BAL ARILARINDA NOSEMA’NIN PRATİK YÖNTEMLE BELİRLENMESİ


 Dr.Öğr.Üyesi Devrim OSKAY

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi,Tarmsal Biyoteknoloji Bölümü

Nosema Nedir ?

           Nosema; dünyada ve ülkemizde en sık görünen bal arısı enfeksiyonlardan birisidir. Nosema’ya iki tür mantari bağırsak paraziti neden olur. Bunlar: Nosema apis ve Nosema ceranae. Her iki enfeksiyon kontrol altına alınmadığı taktirde koloniler ölebilir. Nosema koloni çöküşlerine neden olan birkaç parazitten biridir. Arılar Nosema sporlarını ağız yoluyla kapar. Sporlar arıların yiyecek paylaşımı, spor bulaşmış petek gözlerinin temizlenmesi, üreme davranışı yoluyla yayılır. Daha sonra sporlar bağırsağa doğru seyahat ederler ve enfeksiyon oluştururlar. Nosema ceranae en yaygın ve tehlikeli Nosema türüdür. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da arı başına 1.000.000 nosema sporu mücadeleye başlama eşiği olarak kabul edilmektedir. Nosema üzerine yaptığımız çalışmalar sonucu edindiğimiz tecrübelerden bu eşiğin arı başına 500.000 nosema sporuna çekilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Nosema’nın belirtileri nelerdir?

           Kolonilerin bahar gelişiminde yavaşlama, ergin arı topluluğunda ve bal üretiminde azalmalar görünür. Artık geçmişte olduğu gibi arılarda görülen dizanteri (ishal) güvenilir olmayan veya geç kalınmış bir belirtidir. Nosema ceranae olan kolonilerdeki ergin arılar kovandan uzakta ölmektedir. Kovanın içinde, dip tahtasında birkaç ölü arı, peteklerin üzerinde bir avuç işçi arı ve ana arı görülebilir. Tedbir alınmazsa koloni hızlı bir şekilde çöker. Yılın her zamanında görülebilir.

Nosema belirtisi
Şekil-1) Nosema ceranae sonucu petek üzerinde az sayıda kalan arılar

Her kovandan 25-50 tarlacı  işçi arı kovan girişinden yada kovanın içindeki kenar çerçeveden 70’lik etil alkol bulunduran kapların içine alınır.

 

Nosema’nın Önlenmesi

           Çeşitli nedenlerden dolayı stres yaşamayan koloni yönetimi, güçlü kolonilere sahip olmak ve kolonileri kaliteli besinlerle beslemek kolonilerinizin Nosemaya yakalanmasını önlemede sizlere yardımcı olacaktır. Spor birikimini önlemek için her kovandan 2 eski peteğin her yıl çıkarılarak yeni temel petekli çerçeveyle değiştirilmelidir. Nosema ile bulaşık ekipman %80’lik asetik asit ile fumige edilmelidir. Ya da 50 0C’de 24 saat veya 60 0C’de 20 dakika tutulmalıdır. -18 0C’de dört gün bekletme yoluyla Nosema ceranae ekipmanlardan yok edilebilir.

Nosema’nın Teşhisi

           Nosema teşhisi olmadan yapılan mücadeleler arının sindirim ve bağışıklık sistemine zarar verir. Bu nedenle koloniler Nosema hastalığına karşı izlenmelidir. Arıların bağırsaklarındaki sporların mikroskobik yöntemle sayılması Nosema hastalığının teşhisinde kullanılan en güvenilir yöntemdir. Ücretsiz teşhis analizi için kovanın girişinden veya yan peteklerin üzerinden 25-50 işçi arı %70’lik etil alkol içeren sızdırmaz kaplara toplanarak Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü, Bal Arısı Araştırma Laboratuvarına gönderebilirsiniz. Alternatif olarak Işık mikroskobuna erişiminiz varsa aşağıdaki adımları izleyerek kendi kovanlarınızda Nosema teşhis analizinizi yapabilirsiniz. Ayrıca bu konuda uygulamalı ve teorik eğitim almak isteyen üretici, yetiştirici birlikleri kooperatifleri ve arıcı toplulukları üniversitemizin sürekli eğitim merkezi kanalıyla eğitimlerini alabilirler.

Pratik Nosema Belirleme ve Düzey Ölçme Tekniği

Nosema1
Resim-1

 

 

  • Her kovandan 25-50 tarlacı  işçi arı kovan girişinden yada kovanın içindeki kenar çerçevelerden 70’lik etil alkol bulunduran kapların içine alınır.

 

 

 

Nosema2
Resim-2

 

  • Cımbızlar yardımıyla İşçi arıların karın kısımları vücutlarının diğer kısımlarından ayrılarak havanın içine koyulmalıdır.

 

 

 

 

Nosema3
Resim-3

 

 

  • İşçi arıların karın kısımları su eklenmeden havana konularak ezilir.

 

 

 

Nosema4
Resim-4

 

 

  • Havanda kaç tane işçi arının karın kısmı ezildiyse o kadar ml. çeşme suyu konularak iyice karıştırılır. Örneğin 25 işçi  arının karnı ezildiyse 25ml. su konulmalıdır.

 

 

 

Nosema5
Resim-5

 

 

  • Havandaki ezilmiş arı parçalarından oluşmuş sıvı,  tülbent yardımıyla süzülerek tüpün içine alınmalıdır. Bu arıların vücut parçalarının tülbentte kalmasını sağlar.

 

 

 

Nosema6
Resim-6

 

  • Süzülmüş sıvı tüpün içerisinde iyice karıştırıldıktan sonra pipet yardımıyla bir damla sıvı camdan yapılmış dik dörtken şeklindeki lamelin veya üzerine bırakılır. Damlacığın üzerine yine daha ince cam yapıda olan lam bırakılarak örnek mikroskopta incelenecek duruma getirilir.

 

 

 

Nosema7
Resim-7

 

 

  • Örneğin incelenmesinde 400x büyütmeli ışık mikroskobu kullanılmalıdır. Mikroskopta örnek incelenirken lam ile merceğin birbirine temas etmemesine dikkat edilmelidir.

 

 

 

Nosema8
Resim-8

 

 

  • Mikroskopta oval, tavuk yumurtasına benzeyen yapılar Nosema sporlarıdır. Farklı Nosema türleri gözlem yoluyla birbirine çok benzediği için ayırt edilemez.

 

 

 

 

Nosema9
Resim-9

Gördüğünüz alandaki her spor 50.000 Nosema sporunu temsil eder. Örnek olarak; mikroskopta gördüğünüz alan içerisinde 20 spor saydıysanız, 20×50.000=1.000.000 sporu temsil eder. Bu da kolonide arı başına yaklaşık 1.000.000 spor demektir. 1 milyon/ arı.

  • Örneklerde hiç Nosema sporu görülmediyse bu kolonilere tedavi uygulanmamalıdır.
  • 1-10 spor arasında görüldüyse koloni izlenmeye devam edilmelidir.
  • 10 sporun üstünde görüldüyse bu tip kolonilere Nosema mücadelesi yapılmalıdır.

 

 

Dr.Öğr. Üyesi Devrim OSKAY              e-posta: doskay@yahoo.com

 

Oksalik Asit ile Varroa Mücadelesinde Son Gelişmeler !!!


Varroa mücadelesinde sentetik kimyasallarla arılarımızı ve ürünlerini kirlettik.  !!!

Bu makaleyi özetlememin nedeni, dünyada organik arıcılık tekniklerinde kullanılan varroa mücadelesinde oksalik asit kullanımının nasıl yapılması gerektiği ile ilgili siz arıcılarımıza ışık tutmaktır.

Geçtiğimiz yirmi yılda, parazitik akar Varroa destructor, genetik direnç geliştirmeleri nedeniyle sentetik akarasit kimyasalları ile kontrol edilmesi zorlaşmıştır. Bununla birlikte arı ürünlerinde bıraktıkları kalıntı hem arı sağlığı hem de insan sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratmıştır. Bu nedenle arı ürünlerinde kalıntı problemi yaratmayan doğal kimyasal Oksalik asit kullanımı dünyada yaygınlaşmaya devam etmektedir. İngiltere’de Sussex Üniversitesi araştırmacıları 2013 yılında farklı metotlarla kullanılan Oksalik asitin varroa’ları öldürme etkisine ve bal arılarına zarar etkisine bakmışlardır. Yaptıkları bu araştırmayı 2015 yılında Journal of Apicultural Research adlı dergide yayınlamışlardır. Bu araştırmadaki önemli yerleri sizlere özetlemek istiyorum.

