice. The Journal of Surgical Research, 154, 234-238.

Mekkawy, H.A., Ali, M.O. and El-Zawahry, A.M., (1998). Toxic effect of synthetic and natural food dyes on renal and hepatic functions in rats. Toxicology Letters, 95,155-155.

Mirjanic, G., Gajger, I.T., Mladenovic, M., Kozaric, Z., (2013). Impact of different feed on Intestine Health of Honey Bees, XXXXIII International Apimondia Congress, Kyiv, Ukraine.

Mullin, C. A., Frazier, M., Frazier, J. L., Ashcraft, S., Simonds, R., & Pettis, J. S. (2010). High levels of miticides and agrochemicals in North American apiaries: implications for honey bee health. PLoS one, 5(3), e9754.

Nseirm, W., Nassar, F. and Assy, N., ( 2010). Soft drinks consumption and nonalcoholic fatty liver disease. World Journal of Gastroenterology 16: 2579-2588.

Özcan, M., Arslan, D.; Ceylan, A.D., (2006). Effect of inverted saccharose on some properties of honey. Journal of Food Chemistry. 99: 24-29.

Sammataro, D. and Weiss, M. (2013). Comparison of productivity of colonies of honey bees, A. mellifera, supplemented with sucrose or high fructose corn syrup. J. Insect Sci. 13:19.

Tsuda, S., Murakami, M., Matsusaka, N., Kano, K., Taniguchi, K. and Sasaki, Y.F., (2001). DNA damage induced by red food dyes orally administered to pregnant and male mice. Toxicological Sciences, 61, 92-99.

Thuiller, W., Lavorel, S., Araujo, B.M., Sykes,T.M, Prentice, I. C. (2005) Climate change threats to plant diversity in Europe. PNAS vol:102 No:23 P:8245-8250.

Tutkun, E., (2008). Standart Dışı Arı Keki Üretimine Bağlı Bal Arılarında Görülen Beslenme Bozuklukları Ve Toplu Ölümler, U. Arı Drg. Kasım, 124-126.

Turan, F., (2012). Kırklareli izole bölgesinde yaşayan Trakya Arısı (Apis mellifera carnica) kolonilerinden elde edilen balların kalite özelliklerinin belirlenmesi, Namık Kemal Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, S:82, Tekirdağ.

Winston, M.L. (1987). The biology of the honey bee. Harvard University Press, Cambridge, Massachusetts.

Zirbes, L., Nguyen, B.K., deGraaf, D.C., Meulenaer, B.D., Reybrroeck,W., Haubruge, E., Saegerman, C. (2013). Hydroxymethylfurfural: a possible emergent cause of honey bee mortality.  J. Agri. Food. 61:11865-11870.

Türk Gıda Kodeksi Şeker Tebliği 2006, Tebliğ No: 2006/40 ,Resmi Gazete Sayı: 26268.

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2006/08/20060823-7.htm

BALARILARININ TOPLUMUMUZ İÇİN DEĞERİ


Özet

Bildiğimiz gibi gezegenimizi birçok hayvan türüyle paylaşmaktayız. Balarısı insanoğlunu ilk tatlandırıcıyla tanıştıran özel bir böcektir. Onlar da bizim gibi topluluk halinde yaşarlar. Aynı zamanda arıların toplumlarının içinde iş bölümü vardır ve birbirleriyle iletişim kurabilirler. Arılar davranış ve biyolojinin diğer yönlerini çalışmak için mükemmel bir modeldir.

Diğer taraftan bal arılarının çiçeklenen bitkiler ile karşılıklı faydaya dayalı ilişkileri vardır. Arılar birçok bitki için çok etkili bir tozlaşma sağlayıcıdır. Doğada bir çok bitkiyi tozlaştırarak, nesillerinin devamını sağladiklari gibi, birçok ülkede değerli ürünlerin üretiminde çok önemli rol oynarlar. Bunların yanında, bal arıları bal, polen, arı sütü, bal mumu, propolis ve arı zehiri üretebilirler. Arı dostu arıcılarımız, arı kolonilerini yöneterek bize bu ürünleri ve bitkilerin tozlaşması hizmeti sağlarlar.

Abstract

THE VALUE OF HONEY BEES FOR OUR SOCIETY 

We share our planet with numerous animal species. Honey bee is a special insect for us. They provided the first sweetener for humans. Honey bees, like us live in a society. Bees also have a division of labor in their society. Honey bees can communicate with each other. Honey bees are an excellent model for studying behavior and other aspects of biology.

Other wise Honey bees have a symbiotic relation with flowering plants. They are very efficient pollinators for many plants. They play very important role in production of the valuable of crops in many countries. Honey bees can produce honey, pollen, royal jelly, wax, propolis and bee venom. These are very important products for our society. Beekeepers manage colonies and provide us these products and pollination services.

Giriş

Bal arısı, insanoğlunu ilk tatlandırıcıyla tanıştıran özel bir böcektir. Onlar da bizim gibi topluluk halinde yaşarlar. Oluşturdukları bu topluluğa “balarısı kolonisi” adı verilir. Bu koloni, anaarı, işçi arılar ve erkek arılardan meydana gelir. Normal koşullarda her kolonide ırka, mevsime göre sayıları değişmekle beraber, ortalama 50.000-100.000 arasında işçi arı, 500-1000 arasında erkek arı ve tek anaarı bulunur. Kolonide yiyeceklerin (polen ve bal), propolisin, suyun  toplanması, depolanması, yavruların beslenmesi, bal mumu salgılayarak peteklerin yapılması, anaarının beslenmesi, koloninin savunulması, kovanın temizlenmesi vb. koloni için yaşamsal olan görevleri işçi arılar yüklenir. Anaarı, kolonideki gelecek nesillerin oluşması için, günde yaklaşık kendi canlı ağırlığının iki katı kadar yumurta yumurtlayabilme ve salgıladığı feromonlarla kolonide bulunan işçi arıların işlerini düzenli yürütme özelliğine sahiptir. Erkek arıların görevi ise, ana arının çiftleşmesini sağlamaktır. Koloni içinde yaşanan iş bölümünün yanısıra, bal arıları birbirleriyle dans dili yoluyla iletişim kurarlar. Kovan dışında yiyecek kaynağı bulan işçi arı, bu kaynağın yerini, güneşin ve kovanın bulunduğu konumdan yararlanarak, kolonideki diğer işçi arılara yönü ve mesafeyi tarif etmek için, petek üzerinde dans eder. Balarılarının dans dilini ilk defa keşveden Avusturyalı araştırmacı Karl von Frisch 1973 yılında Nobel Ödülü almıştır. Bu sosyal özelliklerinden dolayı, bal arıları, davranış ve biyoloji biliminin diğer yönlerini çalışmak için mükemmel bir model canlı olma özelliğini üzerlerinde taşırlar.

