BALARISI KOLONİLERİNDE ANA ARILARIN DEĞİŞTİRİLMESİ


Farklı bölgelerde çeşitli iklim ve bitki örtüsüne sahip olan ülkemiz, 5 farklı yerli balarısı ırkını ve birçok ekotipini içinde bulunduran dünyanın en önemli arıcılık merkezlerinden birisidir. Zengin doğa örtüsü ve genetik çeşitliliğe sahip olmasına rağmen ülkemizde yeterli düzeyde damızlık ve normal anaarı yetiştirme işletmeleri kurulamamıştır. Bu tür işletmelerin yeterli düzeyde kurulması arıcılık sektörünün verimliliğini olumlu yönde arttıracaktır. Bu yüzden her bölgeye adapte olmuş yerli baları ırkları ıslah edilerek, hastalıklara, zararlılara dirençli ve yüksek verim vb. özellikleri olan damızlık arı kolonileri oluşturulmalıdır. Bu işletmelerden yetiştirilen anaarılar normal anaarı yetiştirme işletmelerine verilmeli, bu işletmelerde yetiştirilen analar, sabit ve gezginci arıcıların yıllık anaarı ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Kurulan bu model sayesinde damızlık ana üreten işletmeler ekonomik yönden üstün özelliklere sahip anaarı üretimi konusunda uzmanlaşırken, normal anaarı üreten işletmeler ise ana arı yetiştirme konusunda gezginci ve sabit arıcılara destek sağlayarak, iş gücü ve sermaye israfını azaltacaktır.

Arıcılık sektöründe kullanılan anaarıların ekonomik ömrünün bir sezon olması, damızlık ve normal anaarı yetiştiren, sabit ve göçer arıcılık yapan işletmelerin kolonilerinde doğal veya yapay tohumlama yoluyla çiftleştirilmiş anaarıların her yıl yenilenmesi gerekmektedir. Yetiştirilen genç anaarıların işletmeler için  ekonomik  değerinin yüksek olması, kolonilere anaarıların kabul ettirilmesiyle ilgili tekniklerin önemini arttırmaktadır. Ayrıca arılıklarda bulunan bazı kolonilerde arıların saldırgan olması, kireç vb. hastalıkların varlığı, düşük kuluçka verimi, oğul vermeye eğilimlilik (genç ana arılar oğul vermeye daha az eğilimlidir) gibi problemler görüldüğünde de kolonilerin eski anaları uzaklaştırılarak, genç anaarının kolonilere kabul ettirilmesi gereklidir.

Normal koşullar altında doğada her koloni bir ana arıya tolerans gösterir. Bazen kolonide iki tane anaarı aynı anda  görülebilir. Bu durum çeşitli nedenlerden dolayı (anaarınının sakatlanması yeterli düzeyde çiftleşememesi  vb.) oğul vermeden anaarı değiştirmek isteyen (süpersedur) kolonilerde yeni yetiştirilmiş genç ana arının kendi genetik yapısına yakın olan yaşlı anaya tolerans göstererek bir kaç hafta koloni içerisinde faliyet göstermesine izin verebilir. Bu süre sonunda kolonide tek ana arı faliyet göstermeye devam eder.

Yine anası olmayan koloniye iki ana kabul ettirmek istendiğinde, kovan ana arı ızgarasıyla ikiye bölünüp, kovanın bir kenarına başka, diğer kenarına başka anaarı kafesi konularak kabul ettirilebilir. Belli bir süre sonra anaarılar koloniyle aynı kokuya sahip olacağından yumurta yumurtlayarak hayatlarını devam edebilirler.  Koloniye nektar akışı azaldığı ve işçi arıların yağmacılığa karşı tavır aldığı zamana kadar bu durum sürebilir. Daha sonra işçi arılar anaarılardan birisini öldürürler.

Çerçeve üzerindeki işçi arılar, bir kutu içine silkilerek bir kaç kez çalkalanarak, vurulup ürkütülerek, peteksiz ve kuluçkasız serin yerde bir kaç saat bekledikten sonra verilen anaarıları bir kerede kabul ederler.

Petek gözlerinden yeni çıkmış işçi arılar yeni anayı her zaman kabul ederler. Bu yüzden arıcılar damızlık değeri yüksek olan anaarıyı genç işçi arıların yoğun olduğu peteklerin üzerine bırakmalıdır.

Eğer koloni çok uzun süre anaarısız kaldıysa ve anaarı, anaarı gözünden yeni çıktıysa kabul ettirmede kullanılan ana arı kafesine gerek kalmadan koloniye kazandırılabilir. Fakat anaarı, gözden çıkalı 4-5 gün olmuşsa, bu ana kolonide yumurta yumurtlayan anaarıdan daha zor kabul ettirilebilir.  Anaarı koloniye nektar akımı döneminde daha kolay kabul ettirilir. Nektar akımı yoksa koloni şeker şurubu ile beslenmelidir.