Arıcılar, arılara oksalik asiti su çözeltisinde, genellikle sükrozla (çay şekeri) birleştirilerek veya süblimasyon (katı maddenin sıvı hale geçmeden gaz haline geçmesi) yoluyla saf biçimde uygular. Oksalik asit çözeltisinin uygulanmasında iki yöntem yaygın olarak kullanılmaktadır. Püskürtme yönteminde, kovan açılır, çerçeveler birer birer kısa sürede çıkarılır ve maruz kalan arılar oksalik asit çözeltisi ile buğulanır (Imdorf, Charriere ve Bachofen, 1997 ; Nanetti ve arkadaşları, 2003 ; Rademacher & Harz). , 2006 ). Damlama yönteminde, kovan açılır ve çözelti maruz kalan arıların üzerine ve çerçeveler çıkarılmadan çerçevenin üst çubukları arasındaki boşluklara dökülür. Süblimasyon yönteminde, saf oksalik asit kristallerinin gaz haline dönüşmesi için ısıtılmış bir metal alet kullanılarak uygulanır (Marinelli ve diğ., 2004 ; Radetzki, 2001).; Rademacher ve Harz, 2006 ). Alet kovanın girişinden girebildiği için kovanın açılması gerekmez. Bu zaman kazandırır ve ayrıca kış aylarında veya kovan açmak için uygun olmayan koşullar altında daha kolay bir şekilde uygulanabilir. Süblimasyon daha yeni bir yöntemdir (Marinelli ve diğerleri, 2004 ; Radetzki ve Bärmann, 2001b ).

Bu çalışmada, İngiltere şartlarında kış aylarında oksalik asit uygulamasının kuluçkasız bal arısı kolonilerine etkisini, varroa akarlarının ve konakçı arı ve kolonilerinin ölümleri ve kuluçkaları üzerindeki etkisi karşılaştırılmıştır. Süblimleşme için bir ek yüksek doz daha ilave edilmiştir. Aynı üç dozu kullanarak üç ana yöntem (damlama, püskürtme ve süblimasyon) karşılaştırılmıştır.

Oksalik Asit uygulama yöntemleri

Kullandığımız üç yöntem (damlatma, püskürtme ve süblimasyon) arıcılar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Arıcılar ve önceki araştırmacılar tarafından kullanılan standart uygulama prosedürlerini takip edilmiştir (Imdorf ve diğerleri, 1997 ; Mahmood ve diğerleri, 2012 ; Marinelli ve diğerleri, 2004 ; Nanetti ve diğerleri, 2006 ; Rademacher ve Harz, 2006 ).

Damlatma yönteminde, 50 ml.’yi dağıtmak için bir şırınga pompasına (Vacc 5 ml tutma şırıngası-M3090) bağlı bir plastik şişe kullanarak mevcut protokoller (Brødsgaard, Jensen, Hansen ve Hansen, 1999 ; Imdorf ve diğerleri, 1997 ) takip edilmiştir.

Püskürtme yönteminde, bitkilere elle püskürtmek için kullanılan tipte bir aplikatör kullanılmıştır, 50 ml çözelti ince bir sislemeyle doğrudan her peteğin her iki tarafındaki arıların üzerine uygulanmıştır.

Süblimasyon yönteminde, Varrox arıcılık kullanılan ticari olarak temin edilebilen bir aplikatör kullanılmıştır. 3,5 cm çapındaki metal çanağı ısıtmak için 12 V batarya kullanılmıştır. Aplikatörün bu kısmı kovan girişine yerleştirilmiştir. Aplikatörün önceki denemeleri, farklı miktarlarda OA’nın süblime edilmesinin ne kadar süreceğini ve herhangi bir buhar üretilmeden önce aletin kovana yerleştirilmesinin mümkün olduğunu göstermiştir.

Farklı metotlarla ve dozlarla oksalik asit uygulama sonrasında kolonilerde varro ölüm miktarları, işçi arı ölüm oranları, 4 ay sonra oksalik asit uygulanmış kolonilerinin kuluçkalı çerçeve sayısı ve ana arının olup olmadığı belirlenmiştir.

Sonuçlar

Oksalik asit in varroa etkisiGrafik-1- Oksalik asitin uygulama metotlarına ve dozlara göre varro bulaşıklık düzeylerindeki azalma oranları

Grafik-1’e göre üç uygulamada en düşük dozun 0,56g. olduğunu görüyoruz. Bu dozda en başarılı metodun varroa’yı %80,7 oranında azaltmasıyla süblimleşmeyi (dumanlama) görüyoruz. Bu şekilde çok az oksalik asit uygulamasıyla yüksek düzeyde varroa’dan koloniler kurtulabiliyor.

Daha sonra kolonilere süblimleşme (dumanlama) metoduyla sadece 1,125 gr. Oksalik asit uyguladığınızda %96.7 oranında varroa’dan kurtarabiliyorsunuz. Grafik-1 den görüldüğü üzere varroa ile oksalik asit ile savaşmada en etkili yöntem süblimleşme (dumanlama) metodu. Kovan başına uygulanması gereken oksalik asit miktarı 1,125 gr.

Oksalik asit ölü arı sayısı

Grafik-2- Farklı oksalik asit uygulama metotlarının ve dozların günlük ölü işçi arı oranlarına etkisi.

Grafik-2 ‘de görüldüğü üzere spreyleme metodu ile süblimleşme metodu arasında arı öldürme ile ilgili istatistik fark görülüyor. Yani spreyleme metodu süblimleşme metoduna göre daha fazla arı öldürüyor. Damlatma metodu daha fazla arı öldürmesine rağmen istatistik olarak süblimleşme metodu arasında istatistik bir fark görülmüyor. Genel olarak oksalik asit uygulamalarının arıya verdiği zarın çok düşük olduğu görülmekte, metotların arasında arı sağlığı açısından en uygunu yine süblimleşme görülüyor.

Oksalik asit Ölü koloniler ve ana arılar

Grafik-3- Farklı oksalik asit uygulama metotlarına ve dozlarına maruz kalmış kolonilerin hayatta kalma ve ölü ana arı sayıları.

Grafik-3 de sprey ile oksalik asit uygulamasına tabi tutulan koloniler süblimleşme metoduna tabi tutulan kolonilere göre istatistik olarak daha kötü durumda. Süblimleşme metodu damlatma metoduna göre daha iyi fakat istatistik olarak fark çıkmamış.

oksalik asit yavru

Grafik-4 Farklı oksalik asit uygulamalarının ve dozlarının kolonilerdeki kuluçka gelişimine olan etkisi

Grafik -4 bu çalışmanın en önemli kısımlarından. Süblimleşme metoduyla oksalik asit yapılan koloniler diğer gruplara istatistik olarak daha yüksek oranda kuluçka geliştirmişler. Damlatma ve spreyleme ile oksalik asit uygulanan kolonilerde, süblimleştirme ile oksalik asit uygulaması yapılan kolonilerden daha az kuluçka gelişimi sağlamışlardır.

Oksalik asit uygulama süresi

Grafik -5 Farklı oksalik asit uygulama ve dozların bir koloni için gerekli uygulama süresi.

Burada araştırmacılar her metodun uygulama sürelerini belirtmişler. Süblimleşmede farklı dozlar kovan girişi kapatılarak uygulanmıştır. Spreyleme diğer metotlara göre daha uzun süre almaktadır.

Tartışma

Sonuçlar, süblimleşme (dumanlama) metodunun düşük dozlarda daha fazla varroa ölümünü sağladığını ve kolonilere zarar vermeyeceğinden en iyi yöntem olduğunu göstermektedir.

Dört ay sonra kuluçka miktarındaki sonuçlar ilgi çekici. Özellikle, süblimleşme (dumanlama) metodu uygulanan koloniler önemli ölçüde daha fazla kuluçka ürettiler.

Kaynak

Al Toufailia, H., Scandian, L., & Ratnieks, F. L. (2015). Towards integrated control of varroa: 2) comparing application methods and doses of oxalic acid on the mortality of phoretic Varroa destructor mites and their honey bee hosts. Journal of Apicultural Research, 54(2), 108-120.

Yazarın Yorumu : Araştırmalar bal arısı kolonilerine oksalik asit damlatma yönteminin yavrulara zarar verdiği yönde. Bu zamana kadar bu yüzden kolonilerde kuluçka olmadığı dönemlerde uygulanmasının doğru olduğu söyleniyordu. Damlatma ve püskürtme yönteminde arılar oksalik asiti vücut içerisine aldıkları için hem kendilerini hem de yavrularını beslerken  yavrularını zehirleyebilmekte. Fakat süblimleşme (dumanlama) metoduyla oksalik asit arıların bünyesine sıvıdayken olduğu gibi yoğun geçmemektedir. Bu teknikle uygulama sayesinde oksalik asit yavruya da geçmemektedir. Bu yüzden arıcılar oksalik asit damlatma ve püskürtme tekniğinden vaz geçerek varroa ile süblimleşme tekniği ile savaşmalıdır. Benim tecrübelerim sonbahar aylarında kolonilerde kuluçka olsa da sentetik ilaçlar yerine oksalik asit süblimleşme yöntemiyle varoa mücadelesi yapılabileceğidir. Bu şekilde kovanlarda kalıntı sorunu olmadan varro ile etkili mücadele yapılabilir. Kovan dip tahtalarının varro tuzaklı olması, pudra şekeri, erkek arı kuluçkası, bitkisel yöntemler vb. varroa mücadelesi yöntemlerini kullanarak arıcılarımız sentetik ilaç uygulamalarından kurtulmalıdır.

