BAL ARISI KOLONİSİ SATIN ALIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER !!!


Bahar aylarında yeni arıcılığa başlayacaklar veya koloni ihtiyacı olanlar satılık arı kolonisi ilanlarına bakmaya başlarlar. İlanlarda “20 koloni içinden 5 tanesi seçmece satılacaktır” denir. Siz ilan sahibiyle irtibata geçerek fiyat ve gün için anlaşarak, boş kovanlarınızı alıp kolonileri alacağınız arılığa gidersiniz.

Kolonilerinizi alacağınız arıcının yerli bal arısı ırkıyla çalışmasına dikkat etmelisiniz. Çünkü yerli bal arısı ırkları yaşadıkları bölgenin iklimine, çiçeklerine, arı zararlılarına uyum sağladıkları için size koloni yönetiminde yerli olmayan ırkların göre zorluk çıkarmayacaklardır.

Seçeceğiniz kolonilerin kıştan güçlü çıkmış, yani arılı çerçeve sayısının yüksek olması istenen özellik olmalıdır. Kolonide yumurtlayan bir ana arının varlığını test etmelisiniz. Kuluçkalı petek gözlerinde günlük yumurta görmelisiniz (Resim-1). Petek gözünün tabanında dik olarak duran yumurtalar günlük yumurtalardır.

Yumurta
Resim-1) Ana arının petek gözüne bıraktığı günlük yumurta

Ana arının kalitesini ve yaşını kuluçkanın yapısından anlayabilirsiniz. Koloninin orta kısmında bulunan kuluçkalı alanda yumurta, larva ve pupalı yavru gözlerinin bulunmasına dikkat etmelisiniz. Pupalı gözlerin bulunduğu çerçevelerdeki pupalı gözlerin arasında boş petek gözü sayısı az olmalıdır (Resim-2).Pupalı gözlerin bulunduğu alandaki üstü kapalı pupalı yavrulu gözlerin aralarında boş gözlerin fazla olması ana arının yaşlı veya akrabalı yetiştiğinin göstergesidir (Resim-3). Bu tip kuluçkası olan koloniler, size verim sağlamayacakları gibi, büyük olasılıkla kış aylarını da geçiremeyeceklerdir.

Normal Kuluçka
Resim 2-) Genç ve sağlıklı ana arının kuluçka yapısı
Sorunlu kuluçka
Resim-3) Yaşlı veya akrabalı yetiştirilmiş ana arının kuluçka yapısı

Ayrıca kuluçka alanlarında arıcılık sektörünün korkulu rüyası  bulaşıcı Amerikan Yavru Çürüklüğü hastalığının olmamasına dikkat edilmelidir (Resim-4,5). Kovanların dış kısmında ve çerçevelerin üzerinde arı dışkısı görüldüğünde ergin arı hastalığı olan, sindirim sisteminde meydana gelen Nosema hastalığının işareti olduğu unutulmamalıdır. Kovanların uçuş tahtasının ön tarafında siyah beyaz renkte  ölü pupa parçaları da Kireç hastalığının belirtisidir.

8_american-foulbrood-533x400-370x278
Resim-4) Amerikan yavru çürüklüğü hastalığının kuluçka peteği üzerindeki belirtisi
AFB-rope-test
Resim-5) Amerikan yavru çürüklüğü şüpesi olan kuluçka gözüne kibrit çöpü sokarak kontrol edilmesi. Yavruda şekildeki gibi uzama görülürse şüphe artar.

Resim-4,5) Amerikan yavru çürüklüğü hastalığının kuluçka petekleri üzerindeki belirtisi

Artık koloninizi belirlediniz. Sıra seçtiğiniz koloniyi kendi kovanınıza aktarmaya geldi. Seçtiğiniz koloniyi kovanıyla birlikte yerinden alıp yan tarafa koyup, onu yerine kendi boş kovanınızı koyup, kovanınızın giriş kısmını açmalısınız. Seçtiğiniz kolonideki petekleri aynı düzende kendi kovanınıza aktarmalısınız. Çerçeveler arasında aralık bırakmamalısınız. Yolculuk sırasında çerçevelerin kaymaması için; çerçevelerin bittiği kısma çivi çakabilirsiniz ya da boş çerçeveleri ekleyerek boşluğu doldurabilirsiniz. Çerçeveleri aktarma ve düzenleme işi bittikten sonra, yolculuk sırasında arının kovanın dışına çıkmaması için kovanınızın örtü bezini ve kapağını iyice kapatmalısınız.

Aktarma işlemi gün içinde yapıldığı için almış olduğunuz koloninin tarlacıları çiçeklerden nektar, polen, propolis ve su toplama işleriyle meşgul olacaklardır. Eğer kovanınızı gün bitmeden yerinden alıp giderseniz tarlacı arılarınızı arıları aldığınız işletmeye armağan etmiş olursunuz. Ama kovanınızın girişini hava kararırken kapatırsanız, tarlacı arılarınızı da almış olursunuz.

Yerli bal arısı koloninizle nice bereketli sezonlar dilerim !!!

BAL


Hazırlayan :Dr.Devrim OSKAY

Meşe Balı

Bal, bal arılarının çiçek nektarından (Apis mellifera ; Aile: Apidae) oluşan doğal bir üründür. Bal, yaklaşık 5500 yıl öncesinden beri insanlar tarafından kullanılmaktadır. Yunanlılar da dahil olmak üzere çoğu antik topluluk, Çin, Mısırlı, Roma, Mayalar ve Babilliler, beslenme ve tıbbi özellikleri için bal tüketirlerdi. Bal sadece böcek türevli doğal bir üründür ve beslenme, kozmetik, terapötik ve endüstriyel değere sahip. Bal dengeli bir diyet olarak gözden geçirilir ve her yaşta erkek ve kadın için eşit derecede değerlidir. Balın soğutulmasına gerek yoktur, asla bozulmaz ve oda sıcaklığında kuru bir yerde de açılmadan saklanabilir. Balın su aktivitesi (WA) 0,56 ila 0,62 arasındadır ve pH değeri yaklaşık 3.9. Bal, yüksek fruktoz seviyesine sahip olduğu için (bal tablet şekerinden % 25 daha tatlıdır) antik dönemden itibaren doğal bir tatlandırıcı olarak kullanılmıştır. Ayrıca, içeceklerde bal kullanımı giderek daha popüler hale gelmektedir. Günümüzde birçok insan hastalığının tedavi için bal kullanımı hakkında bilgiler mevcuttur. Bilimsel kanıtlar, balın antioksidan, anti-enflamatuar, antibakteriyel, antidiyabetik, solunum, gastrointestinal, kardiyovasküler ve sinir sistemi dahil olmak üzere sağlığa yararlı ve koruyucu çeşitli etkilerini göstermektedir.

Balın tıbbi geçmişi

Taş Devri resimlerinden elde edilen kanıtlar, 8000 yıl önce ortaya çıkan bal gibi arı ürünleri ile hastalıkların tedavisini göstermektedir. Kadim parşömenler, tabletler ve kitaplar-Sümer kil tabletleri (MÖ 6200), Mısır papirisi (MÖ 1900–1250), Veda (Hindu kutsal kitabı) 5000 yıl, Kur’an-ı Kerim, İncil ve Hipokrat (MÖ 460-357) balın yaygın ilaç olarak kullanılabilirliğinden bahsetmektedir. Kur’an balın tedavi edici aktivitesini belirtmektedir. Rab arılara ilham verdi, kovanlarını tepelere, ağaçlara ve insanın yaşam alanına yapmasına, bedenlerinden farklı renklere sahip bir içecek gelir, burada insanlık için şifa verilir, aslında bu bir işarettir, düşünmek gerekir. Bal, göz hastalıkları, astım, boğaz enfeksiyonları, tüberküloz, susuzluk, hıçkırık, yorgunluk, baş dönmesi, hepatit, kabızlık, solucan istilası, egzama, ülser iyileşmesi ve geleneksel tıpta yaralar gibi çeşitli hastalık durumlarında kullanılmıştır.