Diğer taraftan, bal arılarının çiçeklenen bitkiler ile karşılıklı faydaya dayalı ilişkileri vardır. Arılar, bitkilerin çiçeklerinden karbonhidrat ve protein ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, nektar ve polen toplarlarken, bitkilerin kaliteli meyve ve tohum  üretebilmeleri için tozlaşmalarını sağlarlar. Tozlaşma; arıların tüy kaplı vücutlarına yapışan erkek üreme hücrelerini içeren polenlerin, diğer çiçeklerin dişi organlarının üzerine taşınmasıyla gerçekleşir. Bu olay sayesinde, doğada bir çok bitki tozlaşarak, nesillerinin devamını sağlarlar. Bunun yanında, ülkemizde ve daha birçok ülkelerde, insan yaşamı için gerekli değerli bitkisel ürünlerin üretiminde önemli rol oynarlar. Arıcılar, kolonileri bitkilerin çiçeklenme dönemlerinde, tarla ve bahçelerin yakınlarına yerleştirerek, tozlaşmayı sağlarlar.

Arıcılar, bal arılarını tozlaşma hizmetinin yanında, koloni yönetim tekniklerini kulanarak  bal, polen, arı sütü, bal mumu, propolis ve arı zehiri üretmek için yönetirler. Bu ürünlere kısaca göz attığımızda:

Bal

Bal, çiçeklerde bulunan nektarın veya bazı böceklerin bitkilerin kısımlarından yararlandıktan sonra salgıladıkları tatlı maddelerin, bal arısı tarafından alınarak vücutlarında bulunan enzimler yardımıyla bileşenlerinin değiştirilmesi ve petek gözlerinde olgunlaşması sonucunda meydana gelen besin maddesidir.

İnsanoğlu, binlerce yıldır balı, besin ve enerji kaynağı olarak kullanmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalarla balın, enzimatik ve enzimatik olmayan bir çok antioksidantlar, organik asitler, amino asitler ve proteinler bakımından zengin olduğu bilinmektedir (Aljadi & Kamaruddin, 2004; Al-Mamary, Al-Meeri, & Al-Habori, 2002; Gheldof & Engeseth, 2002; Gheldof, Wang, ve Engeseth, 2002; Schramm et al., 2003). Bal, bulundurduğu bu zenginlikler sayesinde, insanların kalp ve kanser hastalığına yakalanma riskini azaltır (The National Honey Board 2002). Balın, son yıllarda, bakterilere, iltihaplı yaralara ve güneş yanmalarına karşı da kullanıldığı bilinmektedir.

Polen

Polen, çiçeklerin üzerinde bulunan erkek organlar tarafından üretilen, erkek üreme hücrelerini içeren toz halindeki yapıdır. Polen, işçi arılar tarafından, arka çift bacakta bulunan ve polen sepeti olarak adlandırılan özel yapılar yardımıyla koloniye taşınır (Doğaroğlu 1999). Bal arıları, poleni; protein, vitamin ve mineral madde kaynağı olarak kullanırlar. Arı, ağız salgısıyla ıslattığı poleni, arka bacaklarında bulunan polen sepetçiğinde bir arada tutar. Bu, polene ayrı bir biyolojik zenginlik kazandırır. Ayrıca, polen, yapısında bulunan enzimler, koenzimler ,flavonoidler, karotenoidler vb. nedeniyle bir çok hastalığa karşı da doğal ilaç olarak kullanılmaktadır. Arıcılar, poleni, çeşitli şekillerde yapılmış tuzaklarla kolonilerden elde ederler. Tuzaklardan toplanan polenler kurutularak yada – 20 0C saklanarak tüketiciye sunulur.

Propolis :

Propolis; balarılarının, bitkilerin yaprak, tomurcuk, dal ve gövde kısımlarından günün sıcak zamanlarında, arka ayaklarında bulunan polen sepetçiklerinde koloniye taşıdıkları reçinemsi bir maddedir. Yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda, içerisinde 180 farklı bileşik bulunmuştur. Yapısında, %50 reçineli bileşikler ve balsamlar, %30 balmumu, %10 aromatik yağlar, %5 arı poleni ve kalan %5’lik kısmında flavonoidler, aminoasitler, B vitamini ve antibotik içermektedir (Yücel ve Akçiçek 2010). Bal arıları, propolisi, kovan çatlaklarını kapatmakta, uçuş deliklerinin daraltılmasında, kovanda bulunan çerçevelerin birbirine tutturulmasında, kuluçka petek gözlerinin sterilize edilmesinde,

kovana girdikten sonra öldürülen fakat ağırlığı nedeniyle kovandan atılamayan hayvanların, kötü mikro organizmal faaliyetlerini önlemede kullanırlar. Rengi açık sarıdan koyu kahverengiye kadar farklılık gösterebilir. Arıcılar, propolisi, kovan içerisindeki yerlerden kazıyarak veya propolis tuzakları kullanarak elde ederler.

Dünya üzerinde propolis, antibakteriyel, antiviral, antifungal, antioksidant, antiallerjik, antibiyotik, antiseptik, antikanser özelliğiyle tanınmaktadır (Fearnley 2001). Propolis, alkol, su, yağ, glikol’de çözündürülerek kullanılabilir. % 80 lik alkol içinde çözünen propolis en yüksek düzeyde antioksidan özelliği gösterir (Park ve Ikegaki 1998).

Arı Sütü

Arı sütü, genç işçi arıların beyinlerinin, arka kısmında bulunan, hypophyrngeal bezinden salgılanır. Kolonideki, genç larvaların ve ana arının beslenmesinde kullanılan zengin içerikli besin maddesidir. Anaarının döllü yumurtalarından çıkan larvalar, sadece arı sütüyle beslenirlerse bu bireyler ana arı olur. Eğer bu döllü yumurtalar, larva döneminde, arı sütü, bal ve polen ile beslenirlerse, işçi arılar meydana gelir. Bundan dolayı, arı sütü, koloni içerisinde bireylerin oluşmasına etkili bir faktördür. İşçi arılar ergin hale geldikten sonra bal ve polen ile beslenir.  Aktif dönemde ömürleri 35 gün ile kısıtlıdır. Ana arı, hayatı boyunca işçi arılar tarafandan salgılanan arı sütüyle beslenir. Yaşam süresi 7 yıla kadar çıkabilmektedir. Ayrıca, an arı, kolonide yoğun bir şekilde yumurta yumurtlama görevi üstlenmiştir. Anaarının üreme organlarının gelişmesinde ve kolonide gösterdiği performans larva döneminde tükettiği arı sütü miktarı ile bağlantılıdır. Bütün bu özelliklerinden dolayı, arı sütü, insanoğlunun dikkatini çeken bir besin maddesi olmuştur. İçerdiği esansiyel ve esansiyel olmayan aminoasitler, vitaminler, hormonlar ve bir çok biyolojik aktif maddeler sayesinde, değişik hastalıkların tedavisinde ve tedavilerin desteklenmesinde kulanılmaktadır.