Devrim Oksalik asit uygulaması

Oksalik asit kullanımı ile ilgili ek bilgilere  https://devrimoskay.com/2008/12/29/varoa-ile-mucadelede-oksalik-asit-uygulamsinda-puf-noktalar/  linkinden ulaşabilirsiniz .

 

 

Varroa’nın Gerçek Diyeti !!!


Bal arılarıyla beslenen Varroa, küresel arıcılık sektörünün en büyük problemlerinden birisidir. Uzun zaman önce yapılan bilimsel araştırmaya dayanarak bilim insanlarına ve arıcılara, yıllar boyunca Varroa akarının arının kanıyla (hemolenf) beslendiği söylendi. Ancak Dr.Samuel Ramsey liderliğinde ekip; akarın ağız parçalarının ve sindirim sisteminin kan beslenmesine uygun olmadığını, akarın diğer akrabalarının da kanla beslenmediğini anladılar.

Peki bu Varroa tam olarak neyle ve nasıl beslenir?

Ramsey ve ekibi araştırmasına basit bir soru ile başladı: Varroa akarları sadece bir noktada mı besleniyor? Akarlar bal arıları ( Apis mellifera ) üzerindeki herhangi bir yerde kene gibi besleyebiliyorsa , muhtemelen arının vücudunun her tarafında bulunan bir dokuda beslenirler (hemolenf gibi). Bununla birlikte, akarlar sadece bir noktada beslenirlerse, belki o yere özgü bir dokuda beslenirler. Yapılan gözlemlerde, akarların yetişkin arıların yalnızca konakçılarının karın plakalarının altından beslendiği bulundu. Arının göğüs kafesi gibi vücudun diğer bölgelerinde akarlar tespit edilse de herhangi beslenme tespit edilmedi.

ABD Tarım Bakanlığı Araştırma Merkezi’nin (USDA-ARS) Maryland’deki Beltsville’deki Sistematik Entomoloji Laboratuvarı’nda araştırma entomologu ve Elektron ve Konfokal Mikroskopi Biriminde çalışan  Ron Ochoa ve ekibi , Varroa akarlarının sadece gelişmekte olan larva ve pupaların kanıyla beslendikleri fikrine ek olarak, akarların yetişkin arılarla beslenip beslenmediğini sorgulamaya başladılar. Bazı araştırmacılar, beslenmenin yalnızca larva ve pupa dönemindeki arılar üzerinde gerçekleştiğini düşündüler, çünkü yetişkin arılarda bulunması gereken varroa’nın beslenme yaralarını hiç görmediklerini belirttiler.

Araştırmacılar, akarların yemlendiği düşünülen bölgelerdeyken sıvı azot kullanılarak hem akar hem arı aynı anda donduruldu.  Akarların bal arıları üzerindeki kesin konumu, düşük sıcaklıkta taramalı bir elektron mikroskobunda görüntülendi. Donmuş arılar daha sonra mikroskobun altından çıkarıldı ve akarlar dikkatli bir şekilde arılardan ayrıldı. Arılar daha sonra mikroskoba geri döndü ve akarın bulunduğu yer görüntülendi.

Varroa akarlarının, arının karın plakaları arasındaki yumuşak zara çok sıkı bastırarak, bacakları ve palpleri yardımıyla  zarda ağız şeklinde bir yaraya dair farklı bir iz bıraktığı ortaya çıktı (Resim-1). Ek olarak, bu beslenme bölgesinde, ön ayaklardan gelen ambulacra (ayak pedleri), arıların zarına yapışmış halde kalmıştı. Bu işlem akarların beslendiği yer olduğunu kanıtlamak için 10 kez tekrarlanmıştır.

Varroa'nın beslendiği yerResim -1) Varroa’nın arının karın halkaları arasında bulunan yumşak dokudaki ısırığı (siyah okla işaretlenmiş). Sıvı azot uygulama sırasında doku üzerinde kalan varroa’nın ön ayak parçaları (beyaz okla işaretlenmiş).

Varroa karın halkaları arasında beslenirken

Resim 2- Varroa’nın arının karın halkalarının arasına girerek beslendiği pozisyonu (kırmızı renkte olan varroa akarı).

Yapılan araştırma; Varroa’nın nispeten kısa ağız bölümlerinin (200 mikron) arının içinde durduğunu ve bu alanın yağ vücut dokusu ve kan ile çevrili olduğunu ortaya koydu. Yine bu araştırmada; akarların yetişkin arılarla beslendikleri sonucuna varıldı. Ayrıca varroa akarlarının, memeli karaciğerine benzeyen, yağ kütlesi adı verilen ve besin yoğunluğu olan bir organ üzerinde beslenebileceği ortaya konuldu.

Vücut yağının tüketilip tüketilmediğini belirlemek için arının üzerine siyanoakrilat yapıştırıcı ile besleme akarı ekleyerek örnekler toplandı ve hazırladı. Daha sonra, transmisyon elektron mikroskobu (TEM) kullanılarak ultra ince kesitler elde edildi ve üzerinde çalışıldı. Akarların ağızdan sindirim yoluyla yağ vücut dokusunu çıkardığı konusunda net kanıtlar tespit edildi. Vücud yağının tüketilen birincil doku olup olmadığını belirlemek için arının kanını (sarı) ve yağ gövdesini (kırmızı) etiketlemek için iki flüoresan biyosit içeren bir diyet üretildi. Araştırmada akarların dış iskeletlerini ağartmak için protokoller geliştirdi ve iç yapıların görüntülenmesi sağlandı.

Vücutlarının iç kısımları görünür hale gelen arılar daha sonra aç Varroa’ya maruz bırakıldı . Sarı aralığında çok az fark edilir floresan ile parlak kırmızı floresan sindirim sistemleri ile akarları görüntülendi. Biyositlerin doğru dokuları boyadıklarından emin olmak için, her arı, akarların içindeki floresansla karşılaştırmak için parçalara ayrıldı ve görüntülendi. Bu çalışma, varroa akarların öncelikli olarak yağ vücut dokusunu kullandığına dair en açık kanıtı sağladı.

Araştırmada; yetişkin arılarda açıkça tüketilen bu dokunun larva ve pupa gelişiminde tüketilen aynı doku olduğundan emin olmak istendi. Bu ilişkiyi belirlemek için , ergin olmamış bal arılarının gelişdiği kuluçka gözlerini taklit eden yeni bir in vitro yetiştirme sistemi geliştirildi. Varroa akarın konukçusunu taklit etmek için yeşil pupalar inşa edildi. Oluşturulan gruplar farklı dokulardan oluşan akar diyetleriyle beslendi. Sadece bal arısı hemolenfiyle beslenen akarlar hızlı bir şekilde aç kaldı ve çok az yumurta üretti.  Bununla birlikte, sadece vücut yağı ile beslenen akarlar, diğer akar gruplarına göre daha iyi yaşadılar ve çok daha fazla yumurta ürettiler. Bu araştırmalar, Varroa’nın kan besleyici olmadığı, daha çok yağ ile beslendiği sonucuna varmak için gereken en son kanıtı sağladı .

Daha fazla bilgi için : https://www.pnas.org/content/116/5/1792 den faydalanabilirsiniz.

Ağaçları Kesmeden Bal Arısı Kolonilerinin Kovanlara Alınması Tekniği


Özet: Ulaşılması zor olan yerlerden yabani bal arısı kolonilerini, bal arılarının davranış biyolojisinden faydalanarak modern kovanlara aktarabiliriz. Tecrübelerimize dayanarak daha önce yayınlanmış metod üzerinde değişiklikler öneriyoruz.
BEES SETTLED IN INACCESSIBLE PLACES
Abstract: We describe how wild hives in inaccessible places could be transferred into modern hives by taking advantage of honey bee behavior. Based on experience, we suggest modifications to a previously published method.

