VARROA MÜCADELESİ İÇİN HAZIRLANAN OKSALİK ASİT SOLÜSYONUNUN DEPOLANMASI VE HMF DÜZEYİ


2001 yılında Luciana Prandin, Nicoletta Daines, Barbara Girardi, Ornella Damolin, Roberto ve Tranco Mutinelli tarafından İtalya’da yapılan, “Ascientific note on long-term stability of a home-made oxalic acid water sugar solution for controlling varroosis” başlıklı araştırma Apidologie dergisinin 32 sayısının 451-452. sayfalarında yayınlanmış.

Bu araştırmanın amacı varroa mücadelesinde kulanılan şeker şurubu ile hazırlanan oksalik asit çözeltisinin 16 ay boyunca farklı sıcaklıklarda saklanması sonucu geçirdiği değişimi göstermek.

 

Araştırmada, yeni hazırlanan ve 16 ay boyunca -200C, 40C, karanlık oda sıcaklığı ve aydınlık oda sıcaklığında bekletilen solusyonlarda değişen önemli değer HMF düzeyi.

 

 

16 ay

Saklanan

solusyonlar

 

 

Yeni hazırlanmış solusyon

-20 0C

4 0C

Karanlık oda sıcaklığı

Aydınlık oda sıcaklığı

HMF mg L-1

1.7

4.2

50.6

1945.1

2107

 

Araştırmacıların yaptıkları literatür tarama çalışması sonucunda, El Sherbiny 1975 yılında HMF düzeyinin 30 mgL-1 kadar arılar için güvenli olduğu, HMF düzeyinin 150 mgL-1 üzerine çıktığında arıların ölmesinin artığını gösterdiğini, HMF nin yüksek konsantrasyonda bulunduğunda toksik özelliği nedeniyle arıların sindirim sisteminde ülsere neden olduğunu belirtmişlerdir.

Araştırmacılar uzun süreli oda sıcaklığında bekletilen oksalik asit solüsyonunun varroayı öldürücü özelliğini koruduğunu fakat bununla beslenen arıların ve arı larvalarının HMF den dolayı ölebileceğini belirtmişlerdir.

Bu araştırmadan çıkan sonuca göre arı dostlarımız, kolonilerinde varro mücadelesini oksalik asit solüsyonu ile yapacakları zaman kullanacakları solüsyon ya taze yapılmalı yada birdaha kulanacakları solüsyonu -20 C de saklamalarını öneririm. Bal arısı kolonilerinde varroa mücadelesi amacıyla oksalik asit kulanımı ile ilgili teknik bilgiyi http://www.aridostu.com/index.php?option=com_content&task=view&id=8&Itemid=9

adresinden öğrenbilirsiniz.

BAL ARISI KOLONİLERİNİN İNVERT ŞEKER ŞURUBU İLE BESLENMESİNİN BALIN ÖZELLİKLERİNE ETKİSİ


Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Gıda mühendisliği  bölümünden sayın Musa Özcan ve Derya Arslan, yine aynı üniversitenin Taşkışla Arıcılık meslek yüksek okulunda çalışan sayın Durmuş Ali Ceylan’nın birlikte yaptıkları “Effect of inverted saccharose on some properties of honey” başlıklı çalışması uluslararası önemli bir bilimsel dergi olan Food Chemistry (Gıda kimyası) dergisinde 2006 yılının 99. sayısının 24-29 sayfalarında yayınlanmıştır.

Bu hocalarımıza ülkemize ve uluslararası bilime kazandırdıkları bu eser için hepiniz adına teşekkür ediyorum. Daha sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum

Yapılan bu araştırmanın amacı:

Bal, sakkaroz şubu(bildiğimiz şeker şurubu) ve invert şeker şurubu (yapılan işlem fiziksel ve kimyasal işlem ile sakkarozun glikoza ve fruktoza çevridiği şurup) ile beslenen 3 grub arı kolonisinden elde edilen balların özelliklerini karşılaştırmak.

Araştırmalarında kulandıkları invert şeker şurubu yapma teknikniği : Sakkaroz şurup 88 0C  de 2 saat tutulmuş ve 70 0C ye kadar soğutularak, şurup 2.15 pH  ya gelene kadar 0.1 % lik HCl (Hidro klorik asit) solusyonu eklenmiştir.Daha sonra ellerinde bulunan bu asidik şurubu nötür hale getirmek için Na2CO3 (sodyum karbonat) kulanılmıştır.