Arı Zehiri

Arı zehiri; ilaç sanayiinde kullanılan bir kovan ürünüdür. İşçi ve ana arının, zehir bezlerinden salgılanır. Zehir kesesinde depo edilir. Bal arıları, sokma işlemini kovanlarını savunmak amacıyla gerçekleştirir. Bir kere sokan işçi arının zehir kesesi, sindirim organına bağlı olduğundan kopar. İğneye bağlı zehir kesesi sokulan yerde kaldığı için, arı kısa bir süre sonra ölür. Zehir, sokma işlemi sırasında, iğne yardımıyla deriye enjekte edilir. Sokulan bölgede ateşli şişliklere ve ağrılara neden olabilir (Chen ve ark.2006).  Tarlacı arının zehir kesesinde yaklaşık 100-150 mg zehir bulunur (Schumacher ve ark. 1989). Yapılan araştırmalar sonucunda arı zehirinde, enzimler, peptitler ve biogenik aminler den oluşan 18 farklı bileşen bulunmuştur. Bu bileşenlerin çeşitli ilaç özellikleri bulunmaktadır (Son ve ark 2007). Arı sokması sonucu bazı vakalarda alerjik reaksiyon görülebilir, hatta arı zehirine karşı alerjisi olan vakalarda, anafilaktik şok denilen ve tıbbi mudahale gerektiren durum ortaya çıkabilir . Arı zehiri, günümüzde özellikle arı zehirine karşı alerjisi olan insanların ve romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Arıcılar, arı zehirini elde etmek için, kovanların girişine yerleştirdikleri cam levhaların üzerinden geçirdikleri tele düşük voltajlı elektirik verirler. Arı bu tele değdiğinde elektrik şoku nedeniyle teli sokmaya çalışır. İğne, telin altında bulunan cam plakaya çarpar. Bu çarpma sonucu arının zehir kesesinde bulunan zehir camın üzerinde damlacık halinde kalır ve çok hızlı bir şekilde kurur. Daha sonra bu kurumuş zehir damlacıkları, cam plakanın üzerinden kazınır. Bu zehir toplama tekniğiyle yapılan uygulamada arılar ölmez.

Bal mumu

Bal mumu; işçi arının karın kısmının altında bulunan 4 çift salgı bezinden salgılanır. Kolonide yavruların yetiştirildiği, balın, polenin depolandığı, tarlacı arıların dışarıda buldukları yiyecek kaynaklarını kovanda bulunan diğer arılara tarif etmelerini sağlayan dans dilinin  uygulandığı, yüzey olarak  kullanılan petek, bal mumundan yapılır. Petek, ilk yapıldığında esnek ve beyaza yakın bir renktedir. Fakat kullanma süresine ve kovana gelen yiyecek kaynağına göre renk değişir. Polen biriktirilen petekler, zamanla daha sarımsı bir renk alır. Kuluçkada bulunan peteklerin daha koyu ve parlak renk alışının nedeni, birikmiş yavru zarları, propolis ve polendir. Bal mumu hidro karbonlardan ve ester bileşenleri ile küçük oranda serbest asitler ve alkollerden oluşur (Schmindt ve Buchmann 1993, Tulloch 1980). Kozmetik, ilaç ve dişçilik sektörlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Sonuç

Yaşantımızda vazgeçilmez önemi olan ürünlerinin yanı sıra, tarımsal bitkilerin tozlaşmasında etkili rol oynayan bal arıları toplumumuz için artan değere sahip olmaya devam edecektir.

Trakya bölgesi, yapılan ayçiçeği tarımı nedeniyle, ülkenin çeşitli yerlerinden gelen bir çok gezginci arıcının uğrak yeridir. Tekirdağ ilimizin Hayrabolu ilçesi bu özelliği üzerinde taşıyan merkezlerden birtanesidir. Ayçiçeğinin çiçeklenme dönemi olan Temmuz ayında, bölgede bulunan yerli ve gezginci arılar sayesinde,  tozlaşması sağlanarak, ürününün veriminde % 40’a kadar artış sağlanır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 2009 yılında yaptığı sayım sonucu, Hayrabolu’nun 43 köyünde arıcılık faaliyeti yapıldığı, bölgede bulunan yerli üreticilerin toplam 3063 arı kolonisine  sahip olduğu, senede 400 kg bal mumu, 460 ton bal üretildiği bilinmektedir. Bal arılarının ürünlerinden olan polen, arı sütü, arı zehiri ve propolisin bölgede üretilmemesi, koloni başına ortalama verimin 15 kg. civarında kalması, bölgenin yüksek miktarda bulunan üretim potansiyelinin tam olarak kullanılmadığının göstergesidir. Mevcut bulunan ürün potansiyelinin  çeşitliliğini ve verimini arttırmak için, bölge üreticilerine arıcılık ile ilgili yeni teknikler öğretilmeli, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Üniversite ve üretici birlikleriyle yapılacak projeleri desteklenmeli, bölgede bulunan yerli arı ırkının, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılık ve verim özelliğinin arttırılması için, ıslah programları oluşturulmalıdır (Oskay 2008). Bu konularda oluşturulacak arıcılık modelleri desteklenmelidir.

KAYNAKLAR

Aljadi, A. M., & Kamaruddin, M. Y. (2004). Evaluation of the phenolic contents and

antioxidant capacities of two Malaysian floral honeys. Food Chemistry, 85, 513–518.

Al-Mamary, M., Al-Meery, A., & Al-Habori, M. (2002). Antioxidant activities and

total phenolic of different types of honey. Nutrition Research, 22, 1041–1047.

Chen,N,Y., Li,C,K., Shang, D.N., Liu N,D.,Lu,M,Z., Zhang,W,J.,Ji,G,D.,Gao,D,G. Chen,J. (2006). Effects of Bee venom Peptidergic Components on Rat Pain-Related behaviors and Inflammation. Neuroscience 138 P:631-640.

Doğaroğlu, M.1999 Modern Arıcılık Teknikleri. Anadolu Matbaa&Ambalaj San. Tic.Ltd.Şt. İstanbul  , 1-296.

Fearnley, J. (2001) Bee Propolis Natural Healing from the Hive. ISBN 0 285 635220  Creative Print & Design Ltd. P:1-172.

Gheldof, N., & Engeseth, N. J. (2002). Antioxidant capacity of honeys from various floral sources based on the determination of oxygen radical absorbance capacity and inhibition of in vitro lipoprotein oxidation in human serum samples. Journal of Agricultural and Food Chemistry, 50, 3050–3055.