İnsanlar bal arılarının davranış biyolojisini çözdükçe, onları daha iyi yönetebilmek ve kovan başına düşen verimi arttırabilmek amacı ile birçok yöntem geliştirmişlerdir. Buna çok basit bir örnek verecek olursak; kovanı açmadan önce giriş deliğinden körük dumanı vermek, arıları kovan içinde bulunan depolanmış balı yemeye teşvik eder. Bu da arıcılara kovan içinde rahat çalışabilecekleri bir süre kazandırmış olur. Bu basit teknikle arıların doğada yangın çıktığında kovandan mümkün olduğu kadar balı kaçırmak için gösterdikleri davranıştan yararlanılmaktadır. Bu makalede sizlere, insanlar tarafından ulaşılması zor, ağaç kovukları, duvar araları vb. yerlerden yerleşik durumda bulunan bal arısı kolonilerinin yapıya ve çevredeki bireylere rahatsızlık vermeden modern kovanlara alınması yöntemini anlatacağım. Bu teknik, arının yuvasını nasıl tanıdığına ve ana arının nasıl kabul edildiğine dikkat edilerek geliştirilmiştir. Ulaşılması zor olan yerlerden yerleşik durumdabulunan kolonileri almada arıcılar düşme, zehirli kimyasal maddelere maruz kalma ve sokulma tehlikesi altında kalabilirler. Arıcı bu işi üzerine aldığında, peteklere ulaşsa bile arıları, balı ve kuluçkayı alabilmesi için çok gayret göstermesi gerekecektir. Bu tip kolonilerin öldürülmesinde kullanılan kimyasal maddeler, belli bir süre sonra çürüyen kuluçka ve peteklerde bulunan balın duvarın iç kısmına sızması yapı sağlığına olumsuz etki edecektir. Bu yüzden ergin arılar öldürülmeden ve balı taşıyarak aktarma yapmak gerekir. Arıların, kuluçkanın ve balın modern kovana aktarılmasında bir teknik önerilebilir. Kovuğun etrafındaki, ana girişin dışında bulunan bütün delikler titiz bir şekilde kapatılmalıdır. Kovuğun ana girişine tül teli keserek, bükerek konik şekle getirilmiş arı kaçıran yerleştirilmelidir (Şekil-1). Arı kaçırandan çıkan arılar yine aynı yerden kovuğa giremeyeceklerdir. Bunun yerine kovuğun ana girişinin hemen yanına uçuş platformu ile yan yana gelecek şekilde hazırladığımız modern kovandan gelen petek ve ana arının kokusunun geldiği kovana girmeyi tercih edeceklerdir. Hazırladığımız kovanda 2 veya 3 çerçeve arı ve ana arı yerleştirilebilir (M. V. Simith 1967, Crane,E. 1990).

Ağaçtan koloninin alınması

Şekil-1 İtina ile hazırlanmış arı kaçıran ve aktarma kovanı.

Fakat biz üzerinde bakıcı arısı olan kapalı gözlü yavrulu bir çerçeve ve koloninin büyüklüğüne göre boş çerçeve, kafes içinde bir ana arı verip 3 gün sonra ana arıyı serbest bırakarak da tekniği uyguladık. Birinci yöntemde verilen ananın savunması beraberindeki işçi arılara bırakılmış oluyor. Kovuktan aldığımız kolonilerin işçileri ile
modern kovanın işçileri karıştıkça ana arı da kabul edilmiş oluyor. İkinci yöntemde ise bakıcı arılara ve kovuktan alınan koloniye yabancı yeni üretilmiş bir ana kullanılabiliyor. Kullandığımız ana arı kafesi ise arılar alışana kadar ana arıyı korumuş oluyor. Daha sonra, bir ay içinde kovukta bulunan kuluçkadan çıkan işçi arılar yine bizim modern kovanımıza dahil olacaklardır. Şimdi artık kovuğun ağzından konik arı kaçıranı çıkarmanın zamanı gelmiştir. Kovanımızda bulunan tarlacı arılar kovuğun içindeki balı bularak modern kovanımızın içine taşıyacaklardır. Kovuğun içinde bulunan ana arı sonunda mutlaka ölecektir. Çünkü kovuğun içine besin gelmesi duracak, arı sayısı gittikçeazalacak ve belli bir süre sonra ana arı kovuktan çıkıp diğer kovana girmek istese bile diğer modern kovanda bulunan işçiler tarafından öldürülecektir. Bal taşıma işi tamamlandıktan sonra aynı kovuğa bir daha başka bir oğul yerleşmemesi için kapatılmalı ve modern kovanımız arılığa taşınmalıdır. Bu teknik uygulanırken ana arının kabulü, arıların çıkışı ve bal aktarımı önce iki gün arayla, daha sonra haftada bir izlenmelidir.Biz bu yöntemi Puerto Rico Üniversitesi Gurabo Ziraat Üretim İstasyonunda yol kenarında geçişi engelleyen iki koloninin ve tarla içinde çalışmayı engelleyen bir koloninin alınmasında uyguladık. Arıcılarımız ulaşılması zor olan yerlerden bal arısı kolonilerini bu teknikle modern kovanlara aktarırlarsa arı işletmelerini ekonomik yönden güçlendirebilirler. Üstelik doğal zenginliğimizin yok edilmesini hem de yerleşim ve çalışma sahalarında bulunan insanların bal arıları tarafından rahatsız edilmelerini engellemiş olacaklardır.

KAYNAK: CRANE,E. 1990. Bees And Beekeping,Science,Practice And World Resources. s:166-167, Comstock Publishing Associates a division of Cornell University Press. Ithaca,New York.
TEŞEKKÜR:
Yöntemin uygulanmasında ve makalenin editörlüğünde yardımlarından dolayı T.Giray’a,
Ziraat Üretim İstasyon’u müdürü Manuel Diaz’ateşekkür ederim.

Bu yazım  2002 yılının Ağustos ayında Uludağ Arıcılık Dergisinde Yayınlanmıştır.

 

Bal Arısı Isırığının Sırları


Varroa’ya karşı daha önce bilinmeyen bir bal arısı savunma silahı ve insanlar için potansiyel yeni bir doğal anestezik madde keşvedildi.

Araştırmacılar, bal arılarının ısırmanın yanı sıra ısırmayı ve ısırmanın doğal bir anestezik madde içerdiğini keşfetti. Anestezik madde, bal arılarının sadece balmumu güvesi ve parazitik varroa akarı gibi zararlıları savuşturmasına yardımcı olmakla kalmadığını, aynı zamanda insan tıbbında kullanım için büyük potansiyele sahip olduğunu belirtti.  Bal arısının ısırmasıyla keşfedilen ve Atina Üniversitesi’nde ölçülen doğal anestezi, birçok gıdada bulunan ve bazı böcekler tarafından salgılanan, ancak daha önce hiç anlaşılmadığı anlaşılmayan doğal bir bileşik olan 2-heptanon’dur (2-H).

Geleneksel anestezik maddelerden daha düşük toksisiteye sahip doğal olarak oluşan bir madde olan, 2-heptanon büyük potansiyel göstermekte. Vita araştırma şirketi , bileşiğin lokal anestezik madde olarak kullanılmasını şimdiden patentli ve daha da geliştirmek için ilaç ortakları arıyor.

Yakın zamana kadar, araştırmalar 2-heptanonun ya savunma yanıtlarını tetikleyen bir bal arısı alarmı feromonu olduğunu ya da bir çiçeğin daha önce ziyaret edildiğini işaret eden diğer yiyecek arayan arılara bilgi veren kimyasal bir işaret olduğunu gösteriyor gibiydi. Yeni araştırma gösteriyor ki, 2-heptanon küçük böcekleri ve varroa akarını  felç ediyor. Bir yılana benzeyen bal arısı, düşmanını ısırmak için mandibulalarını kullanır ve sonra anestezi vermek için 2-heptanonu yaranın içine salgılıyor. Bu, bal arısının düşmanı kovandan çıkarmasına, varroa’yı da üzerinden düşürmesini sağlıyor.

Kaynak: Papachristoforou A, Kagiava A, Papaefthimiou C, Termentzi A, Fokialakis N, Skaltsounis A-L, et al. (2012) The Bite of the Honeybee: 2-Heptanone Secreted from Honeybee Mandibles during a Bite Acts as a Local Anaesthetic in Insects and Mammals. PLoS ONE 7(10): e47432. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0047432

 

Muğla Bal Arısında (Apis mellifera anatoliaca) Amerikan Yavru Çürüklüğü Hastalığına Karşı Direnç Geliştirilmesi


Devrim OSKAY [1] Mert KÜKRER [2] Aykut KENCE [3]

ÖZET

Bal arıları, yabani ve kültüre alınmış bitkilerin tozlaşması için önemlidir. Bal arısı hastalıkları ve zararlıları yaygın kullanılan kimyasallara karşı dirençli hale gelmiştir. Kovandaki hastalıklara karşı sürekli güvenle antibiyotik kullanımı akılcı metot değildir. Farklı çalışmalar, bal arılarının hijyenik davranış gibi genetik olarak belirlenmiş hastalık direnç karakterlerinin olduğunu göstermiştir. Bu çalışmadaki amacımız Muğla bal arısı (Apis mellifera anatoliaca) için Amerikan Yavru Çürüklüğü hastalığına genetik olarak direnç geliştirilmesiydi.