Yeni anayla analandırılacak kolonide yalancı ananın olmamasına dikkat edilmelidir. Koloni anasız kaldığında kendi kendine anaarı yetiştiremediğinde veya arıcı tarafından uzun süre analandırılmadığında, kolonide bulunan işçi arıların bir kısmı diğer işçiler tarafından arı sütü ile beslenerek yumurtalıklarının gelişmesi sağlanır. Bu tip işçi arılara yalancı anaarı denir. Kısa bir süre sonra yumurtalıkları gelişen yalancı analar yumurtlamaya başlar. Bu işçi arıların sperm keseleri olmadığından çiftleşemezler. İşçi arı gözlerine dölsüz yumurta bırakarak erkek arıların oluşmasına neden olurlar. Arıcılar kolonilerinde işçi arı gözlerinin duvarlarında ve dip kısımlarında birden fazla dağınık düzende yumurta gördüklerinde bu sorunla karşı karşıya olduklarını anlayabilirler. Bu tip sorunlu kolonilere yeni ana verilmek istendiğinde, yalancı analar yeni anaarıyı öldüreceklerdir.

Normal koşullarda, ana arısı olmayan koloniye genç döllenmiş ana arı  direkt verilirse, salgıladığı yabancı ana arı feromonları nedeniyle işçi arılar tarafından yabancı olarak algılanacağından saldırıya uğrayarak öldürülecektir. Bu yüzden, yeni ana arının kolonideki işçi arılara, işçi arıların yeni anaya alışması için 3-4 gün  anaarı kafesinde tutulması gerekir.

Ana arının taşınmasında ve koloniye kabul ettirilmesinde ana arı kafesi kullanılır (Şekil-1). Anaarı kafesi, 6-10 genç işçi arının ve arı kekinin bulunduğu iki bölmeden oluşur. Kafeste iki çıkış deliği bulunur, bunlardan biri kekin olduğu kısımda, diğeri  anaarı ve işçi arıların birlikte bulunduğu kısımdadır. Kafesin en az bir yüzü arıların geçemiyeceği kafes telinden oluşur. Arı keki anarının bir yerden başka bir yere taşınmasında kafes içinde bulunan işçi arıların beslenmesi amacıyla kullanılır. Kafesin içine konulan genç işçi arılar kolonide bulunan larvalı çerçevelerin üzerinde bulunan genç bakıcı arılardan seçilir.  Bu arıları seçerken özellikle petek üzerinde larvaların bulunduğu petek gözlerine kafasını sokan işçi arılardan olmasına dikkat edilmelidir. Bu davranışı gösteren işçi arıların arı sütü salgılama bezleri gelişmiş olduğundan  ana arının taşınması sırasında arı sütüyle beslenmesinde ve kafes içerisinin iklimlendirilmesinde görev alırlar. Yoldan gelen kafeslerdeki anaarılar hemen kolonilere verilmeyecekler ise oda sıcaklığında sessiz ve karanlık bir yerde gece boyunca bekletilirler. Bu esnada kafeslerin telli kısmının üzerine küçük parça peçete kağıdı konularak temiz su ile ıslatılmalıdır. İşçi arıların su ihtiyacı bu şekilde karşılanmış olur.  Kafesin içerisinde bulunan işçi arılar anaarının koloniye verilmesinden hemen önce kafesten çıkarılmalıdır. Kafes içerisindeki işçi arıların kokuları koloni içindeki işçi arıların kokularından farklı olduğundan, kovandaki arılar tarafından yabancı olarak algılanacağından anaarının kovana kabul edilmesini engelleyeceklerdir. Bu yüzden anaarı koloniye verilirken kafesin içinde yalnız olmalıdır.  Kafesler tahtadan veya özel plastikten (elektro statik enerji yaratmayan) yapılır.

Ana arı kafesindeki işçi arıların besin ihtiyaçlarının sağlanması ve ana arının koloniye kabul ettirilmesinde arı keki kullanılır. Kovanda bulunan işçi arılar kafesin çıkış deliğinde bulunan arı kekini zaman içerisinde tüketerek ana arının kafesten çıkmasını sağlar. Böylece koloninin  ana arıyı kabul etme olasılığı artmış olur. Ana arı kafesi için en iyi arı keki yaklaşık %15 bal, %85 pudra şekeri içermelidir. Eğer ana arılar üretildikten sonra kafesle başka işletmeye gönderilecekse bu kafeslerde kullanılan arı kekinde bal veya polen kullanılmamasına dikkat edilmelidir. Bal ve polen amerikan yavru çürüklüğü hastalığının bakterisini veya sporunu bünyesinde bulundurabilir. Bu riski ortadan kaldırmak için arı keki su ve pudra şekerinden hazırlanmalıdır.

Ana arısı olmayan veya anası değiştirilecek kolonilere yeni ana verilmesi için en uygun zaman ilkbahar ve sonbahardır. İlkbahar aynı zamanda kolonilerin oğul verme isteğinin arttığı ve arı topluluğunun hızla büyüme isteğinin oluştuğu dönemdir.  Sonbaharda koloni kışlamaya hazırlandığı için yaşlı ve problemli anaarılar istenmediğinden, yeni verilecek anaarı daha kolay kabul ettirilebilir.