Balın besleyici ve besleyici olmayan bileşenleri

Günümüze kadar yaklaşık 300 çeşit bal tanımlanmıştır. Bu çeşitlilik, bal arıları tarafından toplanan farklı nektar tipleri ile ilgilidir. Balın ana bileşimi kuru ağırlığının % 95-97’sine katkıda bulunan karbonhidratlardır. Ayrıca, bal proteinler, vitaminler, amino asitler, mineraller ve organik asitler gibi ana bileşikleri içerir. Saf bal ayrıca flavonoidler, polifenoller, indirgeyici bileşikler, alkaloidler, glikozitler, kardiyak glikozitler, antrakinon ve uçucu bileşiklerden oluşur. Monosakkaritler (fruktoz ve glikoz) en önemli şekerlerdir. Balın besinsel ve fiziksel etkilerinin çoğuna katkıda bulunabilir. Monosakkaritlere ek olarak, daha az miktarlarda disakkarit (sükroz, galaktoz, alfa, beta-trehaloz, gentiobioz ve laminaribiyoz), trisakaritler (melezitoz) , maltotrioz, 1-ketoz, panoz, izomaltoz glikoz, erloz, izomaltotrioz, theanderose, centose, izopanoz ve maltopentaoz) ve balda oligosakkaritler bulunur. Bu şekerlerin çoğu, balın olgunlaşması ve olgunlaşma süreleri sırasında oluşur. Glikoz oksidasyonunun bir ürünü olan glukonik asit, balda bulunan ana organik asittir; ayrıca az miktarda asetik, formik ve sitrik bulunmuştur. Bu organik asitler, balın asidik (pH 3.2 ve 4.5 arasında) özelliklerinden sorumludur. Bal ayrıca bazı önemli amino asitlerden oluşur, örneğin dokuz esansiyel amino asit ve asparagin ve glutamin hariç tüm esansiyel olmayan amino asitler. Prolin, balda birincil amino asit, ardından diğer amino asit tipleri olarak rapor edilmiştir. Enzimler (diyastaz, invertazlar, glikoz oksidaz, katalaz ve asit fosfataz) balın ana protein bileşenlerini oluşturur. Baldaki vitamin seviyesi düşüktür ve önerilen günlük alım miktarına yakın değildir. Suda çözünen tüm vitaminler balda bulunur, C vitamini en sık görülür. Balda fosfor, sodyum, kalsiyum, potasyum, kükürt, magnezyum ve klor gibi tüm ana mineraller de dahil olmak üzere yaklaşık 31 değişken mineral bulunmuştur. Balda silikon (Si), rubidyum (RB), vanadyum (V), zirkonyum (Zr), lityum (Li) ve stronsiyum (Sr) gibi birçok temel eser bileşen tespit edilir. Bununla birlikte, kurşun (Pb), kadmiyum (Cd) ve arsenik (As) gibi bazı ağır metaller kirletici olarak mevcuttur. Önceki çalışmalar balda potansiyel biyomedikal etkilerine katkıda bulunan yaklaşık 600 uçucu bileşimi tespit etmiştir. Balda uçucu bileşikler genel olarak düşüktür düzeydedir. Fakat aldehitler, alkoller, hidrokarbonlar, ketonlar, asit esterleri, benzen ve türevleri, piran, terpen ve türevleri, norisoprenoids, hem de kükürt, furan ve siklik bileşikler dahildir. Antioksidan görevi gören flavonoidler ve polifenoller, balda bulunan iki ana biyoaktif moleküldür. Son kanıtlar balda yaklaşık otuz çeşit polifenol bulunduğunu göstermiştir. Balda bu polifenollerin varlığı ve seviyeleri çiçek kaynağına, iklimsel ve coğrafi koşullara bağlı olarak değişebilir. Galangin, quercetin, kaempferol, luteolin ve ishamhamnetin gibi bazı biyoaktif bileşikler, tüm bal türlerinde bulunurken, naringenin ve hesperetin sadece belirli çeşitlerde bulunur. Genel olarak, baldaki en fenolik ve flavonoid bileşikleri gallik asit, siringik asit, ellagik asit, benzoik asit, sinnamik asit, klorojenik asit, kafeik asit, ishamhamnetin, ferulik asitler, mirisetin, chrysin, kumarik asit, apigenin, kuersetin içerir. Bal içeriklerinin, antioksidan, antimikrobiyal, antienflamatuar, çoğalmayı önleyici, antikanser ve antimetastatik etkiler gösterdiği bildirilmiştir.

Baldaki başlıca flavonoidlerin, organik asitlerin ve fenolik asitlerin yapıları

Flavonoidler, heterosiklik bir piran halkası ile birleştirilen iki benzen halkası içeren 15 karbonlu bir yapıya sahip aktif doğal bileşikler grubunu belirtir. Genellikle flavonoller (quercetin, kaempferol ve pinobanksin), flavonlar (luteolin, apigenin) olarak sınıflandırılırlar. ve chrysin), flavanonlar (naringenin, pinokembrin ve hesperetin), izoflavonlar (genistein) ve antosiyanidinleri içerir. Genistein, chrysin, luteolin ve naringenin dahil bazı flavonoidlerin östrojenik aktivite gösterdiği ve genellikle fitoöstrojenler balda bulunan başlıca flavonoidlerin ve fenolik asitlerin kimyasal yapılarını gösterir.

Balın biyolojik aktiviteleri

Antioksidan aktivite

Oksidanlar ajanlar oksijen gibi gıdalar ve insan vücudunda tespit edilen bir antioksidan olarak hasar önlenmesinde rol oynarlar. Doğal antioksidanlar tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak, araştırmalar, doğal etkilerinde bir fonksiyonu tasvir yaşlanma ve işlemin çoğunda bal, serbest radikaller ve reaktif oksijen türleri (ROS) olarak adlandırılan oksijenden uzaklaşır, metabolizma sırasında üretilir. Bu bileşenler, hücre zarlarındaki, enzimlerin yanı sıra DNA’daki lipitler ve protein bileşenleri ile etkileşime girer. Bu zararlı reaksiyonlar çeşitli hastalıklara yol açabilir. Neyse ki, antioksidanlar serbest radikalleri zarar vermeden önce keser. Hem enzimatik hem de enzimatik olmayan maddeler koruyucu antioksidan için geçerlidir. Balın antioksidan özellikler için yeteneği balın rengi ile ilgilidir; bu nedenle, koyu renkli bal daha yüksek antioksidan değerine sahiptir. Fenolik bileşiklerin, balın antioksidan aktivitesinden en önemli sorumlu faktör olduğu gösterilmiştir, çünkü fenolik seviye, balın radikal absorbans aktivite değerleri ile ilişkilidir. Balın bir diyet antioksidanı gibi davranma yeteneği vardır. Bilimsel literatüre göre, tek başına veya geleneksel tedavi ile kombinasyon halinde uygulanan bal, oksidatif stresle yaygın olarak ilişkili kontrolünde yeni bir antioksidan olabilir. Aslında deneysel araştırmalardan elde edilen bu verilerin çoğundan, balın farklı insan rahatsızlıklarında bu antioksidan etkisinin incelenmesine büyük ihtiyaç vardır.

Antimikrobiyal aktivite

Balın antimikrobiyal aktivitesi için ana faktörler enzimatik glukoz oksidasyon reaksiyonu ve bazı fiziksel yönleridir. Ancak balın antimikrobiyal aktivitesini gösterebilen diğer faktörler arasında yüksek ozmotik basınç / düşük nem, düşük pH / asidik ortam bulunmaktadır. , düşük protein içeriği, yüksek karbon / azot oranı, yüksek indirgeyici şeker seviyesi nedeniyle düşük redoks potansiyeli, çözünmüş oksijeni ve diğer kimyasal ajanları / fitokimyasalları sınırlayan bir viskozite. Düşük nem ve su asitliği, glikoz oksidaz ve hidrojen peroksit gibi balın özellikleri nedeniyle bal, maya ve bakterilerin büyümesine yardımcı olmaz. Peroksidazın tamamı antibakteriyel bal seviyesinin kaynağı değildir, ancak balda terpenler, pinokembrin, benzil alkol, 3,5-dimetoksi-4-hidroksibenzoik asit (siringik asit), metil-3 dahil olmak üzere birçok ürün keşfedilmiştir. 5-dimetoksi-4-hidroksibenzoat (metil şırınga), 2-hidroksi-3-fenilpropiyonik asit, 2-hidroksibenzoik asit, 3,4,5-trimetoksibenzoik asit ve 1,4-dihidroksibenzen.

Birçok araştırma, balın antibakteriyel aktivitesinin minimum inhibitör konsantrasyon olduğunu gösterdi; Bu nedenle, bal tamamen inhibe edici büyüme için gerekli olan en az bir konsantrasyona sahiptir. Bal birçok türleri arasında, manuka bal nonperoxide En yüksek aktivite seviyesine sahiptir. Araştırmalar; balın Escherichia coli ve Staphylococcus aureus bakterilerini önemli ölçüde önlenebilir. Balın antibakteriyel aktivitesinin birçok bakteriyel patojen ve mantar üzerinde etkili olduğu gösterilmiştir.

Apoptotik aktivite

Kanser hücreleri yetersiz apoptotik ciro ve kontrolsüz hücresel proliferasyon ile karakterizedir. Kanser tedavisi için uygulanan kimyasallar apoptoz indükleyicidir. Bal, mitokondriyal membranın depolarizasyonu yoluyla birçok kanser hücresinde apoptoz yapar. Bal, yüksek fenolik bileşeniyle ilişkili insan kolon kanseri hücre hatlarında kaspaz 3 aktivasyonunu ve poli (ADP-riboz) polimeraz (PARP) bölünmesini arttırır. Ayrıca pro- ve anti- kolon kanserinde apoptotik proteinler. Bal, p53, kaspaz 3 ve proapoptotik protein Bax’ın ekspresyonunu indükler ve ayrıca anti-apoptotik protein Bcl2’nin ekspresyonunu aşağı regüle eder. Bal, p53 ve p53’ün aktivasyonuna yol açan ROS’u pro- ve Bcl-2 ve Bax gibi anti-apoptotik proteinler. Balın oral uygulaması, pro-apoptotik protein Bax ekspresyonunu arttırır ve ayrıca Wistar sıçanlarının tümör dokusundaki anti-apoptotik protein Bcl-2 ekspresyonunu azaltır. Manuka balının intravenöz enjeksiyonu, kaspaz 9’un dahil edilmesi yoluyla kanser hücresi hatları üzerindeki apoptotik etkisini uygular ve bu da yürütücü protein olan kaspaz-3’ü aktive eder. Apoptoz, PARP aktivasyonu, DNA parçalanması ve Bcl-2 ekspresyonunun kaybını da içeren manuka balı tarafından yapılmıştır. Balın apoptotik özellikleri, günümüzde kullanılan birçok kemoterapötik olduğu için anti-kanser ajanı olarak olası bir doğal madde olmasını sağlar.