Gheldof, N., Wang, X. H., & Engeseth, N. J. (2002). Identification and quantification of antioxidant components of honeys from various floral sources. Journal of Agricultural and Food Chemistry, 50, 5870–5877.

Oskay, D. (2008) Protecting Diversity of Native Honey Bee Subspecies, Developing a Model on Colony Management and Breeding. Uludag Bee Journal 8 (2): 63-72

Park, K.Y. Ikegaki, M. (1998). Preparation of Water and Ethanolic Extract of Propolis and Evaluation of the Preparations. Biosci. Biotecnol. Biochem. 62 (11), 2230-2332.

Schramm, D. D., Karim, M., Schrader, H. R., Holt, R. R., Cardetti, M., & Keen, C. L. (2003). Honey with high levels of antioxidants can provide protection to healthy human subjects. Journal of Agricultural and Food Chemistry, 51, 1732–1735.

Schmidt, O,J. ve Buchmann (1993). The Hive and the Honey bee. Dadant &Sons Inc. Hamilton,Illinois,  P:960-966

Schumacher, MJ.,. Schmidt J.O, Egen W.B. (1989). Lethality of “killer” bee stings. Nature 337:413.

The National Honey Board. (2002). Honey – health and therapeutic qualities. Available from: http://www.nhb.org/download/factsht/compendium. pdf (1211 04).

Tulloch, A,P. (1980). Beewax-composition and analysis. Bee world .61 (2) :47-62.

Son,J,D., Lee,W,J. Lee,H,Y., Song,S,H., Lee,K,C.,Hong,T,J. (2007). Therapeutic Application of Anti-arthritis, Pain-releasing, and Anti-cancer Effects of Bee Venom and İts Constituent compounds. Pharmacology &Therapeutics. 115 P: 246-270.

Yücel, B. Akçiçek, E. (2010) Sağlığa Arı Ürünleri Penceresinden Bakış. Ballı Yazılar. Metro Kültür Yayınları. S:177-189.

 

Yazan:Yrd.Doç.Dr. Devrim Oskay

Not :Bu yazı 2010 yılında Hayrobolu’da düzenlenen Tekirdağ Değerleri Sempozyumunda sunulmuştur.

 

 

TÜRKİYE’NİN YERLİ BAL ARISI IRKLARININ KORUNMASININ ARICILIK SEKTÖRÜ AÇISINDAN ÖNEMİ


Özet

Türkiye 4,9 milyon koloni varlığı ve zengin genetik çeşitliliği ile morfolojik ve genetik olarak çok farlı arı ırkına ev sahipliği yapmaktadır. Ülkemiz zengin bitki florası ve topoğrafik özellikleri nedeniyle birçok arı ırkını barındırmaktadır. Günümüze kadar yapılmış bilimsel çalışmalarda 5 farklı yerli balarısı ırkının (A.m. anatoliaca, A.m. caucasica, A.m. syriaca, A.m carnica, A.m meda) varlığı bilinmektedir. Ancak gezginci arıcılık ve bölgeye adapte olmayan arı ırklarının bölgede bulunan yeli ırklarla melezlenmesi ırklarımızda genetik bozulmaya sebep olmaktadır. Genetik çeşitlilik, çevre koşullarına uyumun ve ıslah çalışmaların temel bileşenidir. Genetik çeşitliliğin korunması, hastalık ve zararlılara dirençli yüksek verimli damızlık arı üretimi için önemlidir.

Anahtar kelimeler: yerli bal arısı, ırklar, genetik çeşitlilik, koruma, ıslah

Importance of Protecting and Breeding Native Honey Bee Subspecies for Beekeeping Sector in Turkey

Turkey is home of many honey bee races which has the different morphological and genetic structure with rich genetic diversity and the presence of 4,9 million colonies. Anatolia has also rich favourable floral conditions and topographic. Scientific studies showed us that Turkey has 5 different native honey bee subspecies (A.m. anatoliaca, A.m. caucasica, A.m. syriaca, A.m carnica, A.m meda). Migratory beekeeping and mating inadaptable subspecies colonies cause trouble for genetic structure of native honey bee subspecies. Genetic diversity is fundamental component for breeding process and adaptation against different environmental conditions. Protecting native honey bee subspecies are important for sustaining genetic diversity and producing breeder queen bees with improved traits such a diseases and mite resistant.

Key Words: native honey bee, races, genetic diversity, protecting, breeding

Giriş

Bal arılarının en çok bilinen yararlarının başında bal, polen ve propolis gibi gıda ve farmakolojik değerleri gelir. Ancak ürettikleri ürünlerle insanoğluna besin madde sağlamalarının yanında polinizasyonla doğaya sağladıkları yararlar kat kat fazladır (Free, 1993, Morse and Calderone, 2000). Bitkisel üretimde özellikle çiçekli bitkilerin tozlaşmasında oldukça büyük önem arz etmektedirler. Örneğin çileklerde polinizasyonun %90’nı sinekler, kelebekler ve arılar gibi böcekler tarafından gerçekleştirilirken bu böceklerin %90’ını bal arılan oluşturmaktadır (Erdoğan ve Erdoğan 2009).

Geniş bitki örtüsü, uygun iklim koşulları ve topoğrafik özellikleri nedeniyle Anadolu, birçok arı ırkına ev sahipliği yapmaktadır (Adam 1983, Güler ve ark 1999). Ruttner (1988) Anadolu’yu ırk ve ekotipler açısından gen kaynağı olarak nitelendirmiştir. Anadolu (A.m. anatoliaca), Kafkas (A m caucasica), Suriye (A.m. syriaca), Trakya (A.m carnica), İran (A.m meda) gibi ırk ve ekotipler bunlardan birkaçıdır (Ruttner, 1988, Öztürk, 1990, Kandemir ve ark., 2006). Bunlardan, Anadolu arısı (A. m. anatoliaca) özellikleri itibariyle birbirinden farklılaşmış çok sayıda ekotipi içermektedir  (Bodenheimer, 1942; Adam, 1987; Ruttner, 1988). En önemli özelliklerinin başında değişken iklim koşullarına uyum, yüksek kışlama yeteneği, yön bulma kabiliyeti, kışı az bal tüketerek geçirme gelmektedir. Bu özelliklerin her biri geniş genetik varyasyona sahip olmasıyla açıklanırken, ayrı ayrı ırklarda var olabilecek birçok özelliğe tek başına sahip olması Anadolu arısını ayrı bir yere koymaktadır (Adam, 1987).