Yeni analandırılacak kolonide eski anadan kalma yumurta ve larvanın olmadığından emin olunmalıdır. İşçi arılar eski analarının yok olduğunu anladıktan sonra, onun bıraktığı kendi genetik yapısına yakın olan larvalardan yeni ana arı yapmak isteyecektir. Bu fırsatı olan kolonilere kendi genetik yapısında olmayan anaarı verildiğinde koloninin yeni anayı kabul etmeme riski vardır. Bu risk bulunan kolonilerde kendi kendine  ana yetiştirme imkanı ortadan kaldırmak gerekir. Koloniye yeni kabul ettirilecek ana arı kafes içerisinde, kuluçkalı peteklerin arasına, arı keki aşağıya gelecek şekilde sıkıştırılmalıdır. Arı kekinin aşağıda olması ana arının üzerine kekin akma riskini ortadan kaldırır. İşçi arıların kafes tellerini ısırma davranışı gözleniyorsa anaarı kafesten çıkarılmamalıdır. Kolonideki kuluçkalı peteklerde ana arı gözü kontrolü yapılmalı, rastlanırsa bozulmalıdır. Ana arı kovana kafesle verildikten 3-4 gün sonra serbest bırakılmalıdır.  Ana, genç işçi arıların bulunduğu kuluçkalı peteğin üzerine bırakılırken, bu alana 1/1 hazırlanmış şeker şurubu püskürtülmesi kabul edilmesine yardımcı olacaktır (Şekil-2). Arıcı, arılığa 3-4 günden daha geç gelecek ise  kafesin kek kısmındaki delik açık bırakılarak işçi arıların keki yiyerek anayı serbest bırakmaları sağlanabilir.

Ana arının kuluçka peteklerinin üzerinde yürüyerek yumurta yumurtlama imkanı bulabileceği plastik veya metal tel kafes içine hapsedilmesi yoluyla koloniye kabul ettirilmesi, (Şekil 3) tahta ve plastik anaarı kafesi yoluyla kabul ettirilme tekniğinden daha uygundur. Bu teknik, işçi arıların anaarının yumurta yumurtladığını görmesini sağlayacağından yeni ananın kabul edilmesini hızlandıracaktır.

Kolonideki arılar yeni anaarıyı kabul etmemeye karar verdiklerinde etrafında kümelenerek, anaarı ve işçi arılardan meydana gelen bir top şeklini alır (Şekil 4). Eğer arıcı müdahale etmezse işçi arılar anaarıyı boğarak veya sokarak öldürürler.  Arıcı böyle bir davranışı görürse top şeklindeki bu kümeyi alarak kovanın dışına koymalı ve bu topluluğun üzerine körük dumanı uygulamalıdır. Anaarı bu dumana mümkün olduğu kadar az maruz bırakılmalıdır. Koloniye kabul edilmeyen anaarı bir süre daha anaarı kafesinde tutulmalıdır.

Bazen arıcının tecrübesiz davranışı veya ana arının huzursuzluğu, kovana verilmesi sırasında uçarak kaçmasına neden olabilir. Bu durumda arıcı kovandan biraz uzaklaşmalı ve 15-20 dakika beklemeli, ana arının aynı yere geri döndüğünü ve kovanına girdiğini gözlemleyebilir. Eğer ana arı yaklaşık yarım saat içinde kovanına geri dönmezse, büyük olasılıkla kovanın yakınınında bulunan diğer bir kovana girmiştir. Arıcı koloninin etrafında bulunan kovanları kontrol ettiğinde top şeklindeki arı kümesi gördüğünde bu kümede bulunan ana arının biraz önce kovanından uçup giden ana arı olduğunu anlayabilir.

Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi’nde bulunan araştırma ünitesinde kolonilerin genç anaarı ile analandırılmasında, 5 çerçeveli langstroth kovanlar bir çerçeve kapalı yavrulu, bir çerçeve ballı polenli, bir çerçeve boş petekli ve 3 çerçeve arılı olacak şekilde hazırlanır. Bu kovanlara birer tane çıkmak üzere olan ana arı memesi verilir. Gözden çıkan ana arının çiftleşmesi sağlanır.  Oluşturulan bu koloninin sonbahara kadar gelişmesi sağlanır. Daha sonra 10 çerçeveli langstroth tipi üretim kovanlarında bulunan yaşlı analar uzaklaştırılır. Kovanların kuluçkalık ve ballıkları arasına gazette kağıdı koyarak, üst taraftaki ballığa 5 çerçeveli çiftleştirme kovanlarında yetiştirilmiş genç ana arılı koloni konulur. 3 gün sonra aradaki gazette kağıdı alınarak üst kattaki kuluçkalı petekler altkattaki kuluçkalı peteklerin yanına yerleştirilir. Ballı polenli çerçeveler kenar kısımlarda bulunan yine aynı tip peteklerin yanına konularak kovanın tek katta kışlama düzeni alınması sağlanır.  Bu şekilde genç ana arının yetiştirdiği işçi arılar yeni anayı yaşlı ana arının ürettiği işçi arılardan koruyabilir. Oluşturulan bu tip koloniler genç işçi arısı ve genç ana arısıyla kışı daha güçlü  geçirebilmektedir.