Anti-enflamatuar ve immünomodülatör aktiviteler

Kronik inflamasyon dokulara zarar vererek iyileşmeyi engelleyebilir. Mevcut literatüre göre bal, hayvan modellerinde, hücre kültürlerinde ve klinik çalışmalarda inflamatuar yanıtı azaltır. Baldaki fenolik içerik, anti-enflamatuar etkiden sorumludur. Bu fenolik ve flavonoidler. bileşikler siklooksijenaz-2 (COX-2) ve / veya indüklenebilir nitrik oksit sentazın (iNOS) pro-enflamatuar aktivitelerinin baskılanmasına neden olur. Bal ve bileşenlerinin, iNOS, ornitin dekarboksilaz, tirosin kinaz ve COX-2 dahil olmak üzere proteinlerin düzenlenmesinde rol oynadığı gösterilmiştir. Tümör nekroz faktörü alfa, interlökin-1 beta (IL-1β) ve IL-6 üretimini indüklemek için farklı bal türleri keşfedilmiştir. Bal T ve B lenfositlerini, antikorları, eozinofiller, nötrofiller, monositleri arttırır.

Yavaş emilimin kısa zincirli yağ asidi (SCFA) fermantasyon ajanlarının üretimine yol açtığı belirtilmiştir. Balın yutulmasının SCFA üretimine neden olabileceği muhtemel bir mekanizmadır.  SCFA’nın immünomodülatör etkileri, doğrulanmıştır. Bu nedenle, bal, bu fermente edilebilir şekerlerin aracılığıyla bağışıklık tepkisine neden olabilir. Bir şeker, nigerooligosaccharides, bal içinde mevcut immüno etkilere sahip olduğu gözlenmiştir. Baldaki şeker olmayan maddeler de immünomodülasyon için sorumludur.

Tıbbi özellikler

Bal ve yara

Bal, bazı modern kimyasallar bu konuda başarısız olduğunda insanlığın bildiği en eski yara iyileştirici ajandır.  Deneysel araştırmalar, antibakteriyel, antiviral, antienflamatuar ve antioksidan gibi biyoaktiviteleri nedeniyle yara iyileşmesinde kullanımını destekleyen daha fazla belge göstermiştir. Ayrıca, bal enfeksiyona karşı bağışıklık tepkisini aktive eder. Bal ile bağışıklık tepkisinin diğer özelliklerinin uyarılması da bildirilmiştir (B- ve T-lenfositlerin çoğalması ve fagosit aktivitesi). Bal, antikor oluşumunu indükler. Birçok kanıt, akut yaraların kontrolünde ve tedavisinde ve hafif ila orta dereceli yüzeysel ve kısmi kalınlıkta yanıklarda bal kullanımını önermektedir. Bazı çalışmalar balın yara tedavisi ve bacak ülserleri ile ilgili etkinliğini göstermesine rağmen, mevcut kanıtları güçlendirmek için bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Bal ve diyabet

Balın diyabetes mellitus (şeker hastalığı) tedavisinde yararlı etkilerini gösteren güçlü kanıtlar vardır. Bu sonuçlar, bal veya diğer güçlü antioksidanların diyabetes mellitus kontrolünde standart antidiyabetik ilaçlara ek olarak kullanılmasının tedavi edici beklentilerini göstermektedir. Antioksidanların kullanımıyla ilgili kısıtlamalar ile ilgili olarak, ROS üretimini azaltmayı hedefleyen diğer müdahaleler de geleneksel diyabet tedavisine ek olarak kullanılabilir. Tip 1 ve Tip 2 diyabetes mellitus klinik çalışmalarından birinde, bal uygulaması tip 1 diyabet ve normalde sakaroz veya glikozdan çok daha düşük glisemik indeks ile ilişkilendirilmiştir. Tip 2 diyabetin bal, glikoz ve sükroz için benzer değerleri vardır. Diyabetik hastalarda bal, dekstrana kıyasla plazma glukoz seviyesinde önemli bir azalmaya neden olabilir. Normal ve hiperlipidemik hastalarda kan lipitlerini, homosistein ve C-reaktif protein içeriğini de azaltır. Bununla birlikte, özellikle diyabetes mellitusun hem oksidatif stresi hem de hiperglisemiyi hedefleyen müdahalelerle kontrol etme umuduyla ilgili birkaç soru kalmıştır. Ayrıca, balın şeker hastalığının tedavisinde terapötik etkileri sadece gliseminin kontrolü ile sınırlı kalmayabilir, aynı zamanda ilişkili metabolik komplikasyon hastalıklarının iyileştirilmesi için de genişletilebilir.

Bal ve kanser

Mevcut çalışmalar, balın çeşitli mekanizmalar yoluyla antikanser etkileri gösterebileceğini göstermektedir. Araştırmalar, balın, apoptoz, antimutajenik, antiproliferatif ve antienflamatuar yolların indüklenmesi de dahil olmak üzere çoklu hücre sinyal yollarıyla etkileşimi yoluyla antikanser özelliğine sahip olduğunu göstermiştir. Bal bağışıklık yanıtlarını değiştirir. Balın, hücre proliferasyonunu önlediği, apoptozu indüklediği, hücre döngüsü ilerlemesini değiştirdiği ve cilt kanseri hücreleri (melanom), adenokarsinom epitel gibi çeşitli kanser türlerinde mitokondriyal membran depolarizasyonuna neden olduğu gösterilmiştir. hücreler, serviks kanseri hücreleri, endometriyal kanser hücreleri, karaciğer kanseri hücreleri, kolorektal kanser hücreleri, prostat kanseri hücreleri, böbrek hücreli karsinom, mesane kanseri hücreleri, insan küçük hücreli dışı akciğer kanseri, kemik kanseri hücreleri (osteosarkom) ve lösemi ve ağız kanseri hücreleri (oral skuamöz hücreli karsinom). Ek olarak, bal, göğüs kanseri, karsinom, melanom, kolon karsinomu, hepatik kanser ve mesane kanseri dahil olmak üzere hayvan modellemesinde çeşitli tümör formlarını inhibe edebilir. Bununla birlikte, bal ve kanserin olumlu etkisi konusundaki anlayışımızı geliştirmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Bal ve astım

Bal, halk tıbbında iltihaplanma, öksürük ve ateş tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Balın astımla ilişkili semptomları azaltmada veya astım indüksiyonunu engellemede önleyici bir ajan olarak hareket etme kabiliyeti gösterilmiştir. Kronik bronşit ve bronşiyal astım hayvan modellemesinde oral bal tüketimi ile tedavi edildi. Ayrıca, Kamaruzaman ve ark . balla yapılan tedavinin, hava yolundaki astıma bağlı histopatolojik değişiklikleri azaltarak ovalbumin kaynaklı hava yolu inflamasyonunu etkili bir şekilde inhibe ettiğini ve ayrıca astımın indüksiyonunu inhibe ettiğini göstermiştir. Balın solunmasının, mukus salgılayan goblet hücresi hiperplazisini etkili bir şekilde giderdiği de keşfedilmiştir. Bununla birlikte, balın astım semptomlarını azalttığı mekanizmaları daha iyi anlamak için balın bu etkilerini araştırmak için gelecekteki çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bal ve kardiyovasküler hastalıklar

Balda bulunan flavonoidler, polifenolikler, C vitamini ve monofenolikler gibi antioksidanlar, kardiyovasküler başarısızlık riskinde azalma ile ilişkili olabilir. Koroner kalp hastalığında, antioksidan, antitrombotik, anti-iskemik ve vazorelaksant ve flavonoidler gibi flavonoidlerin koruyucu etkileri üç mekanizma yoluyla koroner kalp rahatsızlığı riskini azaltır: (a) koroner vazodilatasyonun iyileştirilmesi, (b) kandaki pıhtılaşma trombositleri ve (c) düşük yoğunluklu lipoproteinlerin oksitlenmesini önleme. Çok çeşitli antioksidan tipleri olmasına rağmen, farklı bal türlerinde kafeik asit, quercetin, fenetil ester, kaempferol, galangin ve akasetin baskındır. Bazı araştırmalar, bazı bal polifenollerinin kardiyovasküler bozuklukları azaltmada umut verici bir farmakolojik fonksiyona sahip olduğunu göstermiştir. İnvitro ve invivo araştırma ve klinik araştırmalar, bu bileşiklerin tıbbi uygulamalarda daha da geçerli kılınması için başlatılmalıdır.

Bal ve nörolojik hastalıklar

Nutrasötik ajanların yeni nöroprotektif terapiler olarak gösterilmesi için önemli bilimsel literatür vardır ve bal, bu kadar umut verici nutrasötik antioksidanlardan biridir. Bal, anksiyolitik, antidepresan, antikonvülsan ve antinosiseptif etkiler uygular ve merkezi sinir sisteminin oksidatif içeriğini iyileştirir. Bal üzerine yapılan çeşitli çalışmalar, bal polifenollerinin nootropik ve nöroprotektif özelliklere sahip olduğunu ileri sürmektedir. Balın polifenol bileşenleri, amiloid beta da dahil olmak üzere yanlış katlanmış proteinlerin nörotoksisitesine, yaşlanmasına ve patolojik birikmesine yol açan biyolojik oksidatif stresi giderir. Balın polifenol bileşenleri, kinolinik asit ve kainik asit dahil olmak üzere eksitotoksinler ve 5-S-sisteinil-dopamin ve 1-metil-4-fenil-1,2,3,6-tetrahidropiridin dahil olmak üzere nörotoksinler yoluyla oksidatif strese karşı koyar. Ayrıca, bal polifenol bileşenleri, amiloid beta, metil cıva ile indüklenen ve retinoid yoluyla doğrudan apoptotik zorluklara karşı koyarlar. Ham bal ve bal polifenol, immünojenik nörotoksinler veya iskemi hasarı ile indüklenen mikroglia kaynaklı nöroenflamasyonu azaltır. Bal polifenolleri, bellekte yer alan bir beyin yapısı olan hipokampusta nöroenflamasyona karşı koyar. Bal polifenolleri hafıza bozukluklarını önler ve moleküler düzeyde hafıza gelişimini destekler. Çeşitli araştırmalar, spesifik sinir devresindeki değişikliklerin balın hafıza iyileştiren ve nörofarmakolojik etkilerinin altında olduğunu öne sürmektedir.