Dünya üzerinde bulunan tüm ırklar yaşadıkları bölgeye adapte olarak değişen çevre koşullarına uyum sağlamış ve çeşitli değişimler geçirmişlerdir. Bunun sonucu olarak da bölgeye özgü ekotipler oluşmuştur. Binlerce yıldan bu yana çeşitli doğal olaylara, hastalıklara ve zararlılara karşı kazanılmış çevre direnci ve adaptasyon genetik varyasyon açısından büyük öneme sahiptir.

Türkiye’de Bulunan Irk ve Ekotipleri Tanımlamaya Yönelik Yapılan Çalışmalar

Dünyada bulunan ırk ve ekotipleri tanımlamak ve sınıflandırmak amacıyla morfometri, aloenzim ve mitokondri DNA’sı gibi çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır (Bodeheimer, 1942; Adam, 1983; Ruttner, 1988; Doğaroğlu, 1982; Doğaroğlu ve ark., 1992; Güler ve ark., 1999). Uzun yıllar boyunca vücut ölçüleri, renk ve davranış özelliklerinden yaralanarak morfolojik tanımlama metotları kullanılmıştır ( Ruttner 1988, Kence 2006). Bal arılarında morfometrik karakterler açısından vücut iriliği, kanat eni ve uzunluğu, kanat açısı, kıl uzunluğu, bacak uzunluğu gibi dış görünüş özelliklerinden yaralanarak yapılan sınıflandırma en sık kullanılan bir yöntemlerden biridir. Çok sayıda araştırmacı tarafından ülkemizde bulunan ırk ve ekotipler tanımlanmaya çalışılmıştır. Güler’in (1999) Türkiye’nin bazı bal arısı (Apis mellifera L.) genotiplerinde verimi etkileyen morfolojik ve fizyolojik karakterleri belirlemeye yönelik yaptığı araştırmada Anadolu, Kafkas, Muğla, Gökçeada, Trakya ve Alata ırk ve ekotipleri seçilmiştir. Çalışma sonucunda fizyolojik karakterler (bal verimi, koloni populasyonu gelişimi ve kovan ağırlık artışı) yönünden genotipler arasındaki farklar önemli bulunmuştur. Aynı şekilde morfolojik karakterler açısından değerlendirildiğinde genotipler arasındaki farklar önemli düzeyde birbirinden ayrılmışlardır. Çalışmada verimlilik için bölgeye uygun ırk ve genotiplerin kullanılmasının önemi ortaya konmuştur. Güler (2001) tarafından yapılan bir başka çalışmada ise Artvin ili Borçka ilçesi Camili (Macahel) yöresi bal arıları 29 morfolojik karakter yönünden incelenmiş ve bu bölge arısının renk, uzun kanat, kısa bacak, orta uzunlukta kıl örtüsü, uzun dil özellikleri Kafkas arısı ile büyük bir benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Bazı morfolojik karakterlerin ise çevre adaptasyonu nedeniyle doğal süreçte bir takım değişimlere uğradığı düşünülmektedir. Güler ve Kaftanoğlu’nun (1999) aynı örnekler üzerinde yaptığı morfolojik analizde 20 karakter ( kanat boyutları, kanat damar açıları, tergum ve scutellum rengi ) değerlendirilmiş ve kanat ile ilgili 16 morfolojik karakterin 5’i hariç 11 karakterde gruplar arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde varyasyon belirlenmiştir. Çalışmada belirlenen kanat damar açılarının yüksek varyasyon gösterdiği ve ırklar arasında ayırıcı nitelik taşıdığı önceki çalışmalarla (Öztürk, 1990, Gençer ve Fıratlı, 1999 ) da desteklenmiştir.

Güler ve arkadaşları (1999) Kafkas (A. m. caucsica) ve Orta Anadolu’da yetiştirilen Anadolu (A. m. anatolica) arı ırkları ve Ege, Trakya, Gökçeada, Alata ekotipleri ile 31 morfolojik karaktere ilişkin biyometrik ölçümler yapmışlardır. Çalışmada, yapılan sınır grafiğinde Anadolu ve Muğla genotipleri arasında iç içe geçmelerin olmadığı, Muğla genotipinin Anadolu arısının bir ekotipi olduğu yargısının çokta doğru olmadığı görülmüştür. Denemede yapılan diskriminant fonksiyonunda genotiplerin kesin sınırlarla birbirinden ayrılması morfolojik olarak ne kadar geniş bir varyasyona sahip olduğunun göstergesidir.

Gençer ve Fıratlı (1999) Kafkas arısı ve Orta Anadolu ekotiplerinin morfolojik özelliklerini tanımlamaya yönelik yaptığı çalışmada Kırşehir, Beypazarı, Eskişehir, Çankırı ekolojilerinde yaşayan kolonileri seçerek 32 özellik yönünden Kafkas arısıyla karşılaştırmış ve birbirinden ayrılan yönlerini belirlemiştir. Çalışma sonucunda Kafkas ırkı ile Orta Anadolu (Kırşehir, Beypazarı, Eskişehir, Çankırı) ekotipleri tüm özellikler yönünden birbirinden belirgin biçimde ayrılırken Orta Anadolu ekotipleri içerisinde de farklılaşmalar ve ayrılmalar gözlenmiştir. Yapılan diskriminant analizi sonucu Kırşehir genotipinin diğer Orta Anadolu genotiplerinden ayrıldığı gözlenmiştir. Yine Orta Anadolu ekotiplerinin morfolojik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılan bir çalışmada (Karacaoğlu ve Fıratlı, 1998) Beypazarı ve Tokat ekotiplerinden Beypazarı ekotipi daha birörnek dağılım göstermiştir ve yapılan iç içe geçmelerin daha az oranda olduğu gözlenmiştir. Kandemir ve arkadaşlarının (2000) Türkiye’deki bal arısı populasyonlarında genetik ve morfometrik varyasyonu belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada Türkiye’nin 77 farklı bölgesinden aldıkları örneklerde 10 morfometrik karaktere ilişkin analizde Güler ve arkadaşları (1999) ile benzer sonuçlar elde etmişlerdir. Kandemir ve ark.(2005)’ı farklı bal arısı populasyonlarında morfometrik varyasyonu belirlemek üzere yaptıkları çalışmada Türkiye bal arısı populasyonlarında batıdan doğuya (Avusturya-Nahçıvan(Azerbaycan)) gidildikçe morfometrik karakterlerdeki değişimi gözlemlemişlerdir. Kırklareli, Edirne, Bolu ve Avusturya örnekleri aynı grupta yer alırken; Iğdır, Ardahan, Artvin, Kars örnekleri ve Nahçıvan ile Ankara örnekleri kendi başlarına birer grup oluşturmuşlardır. Çalışmada dikkat çekici bir başka nokta ise Kırklareli ve Avusturya populasyonlarının kübital indekslerinin benzer bulunmasıdır. Bu da Kırklareli arısının morfometrik olarak Anadolu arısı ırkının ekotipi olmadığının bir göstergesidir.