 Not: Bu makale Muğla İli Arı Yetiştiricileri Birliği’nin “Arıcının Sesi” dergisinde yayınlanmaya layık bulunmuştur.

KAYNAKLAR

Doğaroğlu M, (2009) Modern Arıcılık Teknikleri. S:132-134.

Güler, A. (2006) Bal Arısı (Apis mellifera). Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi  Ders Kitabı No:55, S:311-313.

Laidlaw, H H (1992) The Hive and the Honey Bee, ed Graham J M(Dadant, Hamilton, IL), P: 989–1042.

Lodesani,M., Costa C. (2005) Practical Aspects of Bee Breeding For Biodiversity Aims. Beekeeping and Conserving Biodiversity of Honeybees, BABE , P:108-141

Morse, A,R (1994) The New Complete Guide to Beekeeping. The Countryman Press. P:100-103.

Root, (1983)  A.I. Root, Editor, The ABC and XYZ of Bee Culture, The A.I. Root Co., Medina, OH.

VARROA İLE MÜCADELEDE KİMYASAL KULLANIMININ OLUMSUZ ETKİLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ


Varro ile mücadele için kullanılan,  amitraz,  kumafos ve fluvalinat etken maddesi içeren kimyasallar, yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda arı ürünlerinde kalıntı bıraktığı bilinmektedir. Bu kalıntılar insan ve arı sağlığı için önemli derecede tehlike yaratmaktadır.

Ayrıca, dünyanın birçok ülkesinde yapılan araştırmalar sonucunda Varroa’nın bu kimyasallara karşı direnç gösterdiği bulunmuştur. Direnç göstermek ne demektir?
Bunun için gelin, önce böceklerin ilaçlara karşı gösterdiği direnç in Dünya sağlık örgütü (WHO) tarafından yapılan tanımına bakalım.“Bir türün normal bir topluluğunda bulunan bireylerinin çoğunu öldürdüğü kanıtlanan bir böcek ilacı dozunu, aynı böceğin diğer başka topluluğunun tolere etme yeteneğinin gelişmesi”
Bu tanımı Varoa akarının yukarıda ismi geçen kimyasallara gösterdiği direnç içinde kullanabiliriz.
Varroa ya karşı bu kimyasallar kullanılırken, doğal seçilim sayesinde kimyasallara karşı direnç genlerine sahip bazı varrolar yaşamda kalıp, bu direnç özelliği taşıyan genleri kendi döllerine aktarmışlardır. Kimyasallara hassas olan varrolar ölürken, varroa topluluğundaki dirençli olanların oranı artarak kullanılan kimyasallar artık etki gösteremez hal alır. Varroa da görülen hızlı direnç gelişimi hızlı üreme kapasitesine sahip olmalarına, yaşadıkları kolonilerin oğul vermesi ve göçer arıcılık yoluyla başka bölgelere gitmesine, kimyasalların kalıcılığına ve özelliklerine, yapılan uygulamanın oranına, zamanlamasına ve sayısına bağlı bulunur.
Ayrıca kovanlara uygulanan bu kimyasallar uygun tekniklerle uygulansa bile peteklerde kalıntı bırakmaktadırlar. Bu kalıntılı petekler temel petek yapılmak için eritildiğinde bal mumundan uzaklaşmayarak arıcıya temel petek ile birlikte geri dönmektedir. Her yıl bu şekildeki döngü peteklerdeki kimyasalların oranının artmasına neden olmaktadır. Washinton State Üniversitesinde geçen yaz yaptığımız deneylerde, arıların kendilerinin yaptığı kimyasal bulaşıklığı olmayan ve yukarıda belirtilen kimyasallarında içinde olduğu kimyasal bulaşıklı peteklerde yetiştirilen işçi arıların gelişimlerini inceledik. Kimyasal bulaşıklığı olan peteklerde yetişen işçi arıların bir kısmının larva döneminde gelişemediklerini, yine bu bulaşık peteklerde yetişen işçi arıların ömür uzunluklarının daha kısa olduğunu gözlemledik. Çalışmaya bulaşık peteklerde yetiştirilen arıların davranış bozuklukları gösterip göstermediğini anlamak için gözlem kovanlarında bu yılda devam edilecektir.
Bütün bu çalışmalardan anlaşılacağı üzere, benim arı dostlarıma tavsiyem; özellikle yukarıda bahsi geçen kimyasallardan uzak durmaları, bu kimyasalların yerine arılıklarında, bütün dünyada artarak kulanımı çoğalan, Formik, Oksalik, Laktik asit gibi arı ürünlerinde kalıntı bırakmayan, varroa nın direnç göstermediği organik asitler, bitkisel kaynaklı ve kültürel mücadele yöntemleri kulanarak varro ile savaşmalarını öneriyorum.
Bütün bunların yanında diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de ıslah yöntemleri kullanarak varro ile kendi kendine savaşan bal arısı hatlarının oluşturulması çalışmalarının devlet ve özel sektör tarafından en hızlı şekilde başlamasını diliyorum.
Şunu sakın unutmayınız ki, oluşturduğunuz sağlıklı ve başarılı varroa ile mücadele sistemleri, uzun vadede sizlerden sonraki gelen nesillerin sağlık ve övünç kaynağı olacaktır. Kurduğunuz bu sistemler gelecek nesillerin daha gelişmiş sistemlere daha kolay geçmelerini sağlayacaktır.