Bal ve gastrointestinal hastalıklar

Balın, periodontal ve diğer oral bozukluklar, dispepsi ve oral rehidrasyon tedavisinin bir parçası gibi gastrointestinal sistemin çeşitli durumları için potansiyel olarak yararlı olduğu ileri sürülmüştür. İnvitroçalışmalar balın Helicobacter pylori’ye karşı bakterisidal aktivite uyguladığını öne sürmektedir, ancak Helicobacter eradikasyonunu indüklemek için manuka bal tedavisinin klinik bir denemesi faydalı bir tedaviyi gösterememiştir. Ayrıca, bal, oral rehidrasyon tedavisinin bir parçası olarak etkili olabilir ve klinik bir çalışma olarak, bal, gastroenterit ile hastaneye başvuran bebeklerin ve çocukların tedavisinde terapötik etkiler gösterir, balla tedavi edilen hastalarda belirgin bir diyare süresi gösterir.

Almanya’da 2017 yılında yapılan çalışmada bal tüketiminin kandaki trigliserid düzeyini düşürdüğünü göstermiştir.

Spesifik olarak, balın, çoklu patolojileri olan bir dizi ağızda oluşan ülsere ve özellikle oral mukozit tedavisinde etkili olduğu bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.

Göz kuruması hastalığına karşı Manuka balı ile formüle edilen göz damlası, gözyaşı filmi buharlaşma oranını azaltmada etkili olduğu bildirilmiştir.

Alzheimer hastalığı (AD), diğerleri arasında beyindeki anormal asetil ve butirilkolinesteraz seviyeleri ile karakterize ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. Yapılan çalışmada, AChE inhibisyonu için en yüksek potansiyel, karabuğday balı (%39.51 inhibisyon) durumunda gözlenirken, çok çiçekli bal BChE inhibisyonu için en yüksek kapasiteyi (%39.76) gösterdi. Çalışma, balların zengin bir kolinesteraz inhibitör kaynağı olabileceğini ve bu nedenle Alzheimer hastalığı tedavisinde rol oynayabileceğini ortaya konmuştur.

Meşe balı

Antioksidanlar, düşük konsantrasyonlarda çeşitli organik bileşiklerin serbest radikal mekanizmalı oksidasyonunu engelleyen veya önleyen bileşiklerdir.

Meşe balı, meşe yaprak bitlerinden veya bazı stres koşulları altında meşe yapraklarından salınan şekerli maddeden üretilir. Bu nedenle, hem meşe hem de çam balları salgı balı olmasına rağmen, meşe balı oldukça farklı bir bileşime ve biyolojik olarak aktif özelliklere sahiptir.

Hyaluronidazlar, ağırlıklı olarak hyaluronik asit (HA) degradasyonunu katalize eden ve insanlarda, bakterilerde ve omurgasızlarda yaygın olan bir enzim sınıfıdır. Hyaluronidazlar birçok patolojik hastalığa karışır ve inhibitörleri anti-enflamatuar, anti-alerjik, anti-tumoral, anti-aging, anti-romatoid, anti-toksin ve antimikrobiyal ajanlar olarak potansiyel regülatörler olarak hizmet eder. Yapılan araştırmada Türkiyenin çeşitli bölgelerinden toplanan balların içinde en yüksek anti-hiyalüronidaz aktivitesi meşe balı, ardından kestane ve karabuğday ile sergilenmiştir (Kolaylı ve ark 2016).

Şahin (2016) yaptığı bilimsel çalışmada Meşe, Kestane ve Polifloral balları arasında karşılaştırma yaparak, Meşe balının en yüksek üreaz inhibisyonu sergilediğini, bunu kestane ve polifloral balın izlediğini. Meşe balının önleyici değerinin, polifloral balınkinden yaklaşık 3 kat daha büyük olduğunu belirtmiştir. Araştırmacı Meşe balının fenolik yapı moleküllerince çok zengin olduğunu, fenolik yapı moleküllerinin, fenolik asitler, flavanoller, pro-antosiyaninler ve tanenlerin olduğunu, bu ikincil metabolitlerin sadece anti-oksidan aktivitelere değil, bunun yanında anti-mikrobiyal, anti-tumoral ve anti-enflamatuar fonksiyonlara sahip olduğunu belirtmiştir.

Antioksidanlar; yaşlanmaya, kanser ve diğer bazı hastalıklara neden olan serbest radikallerle reaksiyona girerek onları etkisis hale getiren moleküllerdir. Yunanistan’da yapılan bir çalışmada farklı bitki kaynaklı balların antioksidant özellikleri karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucu en yüksek antioksidant özelliği meşe balı göstermiştir.

Şekil-) Turunçgil, Köknar, Meşe, Çam ve Kekik ballarında Serbest radikal mekanizmalı oksidasyonunu engelleyen bileşenlerin yüzdesi (Karabagias ve ark.,2020)

Yakup ve ark., (2019) yaptıkları çalışmada Kırklareli bölgesinden meşe (Querces frainetto) balının polifenolik bileşenlerini HPLC yöntemi ile analiz etmişlerdir. Kalibrasyon grafikleri hazırlamak için on dokuz fenolik standart kullanılmıştır.Yedi fenolik asit (gallik asit, protokateik asit, p-OH benzoik asit, kafeik asit, syringik asit, p-kumarik asit, ferulik asit) ve on iki flavonoid (kateşin, epikateşin, rutin, mirisetin, resveratrol, daidzein, luteolin, t- sinnamik asit, hesperetin, chrysin, pinokembrin, kafeik asit fenilester (CAPE) kullanılmıştır. Epikateşin, rutin, luteolin ve hesperetin dışındaki tüm polifenoller değişen miktarlarda tespit edildi. Protokateik asit, ferulik asit, mirisetin ve chrysin en bol fenolik bileşiklerdi.

Balın toplam fenolik içeriği 54 ila 88 mg GAE/100g olarak hesaplanmıştır.

Özetle, meşe balı zengin polifenol çeşitliliği ile yüksek apiterapötik değere sahiptir.

Şekil-2) Kırklarelinin 5 farklı yerinden toplanan meşe ballarının toplam fenoloik içerikleri

Şekil-3) Meşe balının fenoloik madde içeriği

KAYNAKLAR

Baranowska-Wójcik, E., Szwajgier, D., & Winiarska-Mieczan, A. (2020). Honey as the Potential Natural Source of Cholinesterase Inhibitors in Alzheimer’s Disease. Plant Foods for Human Nutrition, 1-3.

Hunter, M., Kellett, J., D’Cunha, N. M., Toohey, K., McKune, A., & Naumovski, N. (2020). The Effect of Honey as a Treatment for Oral Ulcerative Lesions: A Systematic Review. Exploratory Research and Hypothesis in Medicine.

Karabagias, I. K., Karabagias, V. K., & Badeka, A. V.(2020) Possible complementary packaging label in honey based on the correlations of antioxidant activity, total phenolic content, and effective acidity, in light of the FOP index using mathematical modelling. European Food Research and Technology, 1-10.

Sahin, H. (2016). Honey as an apitherapic product: its inhibitory effect on urease and xanthine oxidase. Journal of enzyme inhibition and medicinal chemistry, 31(3), 490-494.

Samarghandian, S., Farkhondeh, T., & Samini, F. (2017). Honey and health: A review of recent clinical research. Pharmacognosy research, 9(2), 121.

Samat, S., Mohd Nor, N., Hussein, F. N., Eshak, Z., & Ismail, W. I. W. (2017). Short-term consumption of Gelam honey reduces triglyceride level. International Food Research Journal, 24(4).

Tan, J., Jia, T., Liao, R., & Stapleton, F. (2020). Effect of a formulated eye drop with Leptospermum spp honey on tear film properties. British Journal of Ophthalmology.

Yakup, K. A. R. A., Can, Z., & Kolaylı, S. (2019). HPLC analyses of polyphenolic compounds in oak (Querces frainetto) honey from Kırklareli region of Turkey.Turkish Journal of Analytical Chemistry,1.

ARI POLENİNİN ETKİLERİ, BİLEŞENLERİ, GÜNLÜK ALIM GEREKSİNİMLERİ VE SAKLANMASI


Polen

Farklı türlerden bitkilerin çiçek polenleri karışımı, bal arısı tükürük bezleri tarafından salgılanan enzimler (amilaz, katalaz vb.) ve nektar ile karışarak granüller şeklindeki arı poleni yükleri oluşur.

Antioksidant Etki: Hücre hasarını önlemeye yarayan moleküllere antioksidantlar denir. Polende  antioksidan aktiviteden sorumlu enzimler, fenolik maddeler, karotenoidler, C vitamini, E vitamini ve glutatyon bulunur.