Bal arılarında morfolojik karakterler kullanarak ırk tanımlanmasına yönelik çalışmalar ucuz ve kolay olması nedeniyle çok sık kullanılmaktadır (Sheppard ve Smith, 2000). Ancak morfolojik karakterlerin çevresel etkiler ile değişebildiği bilinen bir gerçektir. Bu açıdan morfolojik karakterler kullanılarak yapılan çalışmaların yanında genetik olarak tanımlanması ihtiyacı doğmuştur. Bu amaçla en sık kullanılan materyal mtDNA iken, protein elekfrorezi gibi çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bal arıları, mtDNA materyali ile ilgili üzerinde en çok bilimsel çalışma yürütülen böcek grubudur. Bunun yanında protein elektroforezi ile alloenzim polimorfizmi konusunda araştırılan böceklerin ilklerinden sayılmaktadır (Mestriner 1969, Mestriner ve Contel 1972). Smith ve ark. (1997)’nın Türk bal arılarında mtDNA varyasyonunu incelediği çalışmada, Trakya bölgesinden alınan populasyonların %24 oranında A. m. carnica mtDNA haplotipi ile uyumlu olduğu sonucuna varmışlardır.

Ruttner (1988), bal arısı ırklarını Batı Akdeniz (M), Doğu Avrupa (C), Afrika (A) ve Orta Doğu (O) olmak üzere 4 grupta toplamıştır. Batı Avrupa ırkları (M), Afrika ırkları (A), Doğu Avrupa ırkları (C), ve A. m. meda, A. m. caucasica, A. m. syriaca, A.m. anatoliaca’nın da içinde bulunduğu Orta Doğu ırkları (O)’ dır. Özdil ve Yıldız (2008)’ ın mitokondriyel DNA bakımından Türkiye bal arılarını tanımladıkları çalışmada 20 farklı bölgeden örnek alınmıştır. Alınan örneklerde DraΙ restriksiyon enzimi ile kesim sonucu Türkiye bal arısı ırk ve ekotiplerinin Doğu Avrupa ve Akdeniz (C) genetik soyuna dahil olduğu sonucuna varılmıştır (Özdil ve ark, 2009a). Türk ve İran bal arılarının mitokondriyel DNA varyasyonlarının karşılaştırıldığı bir başka çalışmada ise (Özdil ve ark, 2009b) Türkiye’deki arı populasyonları ile birkaç İran arı populasyonu Doğu Avrupa ve Akdeniz (C) genetik soyuna ait olduğu sonucuna varılmıştır. Türkiye bal arısı populasyonları 6 farklı RFLP markeri ve anonim lokus bakımından Doğu Avrupa ve Akdeniz (C) genetik soyuna ait bulunmuştur (Özdil, 2007).

Türkiye bal arısı ırklarında populasyonları 4 enzim lokusu (Mdh, Pgm, Hk, Est) bakımından polimorfik bulunmuştur. Türkiye’de en fazla görülen alleller; Mdh65, Mdh100, Pgm75, Pgm100, Est100, Hk100 allelleridir (Kandemir ve ark. 1995, 2000, 2005). Ülkemiz bal arısı ırk ve ekotipleri ile yapılan morfometrik ve aloenzim varyasyonun tanımlanmasına yönelik çalışmalarda benzer sonuçlar elde edilmiştir (Darendelioglu ve Kence, 1992; Kandemir ve Kence 1995, Güler ve Kaftanoglu 1999, Güler ve ark. 1999, Kandemir ve ark.1995, 2000, Güler ve ark. 2002, Kandemir ve ark. 2003).

Ülkemiz bal arısı ırk ve ekotipleri bakımından geniş genetik çeşitlilik göstermesine rağmen ekonomik öneme sahip karakterler ıslah metotları ile geliştirilip, verimlilikleri yeterli düzeyde arttırılamamıştır. Günümüzde arıcılığı gelişmiş ülkeler, bal arısı populasyonlarını ekonomik değeri olan oğul verme eğilimi, hırçınlık, hızlı kuluçka gelişimi, bal verimi, hastalık ve zararlılara dirençlilik vb. özelliklerini ıslah çalışmalarıyla geliştirmektedir.

Bal arılarını diğer çiftlik hayvanlarından genetik ve fizyolojik olarak farklılık göstermektedir. Örneğin bal arılarında erkek arılar ana arının yumurtladığı dölsüz yumurtalardan meydana gelmekte ve tek kromozom setinden oluşmaktadır. Bununla birlikte yetiştirilen döller arasındaki sürenin kısa olması bal arılarını ıslah çalışmalarında diğer çiftlik hayvanlarından daha avantajlı konuma getirmektedir.

Doğada ana arılar ortalama 7-17 erkek ile birkaç hafta içerisinde çiftleşmektedir. Çiftleşme havada gerçekleştiği için ıslah çalışmaları yalıtılmış alanlarda ya da yapay tohumlama tekniği kullanılarak yapılabilmektedir. Dışarıdan arı girişlerinin olmadığı coğrafi bölgeler ıslah amacıyla kullanılabilinir. Ancak bu tür yalıtılmış alanların yaygın olmaması ve bu alanlarda istenen çiftleştirme kombinasyonu oluşturulamayacağından yapay tohumlama tekniğinin uygulanması ön plana çıkmaktadır. Erkek arılardan mikroskop ve enjektör yardımıyla toplanan spermlerin ana arının vajinasına enjekte edilmesi yapay tohumlama olarak tanımlanmaktadır (Oskay, 2008). Bal arısının genetiğinin, fizyolojisinin, koloni yönetimi, ana arı yetiştirme ve yapay tohumlama tekniklerinin bilinmesi, istenilen özelliklere sahip damızlık kolonilerin oluşturulmasında önemli bir yere sahiptir (Oskay, 2010).