                                                            Varroa                              Gilles San Martin

Kalın Sağlıcakla

ONE MINUTE LÜTFEN !!! :)


Çok değerli arı dostları,

Bildiğiniz gibi şu an başka bir ülkede yaşayıp çalışmaktayım. O yüzden sizler için hazırladığım yazıları boş zamanlarımda hazırlıyorum. Uygulamalar ve tekniklerle ilgili kendi düşüncelerimi, bu konularda yapılmış araştırmalar ile desteklemeye çalışıyorum. Fikirlerimi yazarken yabancı ve kendi dilimizdeki kaynaklardan yararlanmaya çalışıyorum. Sizlere yararlandığım kaynaklardaki önemli gördüğüm bilgileri özetleyerek sunuyorum. Ne yazık ki sizlere fıkralar yazacak, magazin haberciliği yapacak, hikayeler anlatacak, futbol maçı anlatacak zamanım yok. Keşke olsaydı. İleride umarım benimde bunları yapacak zamanım olur. Ancak görüyorum ki bizleri böyle şeylerden mahrum bırakmayan arı dostlarımız var. Onlara da burada olduklarından dolayı çok teşekkür ediyorum. Zira, onlara da ihtiyacımız var.

Bizim ülkemizde işler böyle yürür. Başka mesleklerde çalışırken, diğer mesleğe hobi olarak başlanır. Daha sonra birden bu kişiler kendi branşlarında değilde, hobi olarak başladıkları branşlarda uzman oluverirler ve bir süre sonra topluluklara ve o branşın hocalarına ders vermeye başlarlar.
Peki bu iş başka ülkelerde nasıl olur? Gelişmiş ülkelerde genellikle, herkes alanında uzman olmuş kişilerin dediklerini yapar. Diğerleri de o konuya kendi mesleğiyle ilgili bildiği konularda katkıda bulunabilirse katkıda bulunurlar. Kimse uzmanlık alanı dışında bir konuyu çok iyi bilmiyorsa diğerlerine öğretmeye kalkmaz.

Bizim tıp doktorumuz, bizlerin bulup getirdiğimiz makalerdeki bilgilerin aynısını yazıp yorum farklılığı yaparak olayın yönünü değiştiriyor. Fatih Güneş’in bulup davet ettiği katalizör dergisinin yazarı kimyacı arkadaşımızın bilgilerini onaylıyor. Daha sonrada HMF kabul edilir sınırdadır deyip asitlerle ve ısı yardımıyla yapılan invert şurubu kendisinin kullanacağını söyleyip işin içinden sıyrılıyor. Sonrada gol diye bağırıyor ☺

Ben buradan kendisine ,bize HMF ile ilgili kendi alanında bilgi vermesini rica ederek, şu soruları sormak istiyorum. HMF nasıl bir toksit maddedir ? Mutagenic ( kansorejen ) madde midir ? Eğer kansorejen madde ise kanser yapma mekanizması nasıldır? Bu HMF insan vücudunda birikir mi? Birikirse nerede ve nasıl birikir? Birikmiyorsa hangi yol ile atılıyor? Kansorejen maddelerin kabul edilirlik sınırları nasıl hesaplanır? Dünyadaki bütün ülkelerde balda Kabul edilen HMF sınırı aynı mıdır ? Bu balda HMF kabul edilirlik sınırını ne zaman, nasıl, hangi ülke koymuş ? Her ülkede bu sınır aynı değilse bunun nedeni nedir? Sizden insan sağlığını ilgilendiren bu konumuzla ilgili soruların cevaplarını almayı diliyorum. Daha sonra bal ve balmumundaki kimyasal kalıntılara bakıp, organik arıcılık hakkında konuşabiliriz sanırım.
Bu sorulara verilecek cevaplar ışığında, arıcılarımızın HMF olayına daha dikkatli ve bilinçli yaklaşacağını umuyorum.
Sayın doktorum, ceza sahası içinde kendinizi yere atıp, hiç terlemeden serbest vuruştan golü atıp maçı almak istiyorsunuz. Bence maç daha yeni başlıyor siz nedersiniz ? Bizim bu arıcılar topluluğunda, arılıkda terlemden, masa başında dirsek çürütmeden maç almak yok 🙂
Gelelim invert şurup ile ilgili son edindiğim bilgilere,
Washington Eyalet üniversitesi bal arısı laboratuarı nın yöneticisi olan Prof. Dr. Steve Sheppard ile yaptığım görüşme esnasında, kendisine invert şurup hakkındaki görüşlerini ve burada koloni beslenmesinde neden invert şurup yerine toz şekerden yapılan şurubun kullanıldığını sordum.
Kendisi, bana bundan yaklaşık 10 yıl önce A.B.D.’ de invert şurupta bulunan HMF ve kulanılan asitler yüzünden zehirlenmelerin olduğunu, toplu koloni ölümleri yaşandığını, bu yüzden asitler ve ıstılarak yapılan invert şurubun riskli olduğunu belirtti. Bununla birlikte, enzim yoluyla yapılan invert şuruplar da HMF ve asit zehirlenmesi riskinin olmadığını, kullanılabileceğini, fakat onun normal şekerden daha pahalı olduğu için kullanmadığımızı söyledi.
ABD’ de Puerto Rico, Washington state, Illinois, Michigan state, Ohio state, California Davis Üniversitelerinin bal arısı araştırma laboratuvarlarında belli sürelerde bulunma şansım oldu. Hiç birinin invert şeker kullandığını görmedim.