Anti-enflamatuar Etki: Anti-enflamatuar etkinin (iltihabi reaksiyonu, yangı önleyici) mekanizması, anti-enflamatuar süreçte aktif olan yağ asitleri ve fitosterollerin varlığı ile de ilgilidir. Arı poleninin kardiyovasküler ve böbrek kaynaklı şişliklerin giderilmesinde özellikle faydalı etkileri vardır. Arı poleni ile konvansiyonel tedavinin tamamlanması astımlı hastaların durumunu iyileştirir. Arı poleni uygulandıktan sonra lokal ağrıların giderilmesi ve trombosit agregasyonunun önlenmesi için iyi etkiler gözlenir.

Antikanserojenik Aktivite:

Prostat kanserli ve Lösemi hastalarda polen uygulaması kemoterapötik tedavinin tamamlayıcısıdır. Hücre kültürlerinde elde edilen sonuçlara göre, özellikle fenolik asitler ve flavonoidlerin (örn. Kaempferol, apigenin) farklı tipteki bileşiklerle arı poleni ekstraktlarının kanser hücresi büyümesini kontrol etmeye yardımcı olduğu bildirilmiştir. Polenin yararlı etkileri bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar.

Antibakteriyel ve antifungal Etkiler:

Polenin antibakteriyel etkisi bal arıları tarafından üretilen bir enzim olan glikoz oksidazın özelliği ile ilişkilidir. Polen granülleri oluştuğunda polene arı tarafından eklenir. Ayrıca, mikrobiyolojik etkinlik fenolik asitler ve flavonoidler ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.

Hepatoprotektif (Karaciğer koruyucu) ve detoksifiye edici (zehirli etkisi giderilmiş) aktivite:

Akut ve kronik enflamatuar koşullarda, ilk dejeneratif koşullarda ve kolestatik karaciğer hastalıklarında ve ayrıca bu organda toksik ve travma sonrası hasarlarda arı polen özleri önerilir.

Anti-aterosklerotik( damar tıkanıklığı giderici) etki:

Polen ekstraktlarının toplam lipit, triasilgliserol ve kolesterol içeriğini azaltarak hipolipidemik aktiviteye sahip olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle, kardiyovasküler hastalıkta faydalı etkiler bildirilmiştir. Kardiyovasküler hastalığı olan hastalarda arı poleni alımı kan viskozitesini azaltır ve aterosklerotik plak oluşum yoğunluğunu azaltmada ve trombosit agregasyonunu azaltmada etkilidir.

Deneysel bir klinik çalışmada; arı poleni ekstraktı uygulandıktan sonra prostatik sekresyon ve spermada zayıflamış oksidatif stres ve artan antioksidasyon belgelenmiştir.

Polen yoğurda katılarak yoğurdun probiyotik özelliği arttırılabilir.

Günlük kullanılma miktarı:

Yetişkinlerde, 20-40 g her gün terapötik olarak uygulanır. Bir çay kaşığı 7,5 g polen ise, bir dozun yetişkinler için bu ürünün 3-5 çay kaşığı ve çocuklar için 1-2 çay kaşığı olduğu sonucuna varılabilir. Polen genellikle yemekten önce günde 3 kez alınır. Tedavi süresi 1-3 aydır, ancak yılda 2-4 kez tekrarlanabilir. Tedavi için en uygun dönem kış ve ilkbahar ile yaz ve sonbahar arasındadır. Genellikle, kombinasyon tedavisinde, diğer ilaçların yanında ve kronik hastalıklarda daha az dozda polen kullanılır.

Organizmanın sindirilebilirliğini arttırmak için, polen taneleri öğütme yoluyla parçalanır veya ılık suya maruz bırakılır. Su ortamında, polen taneleri şişer ve 2-3 saat sonra çatlar ve sonuç olarak değerlerini serbest bırakır. Süt, meyve ve sebze suları da bu amaçla kullanılır. (Öğütülmüş) polen, bal, tereyağı, süzme peynir, yoğurt, reçel, glikoz ve diğerleri kullanılarak 1: 1 ila 1: 4 oranında birçok ürünle karıştırılabilir. Karışık polen günde 3 kez 1 çay kaşığı miktarında alınır. Bununla birlikte, birçok hastalıkta, enzimatik polen kullanılması tavsiye edilir.

Arı Poleninin Saklanması:

Arı poleninin biyolojik değerinin en iyi şekilde korunabilmesi için kovandan hasat edilir edilmez güneş ışığı görmeyecek şekilde -18 0C’de dondurularak yada liyofilize (soğukta kurutma) edilerek saklanması gereklidir. Kurutulmuş ve güneş ışığında bekletilen polenlerin biyolojik değerlerinde önemli ölçüde düşmeler görülür.

Tablo 1. Polen bileşimi ve insan beslenme gereksinimleri

Ana bileşenler Miktar (g kg −1 ) 15 g polen için% GAG GAG
Karbonhidratlar
Fruktoz, glikoz, sükroz, lif 130-550 1-46 320
Ham seliloz 3-200 0,3-18 30
Protein 100-400 5,4-22 50
Yağ 10-130 0,1-4 80
Vitaminler
Askorbik asit (C vitamini) 0,07-0,56 2-15 100
Β karoten, (provitamin A) 0,01-0,20 30-600 0.9
Tokoferol (E vitamini) 0,04-0,32 8-66 13
Niasin (B vitamini 3) 0,04-0,11 7-20 15
Piridoksin (B vitamini 6 ) 0,002-0,007 4-13 1.4
Tiamin (B vitamini 1 ) 0,006-0,013 15-32 1.1
Riboflavin (B vitamini 2) ,006-,02 12-42 1.3
Pantotenik asit ,005-,02 2-9 6
Folik asit ,003-,01 20-67 0.4
Biyotin (H vitamini) 0,0005-0,0007 30-42 0.045
Mineraller
Potasyum (K) 4-20 5-27 2000
Fosfor (P) 0,80-6 2-16 1000
Kalsiyum (Ca) 0,20-3 0,5-7 1100
Magnezyum (Mg) 0,20-3 2-23 350
Çinko (Zn) 0,03-0,25 10-79 8.5
Manganez (Mn) 0,02-0,11 15-85 3.5
Demir (Fe) ,011-,17 2-37 12.5
Bakır (Cu) 0,002-0,016 4-36 1.2

GAG, Gerekli Günlük Alım Gereksinimleri, Gıda Bilimsel Komitesi Raporları, 2010’a göredir. Ortalama GAG değerleri varsayılmıştır. GAG, karbonhidratlar için g. gün−1ve vitaminler ve mineraller için mg. gün−1olarak verilir.

KAYNAKLAR:

Denisow, B., & Denisow‐Pietrzyk, M. (2016). Biological and therapeutic properties of bee pollen: a review. Journal of the Science of Food and Agriculture, 96(13), 4303-4309.

Glušac, J. R., Stijepić, M. J., Milanović, S. D., & Đurđević-Milošević, D. M. (2015). Physicochemical properties of honeybee pollen enriched acidophilus milk and probiotic yoghurt. Acta Periodica Technologica, (46), 45-54.

Komosinska-Vassev, K., Olczyk, P., Kaźmierczak, J., Mencner, L., & Olczyk, K. (2015). Bee pollen: chemical composition and therapeutic application. Evidence-Based Complementary and Alternative Medicine, 2015.

 

ÇİFTLEŞMİŞ ANA ARILARIN SICAKTAN ETKİLENMESİ


Bal arısı kolonisinde bulunan ana arı 6 ile 21 arasında birçok erkek arı ile çiftleştikten sonra, yaşamı boyunca kullanılmak üzere sperm kesesinde yaklaşık 4-9 milyon sperm depolanır. Verimli bir ana arı, aktif mevsimde her gün 1500-2000 yumurta bırakabilir. Ana arı işçi fizyolojisini ve davranışını etkileyen çok çeşitli feromonlar üreterek koloninin sosyal uyumunu da sürdürmektedir. Bu nedenle, bir ana arının üreme kalitesi ve sağlığı, koloninin genişlemesini, hayatta kalmasını ve üretkenliğini sağlamak için gereklidir.Ana arının kalitesi erken süpersedure (ana arı değiştirmeye), zayıf kuluçka görünümüne, erken erkek arı döşeme ve ana arının ömrünün azalması ile ilişkilendirilir. Olumsuz iklim koşulları ana arının larva gelişimini etkiler ve yumurtlamasını azaltır. Ana arının başarısızlığı, koloni gelişiminin, bal üretiminin ve koloninin kış koşullarına dayanma kabiliyetinin olumsuz yönde etkilenmesiyle sonuçlanır.

Bal arısı kolonileri kovan içindeki sıcaklık koşullarını düzenleyebilse de, ana arı nakliye kutularındaki küçük arı gruplarının çevresel sıcaklık aşırılıklarını engelleyebilmeleri için sınırlı olanakları vardır. Bu yüzden ana arılar ortam sıcaklığının merhametindedir. Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalar aşırı sıcaklığın ana arının sperm kesesi içindeki spermin canlılığını azalttığını göstermiştir. Ana arılar 2 saat boyunca düşük (6 °C) veya yüksek sıcaklığa (40 °C) maruz bırakıldığında, ana arının sperm kesesinin içindeki sperm canlılığının yaklaşık % 20’ye kadar düştü görülmüştür. Yapılan çalışmalar ana arının sperm kesesinde bulunan spermler için en güvenli sıcaklık aralığının 15,2 °C ile 38,2 °C arasında olduğudur.