Bal, sakkaroz ve İnvert şurup ile beslenen arılardan elde edilen balın analiz edilmesi sonucu çıkan veriler aşağıdaki tabloda verilmiştir.
                                                     Doğal Bal        Sakkaroz şurup balı        İnvert şurup balı

tablo1

Tablodan gördüğünüz gibi yapılan invert şurup ile beslenen arılardan alınan balda HMF oranı bal ve sakkaroz şurubu ile beslenen arılardan elde edilen baldan 20 katı kadar daha fazla çıkmıştır. Araştırmacılar bunun sebebini invert şeker şerbetinin yüksek ısıya tabi tutulmasından dolayı kaynaklandığını belirtmiştir.

 

Ayrıca araştırma sonuçlarında, balın kalitesinde etkili olan ve balda yüksek düzeyde bulunması istenen diyastaz enzim aktivitesi doğal bal ve sakkaroz şeker şerbeti ile beslenerek elde edilen ballarda  yüksek çıkarken, invert şeker şurubu ile beslenerek elde edilen balda istatistiki olarak düşük düzeyde bulunmuştur. Bütün dünyada üretilen balların diyastaz enzim aktivitesinin değerinin 8’den düşük olması istenmez.Yapılan araştırmalarda oda sıcaklığındanda 20 ay saklanan ballarda diyastas enzim aktivitesinin % 60 düzeyde düştüğünü göstermiştir(Doğaroğlu 2008).

 

Benim bu araştırmadan ve bu zamana kadar edindiğim bilgiler doğrultusunda konu hakkındaki kişisel düşüncelerim:

1-             Baldaki HMF oranı yükseldikçe, diyastas enzimi aktivitesi düştükçe balın kalitesi düşer. Bu yüzden bal arılarının asitle invert edilmiş şeker şurubundan yaptıkları bal doğal bal, enzimle invert edilmiş şurup yada toz şekerden yapılan (sakkaroz ) şurup ile beslenerek yapılan baldan daha düşük kaliteli olacaktır.

2-             HMF toksit bir maddedir. Sadece ısıtma sonucu ortaya çıkmaz. Balın oda sıcaklıklığında uzun süreli bekletilmesi sonucundada artar. HMF fruktoz dan oluşur (Doğaruğlu 2008).

 

Hangi ülkenin arıcısı olursa olsun arılarını asitle invert edilmiş şeker şurubu ile besleyen arıcılar, arılarının düşük kalitede bal yapmalarını sağlamış olacaktır.

Bu tür düşük kalitede bal yaptırılarak beslenmesi sonucu arıların hangi fizyolojik ve davranış özelliklerinin değişeceği ile ilgili herhangi bir araştırmaya rastlamadım. Ama çok yüksek düzeyde HMF olan balların arıları öldürdüğünü biliyoruz.  Yüksek HMF ve düşük düzeyde diyastas enzimi aktiviteli bal ile beslenen arılar belki bir düzeye kadar ölmeyebilir. Fakat, davranış özellikleri bakımından belki tarlacılık performansları düşebilir. Yada bu balla beslenen kovan içi bakıcı arılar larvaları daha düşük sayıda besleme yapabilir. Fizyolojik olarak belki bu arıların sindirim sisteminde yaptıkları tahribat ile Nosema sprolarının daha rahat üreyebilecekleri ortamın oluşmasına neden olabilir. Bu örneker daha artırıllabilir.Buna benzer araştırmlar yapıldığında karşımıza daha orjinal sonuçların çıkacağını umuyorum.

Benim fikrime göre, özellikle üretici koşullarında yapılan bu şurub, teknik açılardan uygun şartların oluşturulmasında yaşanacak  zorluklar ve riskler nedeni ile arı beslenmesinde daha yüksek oranda olumsuz  risk oluşturacaktır. Bu yüzden arı dostlarına tavsiyem,  zorunlu olmadıkları sürece (kış beslemesinde gecikme, yağmacılık sorunu ..vb) , arılarını asitle invert edilmiş  şurup ile beslememelidir. Beslemek zorunda kaldıklarında ise, bunu kontrollü şartlarda üretilen tesisleri ve teknik personele sahip olan yerlerden almalarıdır. Benim şu anda çalıştığım arı lab. da bizler arılarımızı sakkaroz (toz şeker) şeker şurubu ile besliyoruz.