HMF siz günler dileyerek, en derin saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.

img_25441

YAPAY BAL İLE DOĞAL BALIN AYIRT EDİLMESİNDE HMF DÜZEYİNİN ÖNEMİ !!! !!!


Sevgili Arı dostları,
Her zaman söylediğim gibi, bal arıları ile ilgili farklı disiplinlerde çalışan kişilerin olaylara arıcıların bakışından daha farklı açılardan yaklaşımı bizler için çok önemli. Bunun çok güzel bir örneğine yine ülkemizde internet üzerinde Türkçe yayınlanan “Katalizor” isimli kimya dergisinde rastladığım için çok mutlu oldum. Dergiyi kimya bilimine gönül vermiş, genç bilim insanlarımız çıkarıyor. Amaçları dünya’da ve ülkemizde kimya alanındaki teknolojik gelişmeleri daha basit bir dilde sizlere sunmak.

Dergi internet adresi: http://www.katalizor.net

Bu dergiyi Fatih Güneş’in aracılığı ile okuma fırsatım oldu. Katalizör’ün ilk sayısında, 33-37 sayfalarında Nadide Ünal ın yazarı olduğu “Bal” başlığı ile yayınlanmış yazının ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Zira bu yazıda yapay bal ile gerçek balı ayırt etme tekniklerinden biri olan Seliwanoff testinin nasıl yapıldığı pratik deney ile çok sade bir şekilde açıklanmış. Bu yazıda sahte balın şeker şerbetinin yüksek sıcaklığa maruz bırakılarak(ısıyla muamele edilerek) asitler eklenerek (asidik ortamda) nasıl yapıldığı anlatılıyor. Bu yapılan yapay balın doğal bal ile ayrıldığı noktalardan bir tanesi ise HMF oranı. Doğal ve taze balda HMF oranı % 0-4 mg olurken sahte balda bu oranın %100-150 mg arasında olduğu söyleniyor.
Deneyde kulanılan ballar dehidratize (suyu uzaklastırma) edildikten sonra 100 ml derişik hidroklorik asitte çözülerek hazırlanmış 1 gr. Rezorsın çözeltisi damlatılıyor. Dehidrasyon işlemi sonucu ve asit etkisi ile HMF oluşması sağlanmıştır. Deneyde, yapay balda yüksek oranda bulunan HMF nin, rezorsın ile tepkimeye girmesi sonucu bal rengi kırmızıya dönüşmüş, doğal olan balda HMF oranının çok düşük miktarda bulunmasından dolayı balın rengi aynı kalmıştır.


Fotoğraf : Nadide Ünal

Bu yazıda yapay balların içerdiği yüksek orandaki HMF oranının insan ve arı sağlığı için yarattığı tehlikeyi, yapay bal ile sahte balın ayrıt edilmesinde HMF’nin nekadar önemli rol oynadığını ve doğal balın sağlığımız için nekadar önemli olduğunu öğreniyoruz.
Yazarımızı konu ile daha geniş ve ayrıntılı bilgi almak için 1 Şubat 2009 Pazar günü saat 20:00 da yapılacak olan ANARTO toplantısına davet ettik. Kendisi büyük bir zevk ile katılacağını bize bildirdi.
Genç Nadide Ünal ve Katalizör dergisi ekibine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

YENİ ZELLANDA’DA BAL HASATI


honey men from mickey murch on Vimeo.

Yukarıdaki video’da Yeni Zellanda’da yapılan bal arısı kolonilerinin hava üfleme tekniği kulanılarak yapılan bal hasatı tekniği gösterilmektedir. Bence hızlı ve iş gücünden kazanılan bir teknik.

honey men from mickey murch on Vimeo.

Aynı arıcılık işletmesinde  hasat yapıldıktan sonra balın peteklerden çıkarılarak depolanması aşamasını gösteren video.