Bu nedenden dolayı arıcılarımızın ana arılarını düşük sıcaklıklarda nakil yapmak zorunda kaldıklarında ana arıların bulundukları kutulara genç işçi arı eklemeleri ana arının hem sağlıklı beslenmesine hem de uygun sıcaklıkta beklemesine yardımcı olacaktır. Arıcılarımızın ana arılarını 38,2 °C den daha yüksek sıcaklığa mağruz kalmamasına dikkat etmelidir. Ana arıların yüksek sıcaklıklara maruz kalmaması için ana arı taşıma sistemlerinin geliştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

KAYNAKLAR

Rousseau, A., Houle, É., & Giovenazzo, P. (2020). Effect of shipping boxes, attendant bees, and temperature on honey bee queen sperm quality (Apis mellifera). Apidologie, 1-12.

McAfee, A., Chapman, A., Higo, H., Underwood, R., Milone, J., Foster, L. J., … & Pettis, J. S. (2020). Vulnerability of honey bee queens to heat-induced loss of fertility. Nature Sustainability, 1-10.

VARROA İLE MÜCADELEDE BİTKİSEL MÜCADELENİN GÖSTERDİĞİ BAŞARI!!!


Cezayir’de yapılan bilimsel çalışmada; bal arısı kolonilerine körük içerisinde 50 gr. kurutulmuş Defne, Biberiye, Kekik ve Nane yaprakları ketenden yapılmış çuval bezi parçalarıyla yakılarak koloni başına 1-2 dakika kovan girişinden muamele yapılmış. Kovanın giriş deliği dışındaki her yerinin kapatılmış olmasına dikkat edilmiştir.

Her bitki 5 koloni üzerinde denenerek ölçümler yapılmış. Bu ölçümlerin sonunda körükte bitkilerin kurutulmuş yapraklarının yakılarak dumanlarının koloniye verilmesi sonucu bitkilerin varroa’ya karşı gösterdiği etki oranları aşağıdaki grafikte gösterilmiştir.

Defne ve biberiyenin varroa ya etkisi

Defne Biberiye Nane Kekik

Resim-1) A-) Biberiye  B-) Nane  c-) Kekik  D-) Defne

Sonuç olarak; körükte defne yaprağı, biberiye bitkisinin kurutulmuş yapraklarını yakarak duman yoluyla koloniye uygulandığında etkili varroa mücadelesi yapılabileceği bu bilimsel araştırmada vurgulanmıştır.

Kaynak

Koumad, S., & Berkani, M. L. (2019). Assessment of the efficacy of four medicinal plants as fumigants against Varroa destrutor in Algeria. Archivos de zootecnia, 68(262).

Bal Arısı Türleri, Irkları ve Neden Bal Arılarıyla Çalışıyoruz ?


Bu video sunumunda siz arı dostlarına dünya üzerinde yaşayan Apis mellifera , Apis cerena , Apis dorsata ve Apis florea adlarıyla tanınan bal arısı türleri hakkında genel bilgileri sundum. Sunumda dünyada ve ülkemizde yerli bal arısı ve yerli olmayan bal arıları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Bal arılarıyla neden çalışılıyor? Neden bizim için önemliler, Türkiye’de yaşayan yerli bal arısı ırklarımızı ve yerli ırklarla çalışmanın neden önemli olduğunu bu sunumda bulabilirsiniz. 

 

 

 

 

 

 

YouTube’da “Ana Arının Koloni İçin Önemi,Davranışları ve Üremesi” videosunu izleyin


Aşağıdaki sunumda arı dostları; arı kolonisinde yaşayan işçi arı, ana arı ve erkek arı arasındaki farklılıkları, ana arının koloni için önemi, çiftleşme davranışı üreme organları ile ilgili bilgileri bulabilirler.

BAL ARILARINDA NOSEMA’NIN PRATİK YÖNTEMLE BELİRLENMESİ


 Dr.Öğr.Üyesi Devrim OSKAY

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi,Tarmsal Biyoteknoloji Bölümü

Nosema Nedir ?

           Nosema; dünyada ve ülkemizde en sık görünen bal arısı enfeksiyonlardan birisidir. Nosema’ya iki tür mantari bağırsak paraziti neden olur. Bunlar: Nosema apis ve Nosema ceranae. Her iki enfeksiyon kontrol altına alınmadığı taktirde koloniler ölebilir. Nosema koloni çöküşlerine neden olan birkaç parazitten biridir. Arılar Nosema sporlarını ağız yoluyla kapar. Sporlar arıların yiyecek paylaşımı, spor bulaşmış petek gözlerinin temizlenmesi, üreme davranışı yoluyla yayılır. Daha sonra sporlar bağırsağa doğru seyahat ederler ve enfeksiyon oluştururlar. Nosema ceranae en yaygın ve tehlikeli Nosema türüdür. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da arı başına 1.000.000 nosema sporu mücadeleye başlama eşiği olarak kabul edilmektedir. Nosema üzerine yaptığımız çalışmalar sonucu edindiğimiz tecrübelerden bu eşiğin arı başına 500.000 nosema sporuna çekilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Nosema’nın belirtileri nelerdir?

           Kolonilerin bahar gelişiminde yavaşlama, ergin arı topluluğunda ve bal üretiminde azalmalar görünür. Artık geçmişte olduğu gibi arılarda görülen dizanteri (ishal) güvenilir olmayan veya geç kalınmış bir belirtidir. Nosema ceranae olan kolonilerdeki ergin arılar kovandan uzakta ölmektedir. Kovanın içinde, dip tahtasında birkaç ölü arı, peteklerin üzerinde bir avuç işçi arı ve ana arı görülebilir. Tedbir alınmazsa koloni hızlı bir şekilde çöker. Yılın her zamanında görülebilir.

Nosema belirtisi
Şekil-1) Nosema ceranae sonucu petek üzerinde az sayıda kalan arılar

Her kovandan 25-50 tarlacı  işçi arı kovan girişinden yada kovanın içindeki kenar çerçeveden 70’lik etil alkol bulunduran kapların içine alınır.

 

Nosema’nın Önlenmesi

           Çeşitli nedenlerden dolayı stres yaşamayan koloni yönetimi, güçlü kolonilere sahip olmak ve kolonileri kaliteli besinlerle beslemek kolonilerinizin Nosemaya yakalanmasını önlemede sizlere yardımcı olacaktır. Spor birikimini önlemek için her kovandan 2 eski peteğin her yıl çıkarılarak yeni temel petekli çerçeveyle değiştirilmelidir. Nosema ile bulaşık ekipman %80’lik asetik asit ile fumige edilmelidir. Ya da 50 0C’de 24 saat veya 60 0C’de 20 dakika tutulmalıdır. -18 0C’de dört gün bekletme yoluyla Nosema ceranae ekipmanlardan yok edilebilir.

Nosema’nın Teşhisi

           Nosema teşhisi olmadan yapılan mücadeleler arının sindirim ve bağışıklık sistemine zarar verir. Bu nedenle koloniler Nosema hastalığına karşı izlenmelidir. Arıların bağırsaklarındaki sporların mikroskobik yöntemle sayılması Nosema hastalığının teşhisinde kullanılan en güvenilir yöntemdir. Ücretsiz teşhis analizi için kovanın girişinden veya yan peteklerin üzerinden 25-50 işçi arı %70’lik etil alkol içeren sızdırmaz kaplara toplanarak Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü, Bal Arısı Araştırma Laboratuvarına gönderebilirsiniz. Alternatif olarak Işık mikroskobuna erişiminiz varsa aşağıdaki adımları izleyerek kendi kovanlarınızda Nosema teşhis analizinizi yapabilirsiniz. Ayrıca bu konuda uygulamalı ve teorik eğitim almak isteyen üretici, yetiştirici birlikleri kooperatifleri ve arıcı toplulukları üniversitemizin sürekli eğitim merkezi kanalıyla eğitimlerini alabilirler.

Pratik Nosema Belirleme ve Düzey Ölçme Tekniği

Nosema1
Resim-1

 

 

  • Her kovandan 25-50 tarlacı  işçi arı kovan girişinden yada kovanın içindeki kenar çerçevelerden 70’lik etil alkol bulunduran kapların içine alınır.

 

 

 

Nosema2
Resim-2

 

  • Cımbızlar yardımıyla İşçi arıların karın kısımları vücutlarının diğer kısımlarından ayrılarak havanın içine koyulmalıdır.

 

 

 

 

Nosema3
Resim-3

 

 

  • İşçi arıların karın kısımları su eklenmeden havana konularak ezilir.

 

 

 

Nosema4
Resim-4

 

 

  • Havanda kaç tane işçi arının karın kısmı ezildiyse o kadar ml. çeşme suyu konularak iyice karıştırılır. Örneğin 25 işçi  arının karnı ezildiyse 25ml. su konulmalıdır.

 

 

 

Nosema5
Resim-5

 

 

  • Havandaki ezilmiş arı parçalarından oluşmuş sıvı,  tülbent yardımıyla süzülerek tüpün içine alınmalıdır. Bu arıların vücut parçalarının tülbentte kalmasını sağlar.

 

 

 

Nosema6
Resim-6

 

  • Süzülmüş sıvı tüpün içerisinde iyice karıştırıldıktan sonra pipet yardımıyla bir damla sıvı camdan yapılmış dik dörtken şeklindeki lamelin veya üzerine bırakılır. Damlacığın üzerine yine daha ince cam yapıda olan lam bırakılarak örnek mikroskopta incelenecek duruma getirilir.

 

 

 

Nosema7
Resim-7

 

 

  • Örneğin incelenmesinde 400x büyütmeli ışık mikroskobu kullanılmalıdır. Mikroskopta örnek incelenirken lam ile merceğin birbirine temas etmemesine dikkat edilmelidir.