Çalışmada, Muğla ilinden 200 Muğla arısı (A. m. anatoliaca) kolonisi toplanmıştır. Koloniler genetik metotlar kullanılarak tanımlanmıştır. 30 mikrosatelit belirteç kullanılarak yürütülen genetik tanımlama çalışmalarında Türkiye çapında 18 ilden 250 örnek içinde çalışmada yer alan Muğla arılarının konumu belirlenmiştir. Koloniler standart Langstroth kovanlarda tutulmuşlardır. Deney kolonileri standart arıcılık pratik teknikleri kullanılarak yönetilmiştir. Koloniler her yıl Nisan ayında hijyenik davranış için 2 defa değerlendirilmişlerdir. Hijyenik davranışı ölçmek için kuluçkayı iğne ile öldürme tekniği kullanılmıştır. 100 adet kapalı kuluçka gözleri sayılmış (a) bu gözlerdeki arılar iğne kullanılarak öldürülmüştür. Uygulamanın yapıldığı petek koloniye verilmiş ve 24 saat sonra temizlenmeden kalan göz sayısı(b) kayıt edilmiştir. Hijyenik Davranış (HD) balarıları tarafından temizlenmiş ölü kuluçka sayısının öldürülen kuluçka sayısına bölünmesiyle hesaplanmıştır. HB= a-b/a x 100

En az iki ölçümde %95’in üzerinde hijyenik davranış gösteren koloniler damızlık olarak seçilerek ana arı üretiminde kullanılmıştır. Kız kardeş ana arılar, kolonilerden şansa bağlı olarak toplanmış erkeklerden 10 µl semen ile yapay tohumlanmışlardır. Kapatılmış toplum ıslah programı kullanılmıştır.

Çiftleşmedeki kontrol (yapay tohumlama) ile 3 yıl sonra hijyenik davranış artışı 2012 yılında %43’e, 2013 yılında %63’e ve 2014 yılında %91.7’e yükselmiştir. Hijyenik davranış oranı 2012, 2013 ve 2014 arasında önemli derecede farklı çıkmıştır (P≤0.001). Sürüde hijyenik davranış karakterinin kalıtım derecesi 1. ve 2. yıllar arasında 0.32, 2.ve 3. yıllar arasında ise 0.77 bulunmuştur. Okumaya devam et “Muğla Bal Arısında (Apis mellifera anatoliaca) Amerikan Yavru Çürüklüğü Hastalığına Karşı Direnç Geliştirilmesi”

Bal Arısı Ek Beslemesinde Sorunlar ve Çözüm Önerileri


Özet

Bal arıları, yabani ve kültür bitkilerinin tozlaşması ve ürünleri için gereklidir. Bu yüzden arı kolonileri ülkemizde ve dünya üzerinde yönetilmektedir. Böcek ilaçları, genetik çeşitliliğin daralması ve hastalıklar arı sayılarının düşmesinin nedeni gibi görülmektedir. Beslenme stresi diğer bir neden olabilir. İklim değişimleri, yaşam ortamı kaybı ve şiddetli tarım arıların yiyecek kaynaklarının azalmasına neden olmaktadır. Bu ek stres onların böcek ilaçlarına ve hastalıklara olan direncini azaltmaktadır. Bu makale arıcılara; bal arısı kolonilerinin yönetiminde çeşitli karbonhidrat ve protein ek besinlerinin rolü ve bal arısı besleme gereksinimlerinin verilmesi amacıyla yazılmıştır.

Problems and Solution Proposals on Honey Bee Supplementary Feeding

Abstract

Honey bees are essential for pollination of wild and cultivated plants, and honey bee products. Therefore bee colonies are managed in our country and all over the world. Pesticides, restriction of genetic variation and diseases seem to draw the most attention as the cause of declining bee numbers. Nutritional stress could be another reason. Climate changes, habitat loss and intensified agriculture lead to diminishing food resources for bees. This additional stress lowers their resistance to pesticides and diseases. This article is written to give beekeepers an overview of honey bee nutritional requirements and the role of various carbohydrate and protein supplements in the management of honeybee colonies.

Giriş

Son yıllarda Dünya’ da meydana gelen iklim değişimleri, doğada yaşayan canlı türlerini etkilediği gibi, çiçekli bitkilerle karşılıklı faydaya dayalı yaşamı olan bal arılarını da olumsuz etkilemiştir. Bu değişimler nedeniyle meydana gelen sıcaklık ve nem artışları veya azalışları, bazı bitki türlerinin yok olmasına, bölge değiştirmelerine, bitkilerde çimlenme hızı, çiçeklenme, nektar ve polen salgılama vb. fizyolojik faaliyetlerin üzerinde baskı oluşturmaktadır. (Winston 1987;Thuiller ve ark. 2005). Ayrıca; küresel toprak kullanımının değişmesi, tozlayıcılara yiyecek sağlayan ve çiçeklenen bitkilerin çeşitliğinin ve bolluğunun azalmasına neden olmaktadır (Biesmeijer ve ark. 2006; Kleijn ve Raemakers 2008). Bal arılarının tarımda kullanılan pestisitlere maruz kaldığı ve bununda arı sağlığı üzerinde baskı oluşturduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir (Kurupke ve ark 2013;. Mullin ve ark. 2010).

Bal arısı hastalık ve zararlılarının sayısının giderek artması ve bunların mücadelesinde kullanılan kimyasallara karşı oluşan direnç ve kimyasal kalıntı problemi arı sağlığını ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. İklim değişimleri nedeniyle doğada bulunan veya ziraatı yapılan bitkilerdeki nektar ve polen salgılanmasının azalması veya olmaması; bal arısı kolonilerinde açlığa ve yavru yetiştirme faaliyetlerinin durmasına neden olduğu gibi, besin eksikliği nedeniyle de ergin ve yavru arıların bağışıklık sisteminin zayıflamasına, hastalık ve zararlıların kolonilerde daha hızlı ve kolay etkili olmasına neden olmaktadır.

Arıcılık sektöründe; bal arısı kolonilerinin ilkbahar aylarında yüksek arı populasyonları geliştirmesinde, ilkbahar bölmelerinin oluşturulmasında, sonbaharda kuluçka oluşumunu sağlayarak kışa genç işçi arı populasyonu ile girilmesinde, ana arı ve erkek arı yetiştirilmesinde, zirai ilaç zehirlenmesinden sonra kolonilerin arı populasyonunun sağlanmasında, açlığın önlenmesinde polen ve bal ikame beslemesi yapılmaktadır.

Günümüzde bal arısı kolonilerinin besin eksikliğinin olumsuzluklarından etkilenmemesi için, doğada nektar ve polen akımının olmadığı dönemlerde ekonomik, farklı teknik ve yem ham maddeleriyle hazırlanmış arı şurubu ve keki gibi alternatif besin kaynaklarıyla arı besleme çalışmaları önem kazanmıştır.

Bu yazıda, bal arılarında ek beslemenin önemi, Türk Standartları Enstitüsünde yer alan arı keki standartlarındaki eksiklikler, kullanılan yem katkı ve hammaddelerin arı beslemesine olumlu ve olumsuz etkileri irdelenmeye çalışılmıştır.

 

  1. Arı Keki Standartlarındaki Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Türk Standardı Enstitüsü (TS 12064, 1996) tarafından hayvan yemleri kapsamında bal arısı keki standardı oluşturulmuştur. Bu standart incelendiğinde; arı keklerinin içerdiği ham maddeye göre 5 grupta sınıflandırıldığı bilinmektedir. Bunlar “Sade, Proteinli, Vitaminli, Polenli ve Kompoze” keklerdir. Bu gruplarda kullanılması önerilen hammaddelerin; bal (süzülmüş), polen, pudra şekeri, süt tozu (yağsız), soya unu (yağsız), bira mayası (kuru), vitaminler (A, B kompleksi, C, E ve K3) ve mineral maddeler (P, K, Ca, Mg) olduğu belirtilmiştir.

Bal arıları ihtiyaç duydukları proteini doğadaki çiçeklerin polenlerinden karşılarlar. Koloni için polen; ana arının daha fazla yumurtlayarak yavrulu alanlarını arttırması için gereklidir. Ayrıca işçi arıların arı sütü salgılama bezlerinin, beyin, uçuş kasları vb. organlarının gelişmesini, bağışıklık sistemi proteinlerini oluşturarak arıların hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlar. Hoffman ve ark., (2010) da yaptıkları çalışmada, proteinli arı kekleriyle beslenen arılardaki virüs düzeylerinin hiç beslenmeyenlere göre daha düşük düzeyde olduğunu, beslemede kullanılan proteinli arı keklerinde bulunan proteinlerin bağışıklık sisteminde rol oynadığını belirtmiştir. Bunun yanında arıların patojenlere karşı geliştirdikleri bireysel bağışıklık sistemlerinin parçası olan ve arıların kanında bulunan antimikrobiyal peptitlerin proteince zengin beslenmeyle ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır (DeGrandi-Hoffman ve Chen 2015).