VARROA MÜCADELESİ İÇİN HAZIRLANAN OKSALİK ASİT SOLÜSYONUNUN DEPOLANMASI VE HMF DÜZEYİ


2001 yılında Luciana Prandin, Nicoletta Daines, Barbara Girardi, Ornella Damolin, Roberto ve Tranco Mutinelli tarafından İtalya’da yapılan, “Ascientific note on long-term stability of a home-made oxalic acid water sugar solution for controlling varroosis” başlıklı araştırma Apidologie dergisinin 32 sayısının 451-452. sayfalarında yayınlanmış.

Bu araştırmanın amacı varroa mücadelesinde kulanılan şeker şurubu ile hazırlanan oksalik asit çözeltisinin 16 ay boyunca farklı sıcaklıklarda saklanması sonucu geçirdiği değişimi göstermek.

 

Araştırmada, yeni hazırlanan ve 16 ay boyunca -200C, 40C, karanlık oda sıcaklığı ve aydınlık oda sıcaklığında bekletilen solusyonlarda değişen önemli değer HMF düzeyi.

 

 

16 ay

Saklanan

solusyonlar

 

 

Yeni hazırlanmış solusyon

-20 0C

4 0C

Karanlık oda sıcaklığı

Aydınlık oda sıcaklığı

HMF mg L-1

1.7

4.2

50.6

1945.1

2107

 

Araştırmacıların yaptıkları literatür tarama çalışması sonucunda, El Sherbiny 1975 yılında HMF düzeyinin 30 mgL-1 kadar arılar için güvenli olduğu, HMF düzeyinin 150 mgL-1 üzerine çıktığında arıların ölmesinin artığını gösterdiğini, HMF nin yüksek konsantrasyonda bulunduğunda toksik özelliği nedeniyle arıların sindirim sisteminde ülsere neden olduğunu belirtmişlerdir.

Araştırmacılar uzun süreli oda sıcaklığında bekletilen oksalik asit solüsyonunun varroayı öldürücü özelliğini koruduğunu fakat bununla beslenen arıların ve arı larvalarının HMF den dolayı ölebileceğini belirtmişlerdir.

Bu araştırmadan çıkan sonuca göre arı dostlarımız, kolonilerinde varro mücadelesini oksalik asit solüsyonu ile yapacakları zaman kullanacakları solüsyon ya taze yapılmalı yada birdaha kulanacakları solüsyonu -20 C de saklamalarını öneririm. Bal arısı kolonilerinde varroa mücadelesi amacıyla oksalik asit kulanımı ile ilgili teknik bilgiyi http://www.aridostu.com/index.php?option=com_content&task=view&id=8&Itemid=9

adresinden öğrenbilirsiniz.

BAL ARISI KOLONİLERİNİN İNVERT ŞEKER ŞURUBU İLE BESLENMESİNİN BALIN ÖZELLİKLERİNE ETKİSİ


Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Gıda mühendisliği  bölümünden sayın Musa Özcan ve Derya Arslan, yine aynı üniversitenin Taşkışla Arıcılık meslek yüksek okulunda çalışan sayın Durmuş Ali Ceylan’nın birlikte yaptıkları “Effect of inverted saccharose on some properties of honey” başlıklı çalışması uluslararası önemli bir bilimsel dergi olan Food Chemistry (Gıda kimyası) dergisinde 2006 yılının 99. sayısının 24-29 sayfalarında yayınlanmıştır.

Bu hocalarımıza ülkemize ve uluslararası bilime kazandırdıkları bu eser için hepiniz adına teşekkür ediyorum. Daha sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum

Yapılan bu araştırmanın amacı:

Bal, sakkaroz şubu(bildiğimiz şeker şurubu) ve invert şeker şurubu (yapılan işlem fiziksel ve kimyasal işlem ile sakkarozun glikoza ve fruktoza çevridiği şurup) ile beslenen 3 grub arı kolonisinden elde edilen balların özelliklerini karşılaştırmak.

Araştırmalarında kulandıkları invert şeker şurubu yapma teknikniği : Sakkaroz şurup 88 0C  de 2 saat tutulmuş ve 70 0C ye kadar soğutularak, şurup 2.15 pH  ya gelene kadar 0.1 % lik HCl (Hidro klorik asit) solusyonu eklenmiştir.Daha sonra ellerinde bulunan bu asidik şurubu nötür hale getirmek için Na2CO3 (sodyum karbonat) kulanılmıştır.

Bal, sakkaroz ve İnvert şurup ile beslenen arılardan elde edilen balın analiz edilmesi sonucu çıkan veriler aşağıdaki tabloda verilmiştir.
                                                     Doğal Bal        Sakkaroz şurup balı        İnvert şurup balı

tablo1

Tablodan gördüğünüz gibi yapılan invert şurup ile beslenen arılardan alınan balda HMF oranı bal ve sakkaroz şurubu ile beslenen arılardan elde edilen baldan 20 katı kadar daha fazla çıkmıştır. Araştırmacılar bunun sebebini invert şeker şerbetinin yüksek ısıya tabi tutulmasından dolayı kaynaklandığını belirtmiştir.