 

 

 

Nosema8
Resim-8

 

 

  • Mikroskopta oval, tavuk yumurtasına benzeyen yapılar Nosema sporlarıdır. Farklı Nosema türleri gözlem yoluyla birbirine çok benzediği için ayırt edilemez.

 

 

 

 

Nosema9
Resim-9

Gördüğünüz alandaki her spor 50.000 Nosema sporunu temsil eder. Örnek olarak; mikroskopta gördüğünüz alan içerisinde 20 spor saydıysanız, 20×50.000=1.000.000 sporu temsil eder. Bu da kolonide arı başına yaklaşık 1.000.000 spor demektir. 1 milyon/ arı.

  • Örneklerde hiç Nosema sporu görülmediyse bu kolonilere tedavi uygulanmamalıdır.
  • 1-10 spor arasında görüldüyse koloni izlenmeye devam edilmelidir.
  • 10 sporun üstünde görüldüyse bu tip kolonilere Nosema mücadelesi yapılmalıdır.

 

 

Dr.Öğr. Üyesi Devrim OSKAY              e-posta: doskay@yahoo.com

 

Oksalik Asit ile Varroa Mücadelesinde Son Gelişmeler !!!


Varroa mücadelesinde sentetik kimyasallarla arılarımızı ve ürünlerini kirlettik.  !!!

Bu makaleyi özetlememin nedeni, dünyada organik arıcılık tekniklerinde kullanılan varroa mücadelesinde oksalik asit kullanımının nasıl yapılması gerektiği ile ilgili siz arıcılarımıza ışık tutmaktır.

Geçtiğimiz yirmi yılda, parazitik akar Varroa destructor, genetik direnç geliştirmeleri nedeniyle sentetik akarasit kimyasalları ile kontrol edilmesi zorlaşmıştır. Bununla birlikte arı ürünlerinde bıraktıkları kalıntı hem arı sağlığı hem de insan sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratmıştır. Bu nedenle arı ürünlerinde kalıntı problemi yaratmayan doğal kimyasal Oksalik asit kullanımı dünyada yaygınlaşmaya devam etmektedir. İngiltere’de Sussex Üniversitesi araştırmacıları 2013 yılında farklı metotlarla kullanılan Oksalik asitin varroa’ları öldürme etkisine ve bal arılarına zarar etkisine bakmışlardır. Yaptıkları bu araştırmayı 2015 yılında Journal of Apicultural Research adlı dergide yayınlamışlardır. Bu araştırmadaki önemli yerleri sizlere özetlemek istiyorum.

Arıcılar, arılara oksalik asiti su çözeltisinde, genellikle sükrozla (çay şekeri) birleştirilerek veya süblimasyon (katı maddenin sıvı hale geçmeden gaz haline geçmesi) yoluyla saf biçimde uygular. Oksalik asit çözeltisinin uygulanmasında iki yöntem yaygın olarak kullanılmaktadır. Püskürtme yönteminde, kovan açılır, çerçeveler birer birer kısa sürede çıkarılır ve maruz kalan arılar oksalik asit çözeltisi ile buğulanır (Imdorf, Charriere ve Bachofen, 1997 ; Nanetti ve arkadaşları, 2003 ; Rademacher & Harz). , 2006 ). Damlama yönteminde, kovan açılır ve çözelti maruz kalan arıların üzerine ve çerçeveler çıkarılmadan çerçevenin üst çubukları arasındaki boşluklara dökülür. Süblimasyon yönteminde, saf oksalik asit kristallerinin gaz haline dönüşmesi için ısıtılmış bir metal alet kullanılarak uygulanır (Marinelli ve diğ., 2004 ; Radetzki, 2001).; Rademacher ve Harz, 2006 ). Alet kovanın girişinden girebildiği için kovanın açılması gerekmez. Bu zaman kazandırır ve ayrıca kış aylarında veya kovan açmak için uygun olmayan koşullar altında daha kolay bir şekilde uygulanabilir. Süblimasyon daha yeni bir yöntemdir (Marinelli ve diğerleri, 2004 ; Radetzki ve Bärmann, 2001b ).

Bu çalışmada, İngiltere şartlarında kış aylarında oksalik asit uygulamasının kuluçkasız bal arısı kolonilerine etkisini, varroa akarlarının ve konakçı arı ve kolonilerinin ölümleri ve kuluçkaları üzerindeki etkisi karşılaştırılmıştır. Süblimleşme için bir ek yüksek doz daha ilave edilmiştir. Aynı üç dozu kullanarak üç ana yöntem (damlama, püskürtme ve süblimasyon) karşılaştırılmıştır.

Oksalik Asit uygulama yöntemleri

Kullandığımız üç yöntem (damlatma, püskürtme ve süblimasyon) arıcılar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Arıcılar ve önceki araştırmacılar tarafından kullanılan standart uygulama prosedürlerini takip edilmiştir (Imdorf ve diğerleri, 1997 ; Mahmood ve diğerleri, 2012 ; Marinelli ve diğerleri, 2004 ; Nanetti ve diğerleri, 2006 ; Rademacher ve Harz, 2006 ).

Damlatma yönteminde, 50 ml.’yi dağıtmak için bir şırınga pompasına (Vacc 5 ml tutma şırıngası-M3090) bağlı bir plastik şişe kullanarak mevcut protokoller (Brødsgaard, Jensen, Hansen ve Hansen, 1999 ; Imdorf ve diğerleri, 1997 ) takip edilmiştir.

Püskürtme yönteminde, bitkilere elle püskürtmek için kullanılan tipte bir aplikatör kullanılmıştır, 50 ml çözelti ince bir sislemeyle doğrudan her peteğin her iki tarafındaki arıların üzerine uygulanmıştır.

Süblimasyon yönteminde, Varrox arıcılık kullanılan ticari olarak temin edilebilen bir aplikatör kullanılmıştır. 3,5 cm çapındaki metal çanağı ısıtmak için 12 V batarya kullanılmıştır. Aplikatörün bu kısmı kovan girişine yerleştirilmiştir. Aplikatörün önceki denemeleri, farklı miktarlarda OA’nın süblime edilmesinin ne kadar süreceğini ve herhangi bir buhar üretilmeden önce aletin kovana yerleştirilmesinin mümkün olduğunu göstermiştir.

Farklı metotlarla ve dozlarla oksalik asit uygulama sonrasında kolonilerde varro ölüm miktarları, işçi arı ölüm oranları, 4 ay sonra oksalik asit uygulanmış kolonilerinin kuluçkalı çerçeve sayısı ve ana arının olup olmadığı belirlenmiştir.

Sonuçlar

Oksalik asit in varroa etkisiGrafik-1- Oksalik asitin uygulama metotlarına ve dozlara göre varro bulaşıklık düzeylerindeki azalma oranları

Grafik-1’e göre üç uygulamada en düşük dozun 0,56g. olduğunu görüyoruz. Bu dozda en başarılı metodun varroa’yı %80,7 oranında azaltmasıyla süblimleşmeyi (dumanlama) görüyoruz. Bu şekilde çok az oksalik asit uygulamasıyla yüksek düzeyde varroa’dan koloniler kurtulabiliyor.

Daha sonra kolonilere süblimleşme (dumanlama) metoduyla sadece 1,125 gr. Oksalik asit uyguladığınızda %96.7 oranında varroa’dan kurtarabiliyorsunuz. Grafik-1 den görüldüğü üzere varroa ile oksalik asit ile savaşmada en etkili yöntem süblimleşme (dumanlama) metodu. Kovan başına uygulanması gereken oksalik asit miktarı 1,125 gr.

Oksalik asit ölü arı sayısı

Grafik-2- Farklı oksalik asit uygulama metotlarının ve dozların günlük ölü işçi arı oranlarına etkisi.

Grafik-2 ‘de görüldüğü üzere spreyleme metodu ile süblimleşme metodu arasında arı öldürme ile ilgili istatistik fark görülüyor. Yani spreyleme metodu süblimleşme metoduna göre daha fazla arı öldürüyor. Damlatma metodu daha fazla arı öldürmesine rağmen istatistik olarak süblimleşme metodu arasında istatistik bir fark görülmüyor. Genel olarak oksalik asit uygulamalarının arıya verdiği zarın çok düşük olduğu görülmekte, metotların arasında arı sağlığı açısından en uygunu yine süblimleşme görülüyor.

Oksalik asit Ölü koloniler ve ana arılar

Grafik-3- Farklı oksalik asit uygulama metotlarına ve dozlarına maruz kalmış kolonilerin hayatta kalma ve ölü ana arı sayıları.

Grafik-3 de sprey ile oksalik asit uygulamasına tabi tutulan koloniler süblimleşme metoduna tabi tutulan kolonilere göre istatistik olarak daha kötü durumda. Süblimleşme metodu damlatma metoduna göre daha iyi fakat istatistik olarak fark çıkmamış.

oksalik asit yavru

Grafik-4 Farklı oksalik asit uygulamalarının ve dozlarının kolonilerdeki kuluçka gelişimine olan etkisi

Grafik -4 bu çalışmanın en önemli kısımlarından. Süblimleşme metoduyla oksalik asit yapılan koloniler diğer gruplara istatistik olarak daha yüksek oranda kuluçka geliştirmişler. Damlatma ve spreyleme ile oksalik asit uygulanan kolonilerde, süblimleştirme ile oksalik asit uygulaması yapılan kolonilerden daha az kuluçka gelişimi sağlamışlardır.

Oksalik asit uygulama süresi

Grafik -5 Farklı oksalik asit uygulama ve dozların bir koloni için gerekli uygulama süresi.