Washington Eyalet üniversitesi bal arısı laboratuarı nın yöneticisi olan Prof. Dr. Steve Sheppard ile yaptığım görüşme esnasında, kendisine invert şurup hakkındaki görüşlerini ve burada koloni beslenmesinde neden invert şurup yerine toz şekerden yapılan şurubun kullanıldığını sordum.
Kendisi, bana bundan yaklaşık 10 yıl önce A.B.D.’ de asitle  invert edilmiş şurupta bulunan HMF ve kulanılan asitler yüzünden zehirlenmelerin olduğunu, toplu koloni ölümleri yaşandığını, bu yüzden asitler ve yüksek sıcaklıklara çıkartılarak yapılan invert şurubun riskli olduğunu belirtti. Bununla birlikte, enzim yoluyla yapılan invert şuruplar da HMF ve asit zehirlenmesi riskinin olmadığını, kullanılabileceğini, fakat onun normal şekerden daha pahalı olduğu için şu an kullanılmadığını söyledi.
ABD’ de Puerto Rico, Washington state, Illinois, Michigan state, Ohio state, California Davis Üniversitelerinin bal arısı araştırma laboratuvarlarında belli sürelerde bulunma şansım oldu. Hiç birinin asitle invert edilmiş şeker şurubu kullandığını görmedim.

VAROA İLE MÜCADELEDE OKSALİK ASİT UYGULAMSINDA PÜF NOKTALAR


Günümüzde Varroa ile mücadelede bir çok kimyasal ve kültürel teknik kulanılmaktadır. Bunlardan biride Varroa ile mücadelede Oksalik asit (Oxalic acid) kullanımıdır. Oksalik asit bir çok alanda çeşitli amaçlar için kullanılan bir maddedir. Bu yüzden karşımıza çeşitli formüllerle çıkabilir. Arıcılarımız bal arısı kolonilerinde Varroa mücadelesi için hangi Oksalik asiti, nasıl kullanmalıdır? Kulanılacak oksalik asit OXALIC ACID DIHYDRATE (Oxalic-2-hydrate) isminde olmalıdır. Formülü (C2H2O2*2H2O) dur. Üzerinde waterfree Oxalic yazan ürün KULLANILMAMALIDIR.

Oksalik asit ile çalışırken nelere dikkat etmeliyiz?

Çocukların ulaşamıyacağı yerde saklamalıyız.

Yiğeceklerden ve içeceklerden uzuk tutmalıyız.

Eğer insan tarafından yutulursa zehirlenmeye yada ölüme neden olur.

Teneffüs etme zarara neden olabilir.

Deri tarafından emilirse zarara yol açabilir.

Göze ve deriye direkt temaslarda büyük zarar verebilir.

Oksalik asit dumanı solunmamalıdır. Mutlaka maske kullanılmalıdır.

Oksalik asit yutulması durumunda ilk yardım olarak kişeye bol miktarda su yada süt içirilmelidir. En kısa zamanda hastaneye götürülmelidir. Cilde veya Göze temaz ettiğinde, temas eden bölge 15 dakika süreyle bol suyla yıkanmalı, temiz bandajla kapatılıp, kişi hastaneye götürülmelidir.

BAL ARISI KOLONİLERİNDE VARROA MÜCADELESİNDE FORMİK ASİT (FORMIC ACID) KULLANIMI


Varroa ile en etkili şekilde mücadele etme yöntemlerinden biriside kolonilere formik asit uygulamasıdır. Formik asit organik asittir. Özellikle arıcılığı gelişmiş ülkelerde Organik bal üreticileri tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. İlkbaharda nektar akımı döneminden en az 15 gün önce ve sonbaharda bal hasatından sonra belirtilen şekilde kullanıldığında bal ve bal mumunda kalıntı bırakmadığı araştırmalar sonucu belirlenmiştir. Kullanımı arıcı için tehlikeli olabileceğinden Kanada ve Avrupa’da jel haline kullanılmaya başlanmıştır. Trake akarına karşı mücadele yöntemi olarak ta kullanılmaktadır.

Cornell Üniversitesinde araştırmacı olan  Nicholas W. Calderone’ nin 2000 yılında Journal of Economic Entomology dergisinde yayınlanan araştırmasında Varroa mücadelesine karşı Apistan, thymol ve formik asit kulanılmıştır. Araştırmada %65 lik formik asit kulanılan kolonilerde %94.2 oranında,. Thymol uygulması sonucunda, %75.4  ve Apistan uygulaması sonucu %92.6 varroa ölüm oranı olmuştur. Sonuç olarak formik asitin Apistan’na alternatif control metodu olarak kulanılabileceği belirtilmiştir. 
Sıvı formik asit (formic acid) uygulamasında çözelti % 65 oranında olmalıdır. Bunun manası kolonilere uygulanacak formik asit çözeltisinin % 65 i Formik asit, %35 i su olduğudur. Varroa bu çözeltinin buharından etkilendiği için ölmektedir.  Uygulamada formik asit çözeltisi arılara direkt olarak temas ettirilmemelidir. Bu yüzden bir miktar tuvalet kâğıdı ya da kâğıt parçası örtü tahtasının altına, kuluçka çerçevelerin üstüne yayılır ve 40 ml. çözelti kâğıt üzerine enjekte edilir. Kâğıt parçası çözeltiyi emerek arıların üzerine damlamamasını sağlamak için kullanılır. Formik asit çözeltisinin kovan içerside buharlaşması yolu ile varroa öldürülmüş olur. Yurt dışında “Mite Away”,”Apicure” adında formik asit içeren ürünler kullanılmaktadır.