Ülkemizde arı keki standardında; proteinli arı keki sınıfının içerdiği protein kaynaklarının; ‘’süt tozu (yağsız) ve soya unu (yağsız)’’, protein düzeyinin ise en az % 0,2 olması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre piyasada ticari olarak satışı yapılan arı keklerinin etiketlerinde beyan edilen protein kaynaklarının süt tozu (yağsız) ve soya unu (yağsız), protein düzeyinin ise % 0.4 olduğu görülmektedir. Farklı coğrafi bölgelerdeki 24 arı keki üreticisi ve kek kullanan 175 arıcı ile yapılan bir anket çalışmasında arı keki üretiminde kullanılan hammaddeler incelendiğinde Fruktoz (%30) + Pudra şekeri kullananların oranı %19.5, Bal+ Pudra şekeri+Süttozu+Arı Vitamini kullananların oranı %18.7, Glikoz+ Pudra şekeri +Süt tozu + Soya unu kullananların oranı ise %16.8 olarak tespit edildiği bildirilmiştir (Tutkun, 2008). Herbert ve Shimanuki (1978) yaptıkları araştırmada, sütte bulunan laktozun bal arılarına zehir etkisi yaptığını bildirmişlerdir. Son yıllarda Dünyada yapılan çalışmalara bakıldığında; süt tozunun arı keklerinde polene alternatif protein kaynağı olarak kullanılmadığı dikkat çekmektedir. Yine 1970’li yıllarda arı beslenmesinde yoğun olarak kullanılan soya ununun, günümüzde genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) olmasından dolayı artık arıcılığı gelişmiş ülkelerde arı keki formüllerinde yer almadığı bilinmektedir. Büyükuslu (2012) genetiği değiştirilmiş Soya ile besleme deneylerinde soya ile beslenen farelerin yavrularının bazılarının doğumdan 3 hafta sonra öldüğünü, diğerlerinin normalden küçük oldukları ve agresif davranışlar gösterdiklerini, ayrıca bu tür soya ile beslenen farelerin karaciğer hücrelerinde ve pankreaslarında problemler çıktığını belirtmiştir. Proteinli arı keki polen ikamesi olarak kullanıldığında, arı keki standardında yer alan protein düzeyinin (en az % 0,02) bal arısının ihtiyaç duyduğu protein düzeyinden çok düşük kaldığı görülmektedir. Bu nedenle proteinli arı keki standardında belirtilen protein düzeyinin yükseltilmesi, arı sağlığı için GDO’suz, bitkisel protein kaynaklarının kullanılması ve bu konuda Ar-Ge çalışmalarına hız verilmesi gerekmektedir.

Piyasada satışı yapılan arı keki veya arı yemlerinin yapımında kullanılan bal ve polen, Amerikan Yavru Çürüklüğü, Nosema vb. hastalık etmenleri içerebilir. Bu hastalıkların ülke içerisinde yayılması ve buna bağlı olarak da koloni kayıplarına neden olması durumu göz önünde bulundurulduğunda; arı keki veya arı yemi üretiminde bal ve polen kullanılacak ise mutlaka sterilizasyon işlemi uygulanmalıdır. Bu işlem Gamma ışını ile yapılmakta olup; sterilize edilecek olan bal ve polene uygulanması gereken en uygun dozun 10 kGray olması gerektiği ve bu dozun balda enzim aktivitesini istatistiki olarak önemli düzeyde düşürmediği Baggio ve ark. (2005)’ nın yaptığı çalışmada ortaya konmuştur. Ülkemizde gıda ürünlerinde sterilizasyon işlemi Ankara ve İstanbul’ da bulunan mevcut ışınlama tesislerinde gerçekleştirilebilmektedir.

Trakya Bölgesi’nde elde edilen balların kalite özelliklerinin belirlenmesi üzerine yapılan çalışmada; toplanan bazı bal örneklerinde yüksek oranlarda nişasta tespit edildiği bildirilmiştir (Turan, 2012). Arı keki üretiminde kullanılan pudra şekerine hile olarak daha az maaliyetli nişasta katıldığında; polisakkarit yapıda olan nişasta bal arısı tarafından sindirilemediği için nişastanın doğrudan bala geçtiği düşünülmektedir.

  1. Şurupla Beslemede Karşılaşılan Problemler ve Çözüm Önerileri

Bal arıları yüksek miktarda bal, şeker şurubu veya çiçek nektarı gibi karbonhidratları tüketirler (Winston 1987). İşçi arılar karbonhidrat metabolizması ürünlerini doğadan nektar, polen, Propolis ve su toplamada kullanır (Kunidea ve ark. 2006). Karbonhidratlar ayrıca hücre solunumunda, termoregulasyon ve hareket gibi fiziksel aktivitelerde yakıt olarak kullanılır (Chapman 2013).

Arıcılar, doğada nektar akımının yeterli olmadığı dönemlerde ve bal hasadı yapıldıktan sonra kolonilerini karbonhidrat içerikli ikame yemlerle beslerler (Brodschneider ve Crailsheim 2010). Bu genellikle sakkoroz şurubu, invert şeker şurubu ve nişasta bazlı  şuruplardır (LeBlanc ve ark.2009). Mannoz, galoktoz, laktoz gibi şekerlerin bal arısı için toksik etkisi bulunmaktadır (Barker ve Lehner 1976; Barker 1977). Bunlara ek olarak bir diğer toksik madde ise Hidroksimetil Furfural (HMF) dır. HMF, şeker içerikli yiyeceklerin (bal, şeker şrubu, bal, meyvesuyu vb.) ısıtılması ve uygun olmayan depolama şartlarında muhafazası sonucu oluşan, kaliteyi olumsuz yönde etkileyen kimyasal bileşendir (Alabdeen Makawi ve ark. 2009; LeBlanc ve ark. 2009; Zirbes ve ark. 2013). Zirbes ve ark. (2013)’de 2009-2010 yılları arasında Belçika’da anormal koloni kayıplarının tespit edildiğini, yapılan incelemelerde kolonilere kış besini olarak pancardan yapılmış invert şurup verildiğini ve şuruplarda 475 mg/kg üzerinde HMF tespit edildiğini bildirmişlerdir.

Şeker pancarından üretilmiş sakkoroz şurubunun hazırlanmasında kullanılacak olan su kaliteli olmalı ve sterilizasyon amacıyla kaynatılmalıdır. Daha sonra su soğumaya bırakılmalı ve sıcaklık 50-60 0C ye ulaştığında 1/1 veya 1/2 ölçek olacak şekilde pancardan yapılmış kristal şeker eklenip karıştırılarak şekerin su içerisinde çözülmesi sağlanmalıdır. Şekerin su ile birlikte kaynatılmamasının nedeni; şekere yüksük sıcaklık uygulanması sonucu oluşan HMF (Hidroksimetil Furfural) toksik maddesinin oluşmasını engellemektir. HMF içeriği yüksek olan şuruplarla ve ballarla beslenen arıların zehirlenerek öldükleri bilinmektedir. Zirbes ve ark. (2013)’de arıcıların evlerinde hazırladığı sakkoroz içerikli şeker şurubuna sirke ve limon suyu eklemelerinin şurupta HMF’yi arttırdığını belirtmiştir. LeBalanc ve ark. (2009)’da bal arılarını kafeslerde 57, 100, 150, 200 ve 250 mg/kg HMF dozlu yüksek fruktozlu şeker şurubuyla beslemişler  ve 250 mg/kg HMF dozlu şeker şurubuyla beslenen arıların istatistiki olarak önemli düzeyde düşük hayat uzunluklarına sahip olduklarını belirtmişlerdir.

2.1 İnvert Şeker Şurubu

Kristallendirilmiş sakkarozun suda çözünerek hidroliz yöntemiyle kısmen indirgenmesinden elde edilen ve invert şeker oranı kuru maddede ağırlıkça %50 den fazla olan sulu sakkaroz çözeltisine invert şeker şurubu denir. (Türk Gıda Kodeksi, 2006).

İnvert şeker şurubunun kokusuz olması; doğada nektar akımının olmadığı dönemlerde yapılan arı beslemesinde, bal arılarının yağmacılık davranışını önlediği ve uzun süre kovan yemliğinde fermantasyona uğramadan kalabildiği bilinmektedir. Nosema vb bağırsak hastalıklarının oluşmasına neden faktörlerden birisi de fermantasyona uğramış şeker şurubunun arılar tarafından tüketilmesidir. İnvert şeker şurubu kullanıldığında, şuruptan kaynaklı nosema hastalığı gözlenmez. Ayrıca invert şeker şurubu, Çanta yemlik kullanılan kovanlarda arıların boğularak telef olmasını da engeller.