Burada araştırmacılar her metodun uygulama sürelerini belirtmişler. Süblimleşmede farklı dozlar kovan girişi kapatılarak uygulanmıştır. Spreyleme diğer metotlara göre daha uzun süre almaktadır.

Tartışma

Sonuçlar, süblimleşme (dumanlama) metodunun düşük dozlarda daha fazla varroa ölümünü sağladığını ve kolonilere zarar vermeyeceğinden en iyi yöntem olduğunu göstermektedir.

Dört ay sonra kuluçka miktarındaki sonuçlar ilgi çekici. Özellikle, süblimleşme (dumanlama) metodu uygulanan koloniler önemli ölçüde daha fazla kuluçka ürettiler.

Kaynak

Al Toufailia, H., Scandian, L., & Ratnieks, F. L. (2015). Towards integrated control of varroa: 2) comparing application methods and doses of oxalic acid on the mortality of phoretic Varroa destructor mites and their honey bee hosts. Journal of Apicultural Research, 54(2), 108-120.

Yazarın Yorumu : Araştırmalar bal arısı kolonilerine oksalik asit damlatma yönteminin yavrulara zarar verdiği yönde. Bu zamana kadar bu yüzden kolonilerde kuluçka olmadığı dönemlerde uygulanmasının doğru olduğu söyleniyordu. Damlatma ve püskürtme yönteminde arılar oksalik asiti vücut içerisine aldıkları için hem kendilerini hem de yavrularını beslerken  yavrularını zehirleyebilmekte. Fakat süblimleşme (dumanlama) metoduyla oksalik asit arıların bünyesine sıvıdayken olduğu gibi yoğun geçmemektedir. Bu teknikle uygulama sayesinde oksalik asit yavruya da geçmemektedir. Bu yüzden arıcılar oksalik asit damlatma ve püskürtme tekniğinden vaz geçerek varroa ile süblimleşme tekniği ile savaşmalıdır. Benim tecrübelerim sonbahar aylarında kolonilerde kuluçka olsa da sentetik ilaçlar yerine oksalik asit süblimleşme yöntemiyle varoa mücadelesi yapılabileceğidir. Bu şekilde kovanlarda kalıntı sorunu olmadan varro ile etkili mücadele yapılabilir. Kovan dip tahtalarının varro tuzaklı olması, pudra şekeri, erkek arı kuluçkası, bitkisel yöntemler vb. varroa mücadelesi yöntemlerini kullanarak arıcılarımız sentetik ilaç uygulamalarından kurtulmalıdır.

Devrim Oksalik asit uygulaması

Oksalik asit kullanımı ile ilgili ek bilgilere  https://devrimoskay.com/2008/12/29/varoa-ile-mucadelede-oksalik-asit-uygulamsinda-puf-noktalar/  linkinden ulaşabilirsiniz .

 

 

Varroa’nın Gerçek Diyeti !!!


Bal arılarıyla beslenen Varroa, küresel arıcılık sektörünün en büyük problemlerinden birisidir. Uzun zaman önce yapılan bilimsel araştırmaya dayanarak bilim insanlarına ve arıcılara, yıllar boyunca Varroa akarının arının kanıyla (hemolenf) beslendiği söylendi. Ancak Dr.Samuel Ramsey liderliğinde ekip; akarın ağız parçalarının ve sindirim sisteminin kan beslenmesine uygun olmadığını, akarın diğer akrabalarının da kanla beslenmediğini anladılar.

Peki bu Varroa tam olarak neyle ve nasıl beslenir?

Ramsey ve ekibi araştırmasına basit bir soru ile başladı: Varroa akarları sadece bir noktada mı besleniyor? Akarlar bal arıları ( Apis mellifera ) üzerindeki herhangi bir yerde kene gibi besleyebiliyorsa , muhtemelen arının vücudunun her tarafında bulunan bir dokuda beslenirler (hemolenf gibi). Bununla birlikte, akarlar sadece bir noktada beslenirlerse, belki o yere özgü bir dokuda beslenirler. Yapılan gözlemlerde, akarların yetişkin arıların yalnızca konakçılarının karın plakalarının altından beslendiği bulundu. Arının göğüs kafesi gibi vücudun diğer bölgelerinde akarlar tespit edilse de herhangi beslenme tespit edilmedi.

ABD Tarım Bakanlığı Araştırma Merkezi’nin (USDA-ARS) Maryland’deki Beltsville’deki Sistematik Entomoloji Laboratuvarı’nda araştırma entomologu ve Elektron ve Konfokal Mikroskopi Biriminde çalışan  Ron Ochoa ve ekibi , Varroa akarlarının sadece gelişmekte olan larva ve pupaların kanıyla beslendikleri fikrine ek olarak, akarların yetişkin arılarla beslenip beslenmediğini sorgulamaya başladılar. Bazı araştırmacılar, beslenmenin yalnızca larva ve pupa dönemindeki arılar üzerinde gerçekleştiğini düşündüler, çünkü yetişkin arılarda bulunması gereken varroa’nın beslenme yaralarını hiç görmediklerini belirttiler.

Araştırmacılar, akarların yemlendiği düşünülen bölgelerdeyken sıvı azot kullanılarak hem akar hem arı aynı anda donduruldu.  Akarların bal arıları üzerindeki kesin konumu, düşük sıcaklıkta taramalı bir elektron mikroskobunda görüntülendi. Donmuş arılar daha sonra mikroskobun altından çıkarıldı ve akarlar dikkatli bir şekilde arılardan ayrıldı. Arılar daha sonra mikroskoba geri döndü ve akarın bulunduğu yer görüntülendi.

Varroa akarlarının, arının karın plakaları arasındaki yumuşak zara çok sıkı bastırarak, bacakları ve palpleri yardımıyla  zarda ağız şeklinde bir yaraya dair farklı bir iz bıraktığı ortaya çıktı (Resim-1). Ek olarak, bu beslenme bölgesinde, ön ayaklardan gelen ambulacra (ayak pedleri), arıların zarına yapışmış halde kalmıştı. Bu işlem akarların beslendiği yer olduğunu kanıtlamak için 10 kez tekrarlanmıştır.

Varroa'nın beslendiği yerResim -1) Varroa’nın arının karın halkaları arasında bulunan yumşak dokudaki ısırığı (siyah okla işaretlenmiş). Sıvı azot uygulama sırasında doku üzerinde kalan varroa’nın ön ayak parçaları (beyaz okla işaretlenmiş).

Varroa karın halkaları arasında beslenirken

Resim 2- Varroa’nın arının karın halkalarının arasına girerek beslendiği pozisyonu (kırmızı renkte olan varroa akarı).

Yapılan araştırma; Varroa’nın nispeten kısa ağız bölümlerinin (200 mikron) arının içinde durduğunu ve bu alanın yağ vücut dokusu ve kan ile çevrili olduğunu ortaya koydu. Yine bu araştırmada; akarların yetişkin arılarla beslendikleri sonucuna varıldı. Ayrıca varroa akarlarının, memeli karaciğerine benzeyen, yağ kütlesi adı verilen ve besin yoğunluğu olan bir organ üzerinde beslenebileceği ortaya konuldu.

Vücut yağının tüketilip tüketilmediğini belirlemek için arının üzerine siyanoakrilat yapıştırıcı ile besleme akarı ekleyerek örnekler toplandı ve hazırladı. Daha sonra, transmisyon elektron mikroskobu (TEM) kullanılarak ultra ince kesitler elde edildi ve üzerinde çalışıldı. Akarların ağızdan sindirim yoluyla yağ vücut dokusunu çıkardığı konusunda net kanıtlar tespit edildi. Vücud yağının tüketilen birincil doku olup olmadığını belirlemek için arının kanını (sarı) ve yağ gövdesini (kırmızı) etiketlemek için iki flüoresan biyosit içeren bir diyet üretildi. Araştırmada akarların dış iskeletlerini ağartmak için protokoller geliştirdi ve iç yapıların görüntülenmesi sağlandı.

Vücutlarının iç kısımları görünür hale gelen arılar daha sonra aç Varroa’ya maruz bırakıldı . Sarı aralığında çok az fark edilir floresan ile parlak kırmızı floresan sindirim sistemleri ile akarları görüntülendi. Biyositlerin doğru dokuları boyadıklarından emin olmak için, her arı, akarların içindeki floresansla karşılaştırmak için parçalara ayrıldı ve görüntülendi. Bu çalışma, varroa akarların öncelikli olarak yağ vücut dokusunu kullandığına dair en açık kanıtı sağladı.

Araştırmada; yetişkin arılarda açıkça tüketilen bu dokunun larva ve pupa gelişiminde tüketilen aynı doku olduğundan emin olmak istendi. Bu ilişkiyi belirlemek için , ergin olmamış bal arılarının gelişdiği kuluçka gözlerini taklit eden yeni bir in vitro yetiştirme sistemi geliştirildi. Varroa akarın konukçusunu taklit etmek için yeşil pupalar inşa edildi. Oluşturulan gruplar farklı dokulardan oluşan akar diyetleriyle beslendi. Sadece bal arısı hemolenfiyle beslenen akarlar hızlı bir şekilde aç kaldı ve çok az yumurta üretti.  Bununla birlikte, sadece vücut yağı ile beslenen akarlar, diğer akar gruplarına göre daha iyi yaşadılar ve çok daha fazla yumurta ürettiler. Bu araştırmalar, Varroa’nın kan besleyici olmadığı, daha çok yağ ile beslendiği sonucuna varmak için gereken en son kanıtı sağladı .

Daha fazla bilgi için : https://www.pnas.org/content/116/5/1792 den faydalanabilirsiniz.