Islah programlarında akrabalı yetiştirme teknikleri kulanılarak arı topluluğunda istenilen özellikler ön plana çıkarılabilmektedir. Bunun için kendine, bir erkek ile birden fazla ana arı, ana-kız, baba-kız, süper kızkardeş-super kız kardeş, tam kızkardeş-tam kızkardeş, yarım kızkardeş-yarımkızkardeş, kuzen çiftleştirmesi uygulamarı yaparak akrabalı yetiştirme programları kullanılarak bal arısı hatları oluşturulabilinir ve oluşturulan bu hatlar arasında melezlemeler yapılabilmektedir. Bu tip çalışmalar için çok sayıda koloni gerektiği gibi, akrabalılık krizi oluşma riski de görülebilmektedir (Laidlaw ve Page, 1997). Bu olumsuzlukların önlenmesi amacıyla Robert E. Page ve Harry H.Laidlaw tarafından 1985’de kapalı toplum ıslah programı geliştirilmiştir. Bu program göre 4-5 yıl süre içerisinde üzerinde çalışılan özellikler arzu edilen düzeye ulaşabilinir. Programa 35-50 koloni ile başlanabilir ve koloniler yıllık olarak, geliştirilmesi istenen özelliklerin performansları değerlendirilerek,  koloni sayısının %20 si kadar yüksek performans gösteren kolonilerden, bir kaç yüz ana arı yetiştirilebilinir ve topluluğu temsil eden erkek arılarla yapay tohumlama tekniği kullanılarak çiftleştirilinirler. Programda oluşturulan 200 kolonide işlem her yıl tekrarlanır. Yapılan çalışmalarda bu program ile, 20 yıl akrabalı yetiştirme krizi olmadığı görülmüştür (Laidlaw ve Page, 1997).

Sonuç

Ülkemiz dünya üzerinde bal arısı ırk ve ekotipleri bakımından genetik çeşitliliğin en fazla olduğu ülkedir. Yapılan çalışmalarda (Ruttner 1988, Adam 1983, Öztürk 1990, Güler ve ark 1999, Palmer ve ark. 2000, Kence, 2006, Kandemir ve ark., 2006,) ülkemizde 5 farklı arı ırkının olduğu belirlenmiştir.

Ruttner’ın yaptığı sınıflamada Anadolu arısı A. m. anatoliaca, A. m. caucasica, A. m. armeniaca ve A. m. adami ile birlikte Orta Dogu (O) grubunda yer almıstır (Ruttner 1992). Oysa mtDNA varyasyonuna ilişkin arastırma sonuçlarına göre A. m. anatoliaca, A. m. caucasica, A. m. carnica ve A. m. ligustica ile birlikte Dogu Avrupa (C) grubunda yer almaktadır (Garnery ve ark. 1993, Smith ve ark. 1997, Palmer ve ark. 2000, Kandemir ve ark. 2006a).

Türkiye, dünya üzerinde zengin bitki florası, uygun iklim özellikleri ve çeşitli arı ırklarıyla dünya üzerinde arıcılık faaliyetinin yapılabileceği ideal ülkelerden biridir. Ancak var olan bu avantajların değerlendirilmesinde gereken özenin gösterilmediği bir gerçektir. Koloni varlığı bakımından 5.339.224 koloni ile dünya sıralamasında ikinci sırada yer aldığımız halde 82 bin ton bal üretimi ile dünyada dördüncü sırada yer almaktayız. Kovan başına bal verimimiz ise 17 kg ile sınırlı kalmaktadır. (FAO, 2011) Bu da ülkemizde modern arıcılık tekniklerinin gerektiği gibi uygulanmadığının bir göstergesidir.

Ülkemizde bir bölgede yoğun olarak yetiştirilen ana arıların diğer bölgelere satışı, yurt dışından kaçak getirilen ana arılar, kontrolsüz melezlemeye sebep olacağından farklı bölgelerde yaşayan yerli ırklarımızın yaşadıkları bölgeye adaptasyon yeteneklerini bozacağı gibi hastalıkların yayılmasında da rol oynayacaktır. Bu da yerli gen kaynaklarımızın yok olması tehlikesini ortaya çıkarmaktadır.

Son yıllarda özellikle Trakya bölgesinde geniş alanlarda ekimine başlanan Kanola bitkisi çiçeklenme döneminde yüksek düzeyde nektar ve polen sağlaması nedeniyle göçer arıcıları bölgeye çekmektedir. Kanola’nın çiçeklenme döneminin Mayıs ayında olması, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen göçer arıcıların kovanlarında bulunan erkek arıların yerli kolonilerin ana arılarıyla çiftleşmesi ile yine kontrolsüz melezlemenin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Günümüze kadar bal arısı hastalık ve zarlılarla mücadelede kimyasalların yoğun olarak kullanılması hem arı hemde insan sağlığını olumsuz yönde etkilendiği, hastalık ve zararlıların kimyasalara karşı direnç geliştirdiği yapılan araştırmalar ile kanıtlanmıştır ( Evans, 2003, Pettis, 2004).

Yerli ırklarımızın yok olması tehlikesinin önüne geçebilmek, daha sağlıklı arı ve ürünlerini elde edebilmemiz için, ülkemizde yerli ırklarımızın bulunduğu alanlarda koloni yönetim ve genetik geliştirme programlarını izleyebilecek özel ya da devlet yapısında bulunan çekirdek merkezler kurulmalıdır (Oskay, 2008). Bu merkezlerde koloniler iyi yönetilmeli ve bünyelerinde saf olarak yerli arı topluluğu bulundurularak genetik kaynak korunmalıdır. Diğer taraftan oluşturulan arı topluluğu üzerinde ıslah çalışması yapılarak, oğul eğilimi, bal verimi, hırçınlık, hastalık ve zararlılara direnç gösterme vb. özellikleri geliştirilmelidir. Bu merkezler bölgelerinde bulunan diğer arıcılık işletmelerinin damızlık ana arı ihtiyaçlarını karşılamalı ve bu işletmelere damızlık ana arı yetiştirmeleri için teknik destek sağlamalıdır.

Bununla birlikte bu yerli arı topluluğundan oluşturulmuş diğer arı topluluğu üzerinde kapalı toplum genetik geliştirme programı uygulanmalıdır. Bu merkezler bulundukları bölgelerdeki üreticilere arıcılıkta koloni yönetim ve genetik geliştirme programlarının nasıl uygulanması gerektiğini ve bu programlarda uygulanan teknikleri öğretmelidir.

Kaynaklar

Adam B., 1983. In search of the best strains of honey bee. Northern Bee Books, West                                                                                 Yorkshire, UK.

Adam B., 1987. In Search of the Best Strains of Bees Northern Bee Boks, West   Yorkshire, UK.

Akyol  E., Çahinler N., Özkök D., 2006. Honeybee {Apis meilifera) races, ecotypes and their general characteristics in Turkey. Journal of Animal and Veterinary Advances 5(9): 771- 774.

Bodenheimer F.S., 1942. Türkiye’de Bal Arısı ve Arıcılık Hakkında Etüdler. Numune Matbaası, İstanbul

Doğaroğlu M., 1982. Türkiye’de yetiştirilen önemli arı ırk ve tiplerinin ‘Çukurova Bölgesi’ koşullarında performanslarının karşılaştırılması. ÇÜ Ziraat Fakültesi Yıllığı, 13(3-4): 46-60.

Doğaroğlu M., M. Özder, C. Polat, 1992. Türkiye’deki önemli bal arısı (Apis mellifera L.) ırk ve ekotiplerinin Trakya koşullarında performanslarının karşılaştırılması. Doğa-Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences, 16: 403-414.