İki farklı yöntemle invert şeker şurubu üretilmektedir (Mirjanic ve ark. 2013). Asit ve yüksek sıcaklık yoluyla hazırlanan şeker şurubu, yüksek sıcaklığa çıkarılır ve Tartarik asit gibi asitlerle muamele edilerek disakkarit yapıdaki sakkorozun monosakkarit yapıdaki glikoz ve fruktoza parçalanarak indirgenmesi sağlanır. Enzim ve düşük sıcaklık yoluyla hazırlanan şeker şurubunda ise sakkaroz, düşük sıcaklıkta enzimle (invertaz) muamele edilerek glikoz ve fruktoza indirgenir.

Özcan ve ark. (2006) bal arılarını doğal bal, sakkaroz şurubu ve sakkoroz’un asit ve yüksek sıcaklık ile muamele edilmesiyle üretilen invert şeker şurubu ile beslemişlerdir. Beslenme sonucu elde edilen ballarda, asit ile muamele edilerek invert yapılan şuruptan üretilen ballardaki HMF miktarının; sakkaroz şurubu yedirilerek elde edilen ballardaki HMF miktarından  yaklaşık 20 kat daha fazla bulunduğu bildirilmiştir. Bu farklılığın; sakkarozun invert edilirken asit ile muamele edilmesi için gerekli olan yüksek sıcaklıktan kaynaklandığını belirtmişlerdir.

Mirjanic ve ark. (2013) bal arılarının beslenmesinde baldan sonra en sağlıklı beslemenin enzim ile üretilmiş invert şurup olduğunu belirtmişlerdir. Yaptıkları çalışmada; kafeslerde besledikleri arıların hayat uzunluklarını ölçmüşlerdir. Buna göre Tartarik asitle yapılan invert şurupla beslenmiş arıların ortalama 12 gün, enzim ile invert yapılan şurupla beslenmiş arıların ise 24 gün yaşadıklarını bildirmişlerdir. Çalışmada enzimle invert edilmiş şurubun arı beslenmesinde baldan sonra gelen en kaliteli besin olduğu belirtilmiştir.

Yapılan çalışmalara göre; arıcıların arılarını şeker şurubu ile beslemeleri gereken dönemlerde, şekerin yüksek sıcaklık ile işleme tabi tutulmayan tekniklerle hazırlanmış şuruplarla beslemeleri gereklidir. Arı şurubunu yüksek sıcaklığa maruz bırakmadan invert şurup hazırlamanın en sağlıklı yolu; invertaz enzimi ile düşük sıcaklıklarda hazırlanan şeker şurubudur.

2.2.Mısır’dan Elde Edilen Şurup

Mısırdan elde edilen şuruplar; yaygın olarak Sodyum Hidroksit (Na OH) ve Hidroklorik (HCL) asitleri kullanılarak mısır nişastasının glikoz ve fruktoza çevrilmesi ile elde edilir. Son yıllarda bu metoda genetiği değiştirilmiş bakteri, α-amilaz, glukoamilaz ve kimyasallar da eklenmiştir (LeBlanc ve ark., 2009). Ucuz olduğu için insan ve arı beslenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat mısır nişastasından elde edilen şurupların insanlarda obezite, diyebet ve yüksek tansiyon gibi sağlık problemlerinin gelişmesinde rol oynadığı bir çok araştırma ile rapor edilmiştir (Bocarsly ve ark., 2010; Ferder ve ark., 2010; Nseirm ve ark., 2010)

Sammataro ve Weiss (2013) de yaptıkları araştırmada iki grup koloniyi şeker pancarı şurubu ve mısır şurubu ile beslemişlerdir. Mısır şurubuyla beslenen grup ortalama 4571.63 cm2 petek işlerken şeker pancarı şurubu ile beslenen koloniler ortalama 7916.7 cm2 petek işlemişlerdir. Yine aynı araştırmada kış aylarında şeker pancarından yapılmış şurupla beslenen koloniler, mısır şurubuyla beslenen kolonilerden bahar aylarında daha fazla kuluçka yetiştirmişlerdir. Kasım ve Nisan ayları arasında Şeker pancarı şurubuyla beslenen kolonilerdeki ortalama arılı çerçeve sayısı 10 iken mısır şurubu ile beslenen kolonilerdeki ortalama arılı çerçeve sayısı 7,5 olmuştur. Yapılan çalışmalardan da anlaşılacağı gibi bal arısı beslenmesinde mısır nişastasından üretilen şeker şuruplarının arı beslenmesinde kullanılmasından kaçınılmalıdır.

  1. Vitaminler

Arı kolonisine doğadan taze polen geldiği sürece ve polen depoları yeterli düzeyde olduğunda koloninin vitamin ihtiyacı sağlanmış olur. Bakıcı arıların kuluçka yetiştirebilmesi için B grubu ve C vitaminlerinin gerekli olduğu bilinmektedir (Huang, 2012). Bal arılarınının sindirim yoluyla aldıkları vitaminlerin oynadığı rollerle ilgili yapılan çalışmalar sınırlı kalmıştır.

  1. Mineraller

Diğer böceklerde olduğu gibi potasyum, fosfat ve magnezyum bal arıları için gereklidir. Bal arılarına verilen yüksek düzeyde sodyum, sodyum klorür (tuz), ve kalsiyum zehir etkisi göstermektedir. Bal arıları için gerekli mineraller polenden ve nektardan sağlanabilir. Ayrıca Koyu renkli balların yüksek düzeyde mineral içerdiği bilinmektedir (Huang, 2012).

  1. Su

Bal arıları suyu iki amaç için kullanırlar. Birincisi kuluçka besininde bulunan balın seyreltilmesinde, ikincisi ise çevre sıcaklığı 35 0C’ yi geçtiğinde kanat çırparak petek gözlerindeki suyu buharlaştırıp kovan içini serinletmede kullanırlar. Bal arıları kış ayları boyunca su ihtiyacını, kış salkımında ürettikleri ısı ile havadaki nemin çarpışması sonucu örtü tahtasının alt kısmında oluşan damlacıklardan karşılayabilirler. Eğer kovanın havalandırması uygun olmazsa fazla oluşan su damlacıkları kış salkımındaki arıların üzerine damlayarak koloninin ölmesine neden olabilir. Arılar sodyum ve tuz ihtiyacını nektar ve polenden karşılayamadıklarında havuz, hayvan çiftlikleri ve köylerde açıkta bulunan üre içeren su kaynaklarına su tarlacılığı davranışı gösterdikleri bilinmektedir (Huang, 2012). Arıcıların arılıklarını temiz su kaynaklarının yakınında kurmaları veya arılığın içinde veya yakınında arılar için suluk kurmaları gereklidir.

  1. Gıda Boyaları

Yapılan çalışmalarda hem sentetik hem de doğal gıda boyalarının çeşitli organizmalar üzerinde toksik etkiler yaparak ömür uzunluğunu kısalttığı bildirilmektedir (Chung 1983; Mekkawy ve ark., 1998; Ito, 2000; Gao ve ark., 2011). Oral yolla Amarant ve Allura Red gibi kırmızı gıda boyaları ile beslenen gebe dişi ve erkek farelerde DNA hasarının uyarıldığı (Tsuda ve ark., 2001), Metilen Blue, Patent Blue ve İndigo Karmin gibi gıda boyalarının ise insan meme epitel hücrelerinde DNA hasarına sebep olduğu bildirilmektedir (Masannat ve ark., 2009).

Amerika Birleşik Devletleri, Almanya vb arıcılıkta gelişmiş ülkelerde bal arısı besleme ürünlerinde gıda boyası kullanılmadığı bilinmektedir. Ülkemiz Arıcılık sektöründe arı beslenmesinde arı keki ve invert şurup olarak kullanılıp ticari olarak satışı yapılan ürünlerde görünüşü değiştirmek amaçlı şuruba ve arı keklerine katılan gıda boyalarının bal arısı fizyolojisine, genetiğine ve davranışına olan etkileri ve öldürücü doz çalışmaları yapılmadan kullanılmamalıdır.