Uygulamanın yapılacağı zamanki hava sıcaklığı en az 10 0C ve sıcaklık 30 0C nin üstünde olmamalıdır. Hava sıcaklığının 30 0C nin üstünde olduğu sıcaklıklarda uygulandığında ana arı kayıplarına neden olunabilir. Uygulama, koloni başına birer hafta arayla 4–6 defa yapıldığında % 95 varroa ölümü olmaktadır.

Not: Formik asit kullanan arıcının bu çözeltinin buharına maruz kalmaması gerekir. Oksalik asit kullanımında belirtilen güvenlik önlemleri Formik asit uygulamasında da izlenmelidir.

FORMIC ACID USAGE ON HONEY BEES COLONIES AGAINST VARROA


Formic acid is an organic acid and usage of formic acid on colonies one of the best methods of encounters of Varroa. Especially It is widely used by organic honey producers in countries beekeeping developed highly.

When used accordingly that is minimum 15 days before the spring time or autumn after the honey harvest, the researches shows that it does not leave any remainders on the honey or the wax.

As the use of it may be risky for the beekeeper now in Canada and Europe it is used as jell. This is also used as the strongest method in encountering against trachea mite.

As the use of it may be risky for the beekeeper now in Canada and Europe it is used as jell. This is also used as the strongest method in encountering against trachea mite.

Mr Nicholas W.Calderone who is a researcher at University of Cornell whom article has been published in Journal of Economic Entomology in year 2000. In his article he stated that he has used apistan, thymol and formic acid in encountering Varroa. In his results he found that %94.2 of Varroa destruction noted in the colonies where %65 of formic acid used. The destruction using thymol and apistan noted as %75.4 and %92.6 respectively. So the method using formic acid is stated as an alternative control method to Apistan.

In the method of liquid formic acid the solution must be %65.What that means is that the solution used on colonies should be %65 of formic acid and the rest which is %35 of water.

Varroa is effected by this solutions vapour and destructed. In this method, the bees should not be left in direct contact with the liquid of formic acid. The suitable technique is that to get some toilet paper or newspaper, lay the piece on to brood frames.

After that 40ml solution is ejected on to the paper. So the paper avoids the direct contact of bees with solution by absorbing the solution  therefore not letting the solution dripping on to bees.

The solution vaporises in the colony and destroys the Varroa.  In some courtiers the solutions named as “Mite Away” and ”Apicure” are widely used and those products contain formic acid.

Picture-1) Application of Formic acid

When this method is used, the temperature has to be between minimum of 10 0C and maximum of 30 0C. When used in temperatures above 30 0C; it may cause the queens death.

When the method is used between 4 and 6 times leaving a week between application it is noted that the method caused the destruction of %95 of Varroa.

Health & Safety Hazard – Important notice:

At all times you must avoid breathing the vapour of the solution.  The safety measurement used in application of Oxalic acid must be followed in usage of formic acid method.

 

TÜRKİYE’DE BAL ARISI BİLİMİNİN SORUNLARI VE ÜRETİCİYE YANSIMALARI


Dünya üzerinde arıcılık ile ilgili bilginin üretilmesi ve yayınlanmasına öncülük eden kurumların en başında üniversiteler ve araştırma merkezleri gelir. Yayınlanan bu bilgilerin üreticiye iletilmesi görevini ise devlet kumları olan tarım il ve ilçe müdürlükleri, organizasyonlar, dernekler üstlenmiştir.  Günümüzde 2.5 milyon bal arısı kolonisi bulunan Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.) 40 ın üzerinde bal arısı araştırma laboratuvarı ile bal arıları üzerine çalışırken , 1 milyon koloni varlığı bulunduran Almanya 20 nin üzerinde bal arısı araştırma laboratuvarı bulundurmaktadır. Bu laboratuvarların her birinde en az bir  doktoralı hoca , yüksek lisans ve doktora  öğrencileri, teknisyen ve işçilerden meydana gelen kadrolar ile çalışmalarına devam etmektedirler. Bu ülkelerde ayrıca üniversiteler kapsamında daha çok ülke ve dünya çapında yapılan araştırmaları izleyen ve üreticiye bilimsel gelişmeleri daha basit dilde anlatan doktoralı uzman hoca kadroları bulunmaktadır. Bu hocalar kurulan arıcılık organizasyonlarında çeşitli görevler üstlenmektedirler.