Darendelioğlu Y., Kence A., 1992. Morphometric study on population structure on honeybee, Apis mellifera L. (Hymenoptera:Apidae). Türkiye 2. Entomoloji Kongresi Bildirileri, 387-396.

Erdoğan, Ü., Erdoğan, Y., 2009. Üzümsü meyvelerin tozlaşmasında bal arılarının yeri ve önemi http://www.uzumsu.com/dosyalar/ll Ulusal_Uzumsu_Semp_359-364.pdf

Evans D. J., 2003. Diverse origins of tetracycline resistance in the honey bee bacterial pathogen Paenibacillus larvae. Invertebrate Pathology. 83 P:46-50.

Free J. B., 1993. Insect pollination of crops. 2, Edition, Academic Press, London, S 684

FAO, 2011. http://faostat.fao.org/site/573/DesktopDefault.aspx?PageID=573#ancor

Gençer H. V., Fıratlı Ç., 1999. Orta Anadolu Ekotipleri (A. m. anatoliaca) ve Kafkas ırkı (A. m. caucasica) bal arılarının morfolojik özellikleri Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences 23 S 1, 107-113.

Güler A., 1999. Türkiye’nin bazı bal arısı (apis mellifera l.) genotiplerinde verimi etkileyen morfolojik ve fizyolojik karakterler üzerinde araştırmalar. Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences 23 Ek Sayı 2, 393-399.

Güler A., Kaftanoğlu O., 1999. Türkiye’deki önemli Balarısı (Apis mellifera L.) Irk ve Ekotiplerinin Morfolojik özellikleri-II Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences 23 Sayı 3, 571-575.

Güler, A., Kaftanoğlu O., Bek Y., Yeninar H., 1999.  Türkiye’deki önemli balarısı (apis mellifera l.) ırk ve ekotiplerinin morfolojik karakterler açısından iliskilerinin diskriminant analiz yöntemiyle saptanması, Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences 23 Ek Sayı 3, 337-343.

Güler A., 2001. Artvin Borçka Camili (Macahel) Yöresi Bal Arısı (Apis mellifera L.)’nın Morfolojik Özellikleri. Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences 25, 473-481.

Kandemir İ., Kence A., 1995. Allozym variability in a central Anatolian honeybee (Apis mellifera L.) population, Apidologie 26: 503-510.

Kandemir İ., Kence M., Kence A., 2005. Morphometric and electrophoretic variation in different honeybee (apis mellifera L.) population. Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences 29, 885-890.

Kandemir İ., Kandemir G., Kence M., İnci A., Kence A., 1995. Morphometrical and electrophoretical discrimination of honeybees from different regions of Turkey. XXXIV. International Apicultural congress in Apimondia, 14-19 August Llusanne, Switzerland.

Kandemir İ., Kence M., Sheppard WS., Kence A., 2006. Mitochondrial DNA variation in honey bee (Apis mellifera L.) populations from Turkey. Journal of Apicultural Research and Bee World 45(1): 33-38.

Karacaoğlu M., Fıratlı Ç., 1998. Bazı Anadolu bal arısı ekotipleri (apis mellifera anatoliaca) ve melezlerinin özellikleri I. Morfolojik özellikler. Tr. J. of Veterinary and Animal Sciences 22, 17-21.

Kaftanoğlu, O., 2001. The Consept of Honey Bee Races and Race Preference. Uludag Bee Journal. Bursa. 1 (3): 11-20.

Kence, A., 2006. Türkiye bal arılarında genetik çeşitlilik ve korunmasının önemi. Uludağ Arıcılık Dergisi, 25-32.

Kekeçoğlu M., 2007. Türkiye bal arılarının mtDNA ve bazı morfolojik özellikleri bakımından karsılaştırılmasına yönelik bir araştırma. Namık Kemal Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi

Laidlaw H.H., Page E. R., 1997. Queen Rearing and Bee Breeding. Wicwas Press. Cheshire, Connecticticut, USA. S: 1-224.

Mestriner MA., 1969. Biochemical polymorphisms in bees (Apis mellifica ligustica). Nature 223: 188-189.

Mestriner MA., Contel EPB., 1972. The P-3 and Est loci in the honeybee, Apis mellifera. Genetics 72: 733-738.

Morse R. A., Calderone N. W., 2000. Beeculture, http:__bee.airoot.com_beeculture_pollination2000_pgl.html.

Oskay D., 2008. Protecting Diversity of Native Honey Bee Subspecies, Developing a Model on Colony Management and Breeding. Uludag Bee Journal 8 (2): 63-72.

Oskay D., 2010 Bal Arısı Islahında Ana Arı Yetiştirme ve Yapay Dölleme Tekniklerinin Kullanılmasında Önemli Noktalar. Hasad Hayvancılık 305: 40-44.

Özdil F., Yıldız M.A., Hall H.G., 2009a. Molecular characterization of Turkish honey bee populations (Apis mellifera) inferred from mitochondrial DNA RFLP and sequence results. Apidologie 40: 570–576.

Özdil F., Fakhri B., Meydan H., Yıldız M.A., Hall H.G., 2009b. Mitochondrial DNA Variation in the CoxI–CoxII Intergenic Region among Turkish and Iranian Honey Bees (Apis mellifera L.) Biochem Genet 47:717–721.

Özdil F., 2007. Mitokondriyel dna pcr-rflp (restriksiyon parça uzunluk polimorfizmi) markerleri kullanılarak Türkiye’nin farklı yörelerine ait bal arılarının tanımlanması. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi

Öztürk, A.I., 1990. Morphometric analysis of some Turkish honeybees (Apis mellifera L.). Master of Philosophy. Univ. Of Wales College of Cardiff, UK.

Pettis J.F., 2004. A scientific note on Varroa destructor resistance to coumahhos in the United States. Apidologie 35: 91-92.

Palmer MN., Smith DR., Kaftanoglu O., 2000. Turkish Honeybees: Genetic variation and evidence for a fourth lineage of Apis mellifera mtDNA. The Journal of Heredity, 91(1).

Ruttner F., 1988. Biogeography and taxonomy of honeybees Springer Verlag, Berlin.

Sheppard WS, Smith DR., 2000. Identification of African-Derived Bees in The America: A Survey of Methods. Ann. Entomol. Soc. Am 93(2): 159-176.

Smith DR., 1991. Mitochondrial DNA and honey bee biogeography in: Smith, DR.(ed) Diversity in the genus Apis Boulder, CO Westview, 131-176.

YAZAN:Raziye IŞIK, Devrim OSKAY

Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü

Bu Makale 14-16 Eylül 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi’nde düzenlenen ,  7. Ulusal Zootekni Kongresi’nde sunulmaya laik görülmüştür.