Sonuç

Dünyada ve ülkemizde bir çok kötü faktörün bir araya gelmesi sonucu bal arısı kolonilerinin üzerinde oluşan baskı yüksek düzeyde koloni kayıplarına neden olmaktadır. Bu kötü faktörlerden birisi de; bal arısı kolonilerinin stoklarında ve doğada nektar ve polen olmadığı zaman kullanılan bal ve polen ikame yemleri ve besleme teknikleridir. Nektar ve polenin kısıtlı olduğu dönemlerde koloniler uygun ikame yemlerle beslenmezse ana arının ve erkek arının üreme etkinliğinde düşmeler, işçi arıların yaşam sürelerinde azalmalar, bağışıklık sisteminde zayıflama ve bunlara bağlı olarak kolonilerin verimliliğinde azalmalar ve hatta koloni kayıpları görülebilmektedir. Bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için arıların beslenmesinde kullanılan ikame yemlerin içeriğinde kullanılan ham maddelere dikkat edilmesi gereklidir. Arı keklerinde kullanılan protein kaynaklarının bitkisel kökenli olmasına, bal ve polen kullanılıyorsa sterilize edilmesine, nişasta içermemesine, mısır nişastasından elde edilen şurupların kullanılmamasına, şeker şuruplarında HMF’nin düşük düzeylerde olmasına dikkat edilmesi gereklidir. Ar-Ge çalışmalarıyla ikame yemlerin besin içeriklerinin bal arılarının istekleri doğrultusunda arttırılmasına devam edilmelidir.

 

KAYNAKLAR

Alabdeen Makawi, S.Z., Taha, I.M., Zakaria, B.A., Siddig, B., Mahmod, H., Elhussein, A.R.M. and Gad Kariem, E.A. (2009). Identification of 5-hydroxymethylfurfural HMF in some sugar containing food products by HPLC. Pak.J.Nutr. 8:1391-1396.

Anonymus,. (1996). Bal Arısı Keki Standardı. Türk Standartlar Ensitüsü. ĠCS 65.140 TS: 12064.

Baggio, A. Walner, K., Piro, R. and Sangiorgi, E., (2005). Gamma radiation: a sanitating treatment of AFB-contaminated beekeeping equipment. Apiacta 40, 22–27.

Barker, R.J. (1977). Some carbohydrates found in pollen and pollen substitutes are toxic to honeybees. J.Nutr. 107:1859-1862.

Barker, R.J. and Lehner, Y., (1976). Glactose, a sugar toxic to honey bees, found in exudates of tulip flowers. Apidologie 7:109-112.

Biesmeijer, J.C., Roberts S.P.M., Reemer, M., Ohlemüller, R., Edwards, M., Peeters, T., Schaffers, P.A., Potts, G.S., Kleukers, R., Thomas, D.C., Settele, J., Kunin, E.W. (2006). Paralleldeclines in pollinators and insect-pollinated plants in Britain and the Netherlands. Science 313: 351-54.

Bocarsly M.E, Powell, E.S., Avena, N.M. and Hoebel, B.G., (2010). High-fructose corn syrup causes characteristics of obesity in rats: Increased body weight, body fat and triglyceride levels. Pharmacology Biochemistry and Behavior 97(1): 101-106. DOI: 10.1016/j.pbb.2010.02.012.

Brodschneider, R. and Crailsheim, K. (2010). Nutrition and Health in Honey Bees. Apidologie 41:278-294.

Büyükuslu, N., (2012). Genetiği değiştirilmiş organizmalar ve insan sağlığı üzerine etkileri, Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi, 21:26-29

Chapman, R.F., (2013). The Insects: Structureand Function. Cambridge University Press. 5th Edition, P:1-959

Chung, K.T., (1983). The significance, of azo reduction in the mutagenesis of azo dyes. Mutation Research, 114, 269-28.

DeGrandi-Hoffman, G. & Chen, Y. (2015). Nutrition, immunity and viral infections in honey bees. Curr. Opin. Insect Sci. 10, 170–176, 10.1016/j.cois.2015.05.007.

Ferder, L., Ferder, M.D. and Inserra, F., (2010). The role of high-fructose corn syrup in metabolic syndrome and hypertension. Current Hypertension Reports 12: 105-112.

Gao, Y., Li, C., Shen, J., Yin, H., An, X. and Jin, H., (2011). Effect of food azo dye Tartrazine on learning and memory functions in mice and rats, and the possible mechanisms involved. Journal of Food Science,76, 125-129.

Herbert, E and Shimanuki, H (1978). Consumption and brood rearing by caged honeybees fed pollen substitutes fortified with various sugars. Journal of Apicultural Research 17(1): 27–31.

Hoffman, D.G., Chen, Y., Huang, E. and Huang, H.M., (2010) The effect of diet on protein concentration, hypopharyngeal gland development and virus load in worker honey bees (Apis mellifera L.), Journal of Insect Physiology 56 p: 1184-1191.

Huang, Z. (2012). Honey Bee Nutrition. http://articles.extension.org/pages/28844/honey-bee-nutrition.

Kleijn D and Raemakers I. (2008). A retrospective analysis of pollen host plant use by stable and declining bumble bee species. Ecology 89: 1811-23.

Krupke, H.C., Hunt, J.G., Eitzer, D.B., Andino, G. and Given, K., (2013) Multiple Routes of Pesticide Exposure for Honey Bees Living Near Agricultural Fields. Plos One., 7: 1-8.

Kunieda, T., Fujiyuki, T., Kucharski, R., Foret, S., Ament, S.A., Toth, A.L., Ohashi, K., Takeuchi, H., Kamikouchi, A., Kage, E., Morioka, M., Beye, M., Kubo, T., Robinson, G.E. and Maleszka, R. (2006). Carbohydrate metabolism genes and pathways in insects: insights from the honey bee genome. Insect Molecular Biology 15(5): 563-576.

Ito, Y. (2000). Recent state and the investigation of daily intake of food additives in Japan-21 years (1976-1996). Food Sanitation Research, 50, 89-125.

LeBlanc, B.W., Eggleston, G., Sammataro, D., Cornett, C., Dufault, R., Deeby, T., and CyrSt., E. (2009) Formation of Hydroxymethylfurfural in Domestic High-Fructose Corn Syrup and Its Toxicity to the Honey bee (Apis mellifera). J. Agric. Food. Chem. 57:7369-7376.

Masannat, Y.A., Hanby, A., Horgan, K. and Hardie, L.J., (2009). DNA damaging effects of the dyes used in sentinel node biopsy: possible implications for clinical practice. The Journal of Surgical Research, 154, 234-238.

Mekkawy, H.A., Ali, M.O. and El-Zawahry, A.M., (1998). Toxic effect of synthetic and natural food dyes on renal and hepatic functions in rats. Toxicology Letters, 95,155-155.

Mirjanic, G., Gajger, I.T., Mladenovic, M., Kozaric, Z., (2013). Impact of different feed on Intestine Health of Honey Bees, XXXXIII International Apimondia Congress, Kyiv, Ukraine.

Mullin, C. A., Frazier, M., Frazier, J. L., Ashcraft, S., Simonds, R., & Pettis, J. S. (2010). High levels of miticides and agrochemicals in North American apiaries: implications for honey bee health. PLoS one, 5(3), e9754.

Nseirm, W., Nassar, F. and Assy, N., ( 2010). Soft drinks consumption and nonalcoholic fatty liver disease. World Journal of Gastroenterology 16: 2579-2588.

Özcan, M., Arslan, D.; Ceylan, A.D., (2006). Effect of inverted saccharose on some properties of honey. Journal of Food Chemistry. 99: 24-29.

Sammataro, D. and Weiss, M. (2013). Comparison of productivity of colonies of honey bees, A. mellifera, supplemented with sucrose or high fructose corn syrup. J. Insect Sci. 13:19.

Tsuda, S., Murakami, M., Matsusaka, N., Kano, K., Taniguchi, K. and Sasaki, Y.F., (2001). DNA damage induced by red food dyes orally administered to pregnant and male mice. Toxicological Sciences, 61, 92-99.

Thuiller, W., Lavorel, S., Araujo, B.M., Sykes,T.M, Prentice, I. C. (2005) Climate change threats to plant diversity in Europe. PNAS vol:102 No:23 P:8245-8250.

Tutkun, E., (2008). Standart Dışı Arı Keki Üretimine Bağlı Bal Arılarında Görülen Beslenme Bozuklukları Ve Toplu Ölümler, U. Arı Drg. Kasım, 124-126.

Turan, F., (2012). Kırklareli izole bölgesinde yaşayan Trakya Arısı (Apis mellifera carnica) kolonilerinden elde edilen balların kalite özelliklerinin belirlenmesi, Namık Kemal Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, S:82, Tekirdağ.

Winston, M.L. (1987). The biology of the honey bee. Harvard University Press, Cambridge, Massachusetts.

Zirbes, L., Nguyen, B.K., deGraaf, D.C., Meulenaer, B.D., Reybrroeck,W., Haubruge, E., Saegerman, C. (2013). Hydroxymethylfurfural: a possible emergent cause of honey bee mortality.  J. Agri. Food. 61:11865-11870.

Türk Gıda Kodeksi Şeker Tebliği 2006, Tebliğ No: 2006/40 ,Resmi Gazete Sayı: 26268.

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2006/08/20060823-7.htm