Ülkemize baktığımızda, 4 milyon un üzerinde koloni varlığımızın olduğunu biliyoruz. Bal arısıyla çalışan araştırma laboruturalarımızın sayısının 20 civarında olduğunu görebiliyoruz .

ABD ve Avrupa ülkelerindeki arı kolonisi varlığı ve arı labrotuar sayısı oranları göz önüne alındığında, ülkemizde olması gerken arı laboratuvarı (lab.) sayısının 80 civarında olması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde bal arısı ile çalışan lab. sayısının yetersiz olmasının yanında, faliyetlerini yürütmelerinde bir çok sorun ortaya çıkmaktadır. Bunların en başında araştırmaların yürütülmesini sağlaycak teknik personel sayısının yetersizliği, arkasından lab ekipman ve malzemelerinin yetersiz olması izlemektedir. Çoğu arı lab. da yanlızca bir tane doktoralı hoca bulunmaktadır. Çoğu hocamız ders verme yüklerinin altında ezilirken araştırma yapacak ekibinin, malzeme ve ekipmanın yetersizliği yüzünden ne yazıkki yeterli verimlilikte araştırma yapamamaktadır. Akademik yükselmeleri için yabancı dilde yayın yapma zorunlulukları olduğu için, yaptıkları çoğu araştırma üretcilerimiz tarafından okunamamaktadır. Doktoralı hoca sayısı yetersizliğinden dolayı üniversitelerimizde ne yazıkki yukarıda bahsettiğimiz arıcılara ve arıcılık organizasyonlarına bilimsel çalışmaları daha basit dilde anlatarak danışmanlık yapan hoca kadrosu oluşturulamamaktadır.

Ülkemizde yaşanan bu sorunlar üreticiye nasıl yansımaktadır?

Araştırmaların yeterli düzeyde yapılamaması, ülkemizde ve dünyada yapılan araştırmaların üreticiye yeterli düzeyde iletilemesi, koloni başına aldığımız ortalama verimi  yıllardır 16-17 kg civarında kalmasına neden olmuştur.

Yetişmiş doktoralı hoca yetersizliğimiz ve elimizde bulunan hocalara akademik yükselişlerinde yabancı dilde yayın yapma zorunluluğu getirilmesi bilim adamlarımız ve üreticimiz arasındaki bağı kopma noktasına getirmiştir.

Bütün bu olumsuzlukları gören zeki ama eğitim düzeyleri düşük olan bazı kesimler, bu boşluğu doldurmak amacıyla edindikleri kısıtlı tecrübeler ve bilgiler ile arıcılarımıza yol gösterici konumuna gelmişlerdir. Fakat verdikleri bilgiler ve gösterdikleri yollar ya bir yere kadar yeterli olabilmekte yada yanlışlar içermektedir. Bu kişiler üniversite hocalarının ve yetişmiş uzmanların yerini aldıkları gibi, onlardan daha çok bilgili olduklarınıda ileri sürebilmektedirler. Bununlada kalmayıp, ülkenin kısıtlı kaynakları ile yetişmiş uzmanlarına ve bilim adamlarına hiç bir işe yaramadıklarına varıncaya kadar çeşitli hakaretlerde bulunduklarını ne yazikki yazdıkları yazılardan okumaktayız.

Peki ne yapılmalıdır?

Diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizin insanlarının üretip kazandığı ve devlete vergi verdiği paralardan insanlarımızın eğitimine ve üniversitelerimize daha fazla pay ayrılmalıdır. Koloni varlığımız diğer ülkelerden çok yüksek olmasına rağmen bilimsel araştırmalara ayrılan pay diğer gelişmiş ülkelere göre ne yazıkki çok düşük düzeyde kalmıştır.Bu payın artırılması için akademisyeler ve arıcılar bir araya gelerek yeni projeler oluşturarak kaynak arayışı içine hep beraber gitmelidirler.

Bilim adamlarımızın daha verimli çalışmaları, öğrencilerini yetiştirebilmeleri, arıcılar ile iletişim kurabilmeleri için verimli sistemler ve modeler oluşturulmalıdır.