 

Ayrıca araştırma sonuçlarında, balın kalitesinde etkili olan ve balda yüksek düzeyde bulunması istenen diyastaz enzim aktivitesi doğal bal ve sakkaroz şeker şerbeti ile beslenerek elde edilen ballarda  yüksek çıkarken, invert şeker şurubu ile beslenerek elde edilen balda istatistiki olarak düşük düzeyde bulunmuştur. Bütün dünyada üretilen balların diyastaz enzim aktivitesinin değerinin 8’den düşük olması istenmez.Yapılan araştırmalarda oda sıcaklığındanda 20 ay saklanan ballarda diyastas enzim aktivitesinin % 60 düzeyde düştüğünü göstermiştir(Doğaroğlu 2008).

 

Benim bu araştırmadan ve bu zamana kadar edindiğim bilgiler doğrultusunda konu hakkındaki kişisel düşüncelerim:

1-             Baldaki HMF oranı yükseldikçe, diyastas enzimi aktivitesi düştükçe balın kalitesi düşer. Bu yüzden bal arılarının asitle invert edilmiş şeker şurubundan yaptıkları bal doğal bal, enzimle invert edilmiş şurup yada toz şekerden yapılan (sakkaroz ) şurup ile beslenerek yapılan baldan daha düşük kaliteli olacaktır.

2-             HMF toksit bir maddedir. Sadece ısıtma sonucu ortaya çıkmaz. Balın oda sıcaklıklığında uzun süreli bekletilmesi sonucundada artar. HMF fruktoz dan oluşur (Doğaruğlu 2008).

 

Hangi ülkenin arıcısı olursa olsun arılarını asitle invert edilmiş şeker şurubu ile besleyen arıcılar, arılarının düşük kalitede bal yapmalarını sağlamış olacaktır.

Bu tür düşük kalitede bal yaptırılarak beslenmesi sonucu arıların hangi fizyolojik ve davranış özelliklerinin değişeceği ile ilgili herhangi bir araştırmaya rastlamadım. Ama çok yüksek düzeyde HMF olan balların arıları öldürdüğünü biliyoruz.  Yüksek HMF ve düşük düzeyde diyastas enzimi aktiviteli bal ile beslenen arılar belki bir düzeye kadar ölmeyebilir. Fakat, davranış özellikleri bakımından belki tarlacılık performansları düşebilir. Yada bu balla beslenen kovan içi bakıcı arılar larvaları daha düşük sayıda besleme yapabilir. Fizyolojik olarak belki bu arıların sindirim sisteminde yaptıkları tahribat ile Nosema sprolarının daha rahat üreyebilecekleri ortamın oluşmasına neden olabilir. Bu örneker daha artırıllabilir.Buna benzer araştırmlar yapıldığında karşımıza daha orjinal sonuçların çıkacağını umuyorum.

Benim fikrime göre, özellikle üretici koşullarında yapılan bu şurub, teknik açılardan uygun şartların oluşturulmasında yaşanacak  zorluklar ve riskler nedeni ile arı beslenmesinde daha yüksek oranda olumsuz  risk oluşturacaktır. Bu yüzden arı dostlarına tavsiyem,  zorunlu olmadıkları sürece (kış beslemesinde gecikme, yağmacılık sorunu ..vb) , arılarını asitle invert edilmiş  şurup ile beslememelidir. Beslemek zorunda kaldıklarında ise, bunu kontrollü şartlarda üretilen tesisleri ve teknik personele sahip olan yerlerden almalarıdır. Benim şu anda çalıştığım arı lab. da bizler arılarımızı sakkaroz (toz şeker) şeker şurubu ile besliyoruz.

Washington Eyalet üniversitesi bal arısı laboratuarı nın yöneticisi olan Prof. Dr. Steve Sheppard ile yaptığım görüşme esnasında, kendisine invert şurup hakkındaki görüşlerini ve burada koloni beslenmesinde neden invert şurup yerine toz şekerden yapılan şurubun kullanıldığını sordum.
Kendisi, bana bundan yaklaşık 10 yıl önce A.B.D.’ de asitle  invert edilmiş şurupta bulunan HMF ve kulanılan asitler yüzünden zehirlenmelerin olduğunu, toplu koloni ölümleri yaşandığını, bu yüzden asitler ve yüksek sıcaklıklara çıkartılarak yapılan invert şurubun riskli olduğunu belirtti. Bununla birlikte, enzim yoluyla yapılan invert şuruplar da HMF ve asit zehirlenmesi riskinin olmadığını, kullanılabileceğini, fakat onun normal şekerden daha pahalı olduğu için şu an kullanılmadığını söyledi.
ABD’ de Puerto Rico, Washington state, Illinois, Michigan state, Ohio state, California Davis Üniversitelerinin bal arısı araştırma laboratuvarlarında belli sürelerde bulunma şansım oldu. Hiç birinin asitle invert edilmiş şeker şurubu kullandığını görmedim.